Neme Lazım ya da Tasasız Olmak


1.
Kanuni Sultan Süleyman, Beşiktaş’ta, Çırağan Sarayı’nın karşısındaki yamaçta medfun Yahya Efendi’nin Süt kardeşidir.
Yahya Efendi ve Kanuni Sultan Süleyman Trabzon doğumludurlar.
Yahya Efendi Kanuni Sultan Süleyman’dan bir kaç gün önce doğmuştur.
Ve Kanuni Sultan Süleyman’ın annesinin sütü yetmemiş olacak ki, Yahya Efendi’nin annesinden süt emmiştir.
Bu nedenle Kanuni Sultan Süleyman Yahya Efendi’ye kimi zaman birader, kimi zaman ağabey diye hitap etmektedir.
Kanuni Sultan Süleyman ve Yahya Efendi çocukluklarının önemli bir kısmını doğum yerleri olan Trabzonda geçirdikleri için, aralarında çok yakın ve muhabbetli bir dostluk oluşmuştur.
Yavuz Sultan Selim’in Trabzon Valiliği sırasında gelişen bu dostluk, Yavuz’un Sultan olup İstanbul’a gelmesiyle de devam etmiştir.
Çünkü Yahya Efendi Kanuni Sultan Süleyman’ın maiyetiyle birlikte İstanbul’a gelmiştir.
Yahya Efendi Trabzon’da başladığı ilim tahsiline İstanbul’da da devam etmiş ve daha sonra değişik medreselerde müderris olarak görev yapmıştır.
Yahya Efendi ilimi derinliğinin yanında aynı zamanda irfan ehli ve tıpkı Kanuni Sultan Süleyman gibi iyi şairdir.
Kanuni Sultan Süleyman şiirlerinde Muhibbi mahlasını, Yahya Efendi şiilerinde Müderris mahlasını kullanmıştır.
*
2.
“Kanuni Sultan Süleyman, en yüksek duruma getirmiş olduğu devletin akıbetini hayâl eder, günün birinde, Osmanoğulları da inişe geçer çökmeye yüz tutar mı, diye derin derin düşünmeye başlar.
Bu gibi soruları çoğu zaman süt kardeşi meşhur âlim Yahyâ Efendi’ye sorduğundan bunu da sormaya niyet eder.
Güzel bir hatla yazdığı mektubu keşfine inandığı Yahyâ Efendi’ye gönderir. ‘Sen ilahî sırlara vâkıfsın.
Kerem eyle de bizi aydınlat.
Bir devlet hangi halde çöker?
Osmanoğulları’nın âkıbeti nasıl olur?
Bir gün olur da izmihlâle uğrar mı?’
Şeklinde mektubunu gönderir.
Güzel bir hatla yazılmış mektubu okuyan Yahyâ Efendi’nin cevabı bir bakıma çok kısa, bir bakıma içinden çıkılmaz bir hâl alır:
‘Neme lâzım be Sultânım!’
Topkapı Sarayı’nda bu cevabı hayretle okuyan Sultân, bir mânâ veremez. Yahyâ Efendi gibi bir zâtın böylesine basit bir cevapla işi geçiştireceğini pek düşünmez.
Söylenmeye başlar:
‘Acaba bilmediğimiz bir mânâ mı vardır bu cevapta?’
Nihayet kalkar, Yahyâ Efendi’nin Beşiktaş’taki dergâhına gelir.
Sitem dolu sorusunu tekrar sorar:
“Ağabey ne olur mektubuma cevap ver.
Bizi geçiştirme, soruyu ciddiye al!’
‘Sultânım sizin sorunuzu ciddiye almamak kâbil mi?
Ben sorunuzun üzerine iyice düşündüm ve kanaatimi de açıkça arz ettim.’
‘İyi ama bu cevaptan bir şey anlamadım.
Sadece, neme lâzım be Sultânım, demişsiniz.
Sanki ‘beni böyle işlere karıştırma’ der gibi bir anlam çıkarıyorum.’
‘Sultânım!
Bir devlette zulüm yayılsa, haksızlık şâyi olsa, işitenler de ‘neme lâzım’ deyip uzaklaşsalar, sonra koyunları kurtlar değil de çobanlar yese, bilenler bunu söylemeyip sussa...
Fakirlerin, muhtaçların, yoksulların, kimsesizlerin, feryâdı göklere çıksa da bunu da taşlardan başkası işitmese, işte o zaman devletin sonu görünür. Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimâd ve hürmeti sarsılır.
Asayişe itaat hissi gider, halkta hürmet duygusu yok olur.
Çöküş ve izmihlâl de böylece mukadder hâle gelir’
Bunları dinlerken ağlamaya başlayan koca sultan, söyleneni başını sallayarak tasdîk eder, sonra da kendisini böyle ikaz eden bir âlime memleketinin sahip olduğu için Allah’a şükreder.
Yahya Efendi'ye ise bu tür tenbihlerini mutlaka söylemesi gerektiğini anlatır.” (Gizlenen Tarih Sitesinden alınmıştır)
*
3.
Yöneticilik yapanlar bilirler yani mutlaka başlarına gelmiştir.
Öyle ki, kimi zaman yanındakilerin çevirdikleri dolapları, kendi adını kullanarak kendilerine sağladıkları avantaları, yöneticilik görevleri bittikten sonra duyarlar, anlarlar ve ne yazık ki kendi adlarına yapılanları düzeltme imkanları kalmamıştır.
Bu tür oluşların ahiret hesabı olmayanlar için elbette önemi yoktur.
Onlar ahirete ve elbet mizana, hesaba, yaptıklarının mizanda önlerine konacağına inanmazlar.
Onlar için sadece bu dünya vardır.
Onlar ölecekler ve toprak olup gideceklerdir.
Burada yaptıkları, yaşadıkları, zulümleri, yalanları, talanları yanlarına kar kalacaktır.
Tıpkı Mekke Müşriklerinin düşündükleri gibi...
Fakat...
İnananlar bilirler ki, Anadolu insanının o muhteşem ifadesiyle o dehşetli hesap gününde ‘boynuzsuz koyunun hesabı, boynuzlu koyundan alınacaktır’.
Kimilerinin sandığı gibi, o dehşetli hesap gününde ‘her koyun kendi bacağından asılmayacaktır’.
Burada koç olmadıkları halde koç gibi dolaşanlar, orada koyun gibi olmadıklarına binllerce kez pişman olacaklardır.
Fakat kaçış ne mümkün!
Fakat geri dönüp tevbe etmek ne mümkün!
Fakat toprak olup yere serilmek, Anadolu insanının ifadesiyle ‘hak ile yeksan olmak’ ne mümkün!
Bu bakımdan ahiretin mutlak olduğunu bilen yöneticilerimiz bilmelidirler ki, ahiretin hesabı çok zordur.
Gücü ve sorumluluğu olanların hesabı, güçleri ve sorumlulukları ölçüsünde daha çok olacaktır.
Orada hiçbir yağdanlığın, dalkavuğun, şakşakçının şefaati fayda vermeyecektir.
Orada diller susacak, eller, ayaklar, deriler konuşacaktır.
Ahirete inandıklarından şüphe etmediğimiz yöneticilerimiz, başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere din gününü, mizanı, hesabı, kitabı iyiden iyiye düşünmeli ve kendilerine ulaşan ikazları dikkate alıp gereğini yapmalıdırlar.
Özellikle kul hakkıyla ilgili konularda...
Özellikle adam kayırmayla, işi ehline vermemekle ilgili konularda...
Özellikle beytülmalden yapılan israfla ilgili konularda...
Özellikle yolsuzlukla ilgili konularda...
Özellikle gece kondudan gelip de 10-15 yılda Karun olanların, bu kadar kısa sürede nasıl da Karun olduklarıyla ilgili konularda...
*
4.
Bizlere yani yönetilenlere düşen mi?
Elbet elimizden geldiğince yönetimi ve yöneticileri ikaz edeceğiz.
Asla ‘neme lazım’ demeyeceğiz!
Gördüğümüze göz yummayacağız!
Duyduğumuza kayıtsız kalmayacağız!
Yalan haberin sahibi ve yayıcısı olmayacağız!
Ben mi düzelteceğim, dediğimi kim tutar ki, bu işi düzeltmek bana mı kalmış demiyeceğiz!
Ülke için mutlaka tasamız olacak!
‘Bizi Suriye batağına kim soktuysa, şimdi de o çıkarsın’ ahmaklığına düşmeyeceğiz!
Şimdi hesaplaşma zamanı olmadığını ve hasbi olmak zorunda olacağımızın bilincinde olacağız!
Elimizden geldiğince, bir yandan yönetimi ikaz ederken, diğer yandan yönetime yardımcı olmaya çalışacağız!
Ve yönetime dua edeceğiz!
Bileceğiz ki yönetim iyi olursa insanımız, ülkemiz, İslam dünyası ve bütün yer yüzünün mazlumları iyi olacaktır.
Çünkü biz milletçe bekleniyoruz.
Nasıl mı?
İşte şöyle:
Bu hikaye uzar gider yine de bitmez!
Çünkü Allah cc bu milleti bitmeyen ve kıyamete kadar bitmeyecek olan bir hikayenin kahramanı yapmış...
Bununla öğünülmez...
Buna sadece hamd edilir...
Ve işte hamd edilecek hikayemizden kesitler...
Bu kesitlerle muhteşem bir kitap yazılır...
Okuyalım!
Ne diyor Burkina Fasolu Müslüman?
‘Biz Osmanlıya imam olamayız.’
Ne diyor Cibutili Müslüman?
‘Biz Osmanlıdan sonra devlet görmedik ki’
Ve ne diyor Morolu Müslüman?
‘Sen Türkiyelisin!
İmamet sana düşer’
Ne diyor İzzet Begoviç?
‘Sen Türksün!
Bir ırk değilsin!’
Ve İzzet Begoviç ekliyor:
‘Tabuttaki son Türk mezara konulmadıkça Türk en büyük güvencemizdir’
Ne diyor Nahcivanlı ana oğluna?
‘Devlet (Osmanlı) size yardım ediyorsa korkmayın!’
Kabede Türkiyeye dua eden bir Müslümana, neden kendi ülkene değil de Türkiyeye dua ediyorsun diyene o müslümanın verdiği cevap neydi?
‘Benim ülkem iyi olursa, sadece benim ülkem iyi olur.
Türkiye iyi olursa bütün İslam dünyası iyi olur!’
Ne diyor Boşnak Müslüman Sırp zulmünü anlatırken?
‘Bizi Türk olduğumuz için öldürdüler!’
Ne diyor Bosnalı ana yardım getiren Türk Subayına?
‘Geleceğinizi biliyorduk!’
Elbet geleceğiz!
Gelmemek elimizde değil ki...
Çünkü bizi yaratan güç getirecek bu milleti bekleyenleri daha fazla bekletmemek için!
*
5.
Ve dediklerim çerçevesinde, üç yıl önce yaptığım bir ikazı burada tekrarlıyorum.
Bunu düşünen ve ne bildiğini bilen bir mümin olarak tekrarlamak zorunda olduğum için tekrarlıyorum.
Tekrarlamazsam sorumlu olacağımı bildiğim için tekrarlıyorum.
Elest Bezminde Rabbime verdiğim, ‘dimdik olma’ sözümde durduğumuz göstermek için tekrarlıyorum.
Acısı olanların acısına ortak olmak zorunda olduğumu bildiğim için tekrarlıyorum...
İşte o yazım:
AK Parti yani açılımıyla Adalet ve Kalkınma Partisi…
Bu ülkeye getirdiği siyasi ve ekonomik istikrarı elini vicdanına koyan hiç kimse inkâr edemez.
Bu ülkeye sağladığı ekonomik ve siyasi istikrar dolayısıyla kazandırdığı eserleri de hiç kimse inkâr edemez.
Üç beş domuzsever uzmanıyla Türkiye Cumhuriyetinin ekonomisine yön veren, yol gösteren IMF’yi kovmasını da kimse küçük göremez.
Bu ülkeye kazandırmak için vadettiği heyecan verici eserlere de kimse burun kıvıramaz, gözardı, kulakardı edemez.
AK Parti lideri Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ekonomisi güçlü ülkeler karşısındaki onurlu duruşunu da; aklıyla, parasıyla, entrikalarıyla dünyayı yöneten Yahudi’nin efsane liderlerinden Simon Peres’i dünyanın gözü önünde mat edişini de kimse unutamaz.
İşte bütün bunlardan sayılamayacak çok sayıda hizmetinden dolayı, çok partili demokratik hayata geçeli beri, bu millet 1950-1960 arasından sonra, hiçbir siyasi kadroya vermediği desteği AK Partiye ve onun lideri Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a verdi.
Bu kadar güzel hizmetleri Türkiye’mize kazandıran AK Parti hükumetinden beklentimiz, lanetli FETÖ yapılanmasıyla alakası olmayan bazı öğretmenlerimizi ve akademisyenlerimizi, bu vatansız namertlerin safından ayırmasıdır.
Bunu mutlaka yapmalı ve sudan bahanelerle işlerinden edilen insanlarımızı görevlerine iade etmeleridir.
“Biz bu kadar namert vatansızı ihraç ettik veya işten el çektirdik, bu arada o kadar yanlışlık olur” dememelidirler.
Çünkü vicdanı olan herkes, yapılan yanlışlığın mutlaka düzeltilmesini ister.
Ben de yapılan yanlışlıkların düzeltilmesini istiyorum ve bekliyorum.
(03 Ekim 2016)
*
6.
Bekliyorum!
Yarılmış toprak suyu nasıl beklerse, ben de haksızlıkların düzeltilmesini ve adaletin uygulanmasını öyle bekliyorum...
Ve imanım gereği:
Ümidimi hiç kaybetmedim!

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3445/neme-lazim-ya-da-tasasiz-olmak.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

enver pektaş
08.10.2019 09:53
Tarihin ilk ve en büyük imparatorlarından Makedonyalı Büyük İskender, hiç bir kusuru konusunda kendisini uyarmayan vezirine, “Sana ihtiyacım yok” demiş. Vezir, “Neden hükümdarım?” diye sorunca, şu yanıtı vermiş: “Çünkü ben de bir insanım, sen bu kadar süre zarfında benim tek bir hatama bile rastlamadıysan cahilsin demektir, kusurlarımı gördün de örtbas ettiysen, o zaman da hainsin demektir.”

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar