Yargı ve Keyfilik

Kişisel inisiyatife bırakılan her yetki keyfiliğe neden olur. Bilhassa yargıda bu, kararlar arasındaki standardı kaldırarak, birbiriyle çelişen, hakimden hakime değişen kararlar verilmesine zemin hazırlar. Keyfiliğe neden olmamak için  keyfiliği sınırlayan bir hukuki zemininin sağlanması, hakimin hükmüne duygularını veya ideolojik görüşlerini karıştıracak bir alanın bırakılmaması gerekir.

Ne yazık ki, Türk yargılamasında böyle bir duyarlılığı bulabilmek çok zor. Siyasi mücadelelerin sert olması ve taraflar arasındaki ideolojik uçurumun büyüklüğü hakim kararlarına da yansımakta, neticede ortaya çok çelişkili kararlar çıkmaktadır. Ancak tek sorun yasalarda ki boşluk değildir. Boşluk bulunmayan alanlarda bile, bu defa aynı keyfilik yasaların yorumlanmasında ortaya çıkmaktadır.

Bunu görmek için, son yıllarda AYM ve Yargıtay’ın bazı kararlarının ilk derece mahkemeleri tarafından uygulanmamasına, hatta eleştirilmesine bakmak kafidir. Yargı dereceleri arasındaki bu tutum farkı aynı yasalara tabi yargıçların yasalardan çok farklı motivasyonlarla hareket ettiklerini göstermektedir.

Adalet mekanizmasını çürüten bu arızalı bakış tarzını sadece yargı paketleri açarak gidermek mümkün değildir. Çünkü bu yasaların eksikliğine veya yoruma müsait yanlarına dönük bir durum değil, tamamen kişisel ahlakla ilgili bir durumdur. Yargıçlara yasalardan önce bir yargılama ahlakı, adalete bağlılık şuurunun verilmesi şarttır. Adalete bağlılık şuuru, yargılamalarda siyasi veya şahsi kriterler yerine yasaların amaçlarına göre hareket etmeyi gerektirir. Amaç bu olduğunda, kişisel eğilimler de giderek daha az kararlara yansıyacaktır.

Yakın bir geçmişe kadar cezadan amaç işlenen suça karşı bir ödetme hatta bir intikam biçimiydi. Günümüzde cezanın asıl amacı ıslahtır, suçluyu bu yolla topluma kazandırmak kamu düzeni için zararsız hale getirmektir. Bunu hedefleyen bir yargı daha insani, daha adil ve daha az incitici olacaktır. Hukuk geleneğimizde “kanunun kestiği parmak acımaz” vecizesi böyle bir yargılama biçimi için söylenmiştir. Kararlar ne kadar hukuka ve vicdana uygun olursa suçlu dahil, toplum tarafından o kadar kabul görür.

Yargı devletle vatandaşın birbirine en çok dokunduğu alandır. Bu alandaki mekanizmaların doğru çalışması vatandaşla devlet arasındaki bağları güçlendirecek, yargı kaynaklı devlet karşıtlıklarını da ortadan kaldıracaktır. Günümüzde yakınmaların çoğu ekonomi ile birlikte yargı kaynaklıdır. Bir yargı paketine gerek duyması bile iktidarın bu gerçeği gördüğünü,  tedbir almaya çalıştığını göstermektedir. Lakin söz konusu pakette, Yüksek yargı ile ilk derece mahkemeleri arasındaki zıtlık ve karşıtlıkların nasıl giderileceği ortaya konulamamıştır. Anayasa Mahkemesi vatandaşın hukukunu arayacağı en üst kurumdur. Buradan çıkan kararlara ilk derece mahkemeleri direnecek, istediğini uygulayıp istediğini uygulanmayacaksa AYM’nin verdiği kararların bir önemi kalır mı? Yargı, militanlık veya siyaset yapılacak bir alan değildir. Bu sağlanmadığı müddetçe hakimden hakime, suçludan suçluya değişen kararlardan kurtulmak mümkün değildir.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3444/yargi-ve-keyfilik.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar