Müslümanların Bilgi ve Siyaset Sorunu-5

İlk dört incelemede Müslüman dünyadaki bilgi problemini, otoriter, liberal ve muhafazakar siyaset akımlarının tarihsel gelişim süreçlerini ele almıştık. Bu yazımızda İslamî siyaset konusunu inceleyeceğiz.
İsmail Kara’nın İslamcılık tanımıyla başlayalım: “19 – 20. yüzyılda İslam’ı bir bütün olarak yeniden hayata hakim kılma ve akılcı bir metotla Müslümanları, İslam dünyasını batı sömürüsünden, zalim ve müstebit yöneticilerden, esaretten, taklitten, hurafelerden kurtarmak, medenileştirmek, birleştirmek ve kalkındırmak uğruna yapılan aktivist ve eklektik yönleri baskın siyasi, fikri ve ilmi çalışmaların, arayışların bütününü ihtiva eden bir düşünce ve harekettir.” Burada ortaya konulan İslamcılık tanımını Siyasal İslam, İttihadı İslam, Panislamizm gibi kavramlar için de kullanmak mümkün.
İslamcı siyasetin en belirgin özellikleri olarak “öze dönüş” yani Kuran ve Sünneti temel referans kabul etmek, devleti bu istikamette yeniden inşa edip İslam toplumunu batı karşısında geri kalmışlıktan kurtarmak, sömürüyü sonlandırmak ve liyakat, istişare ve adalet merkezli yeni bir siyaset üretmek olarak sıralayabiliriz.
Her şeyden önce “Siyasal İslam” dediğimiz olgunun Müslüman dünyanın gündemine 1850’lerden sonra girdiğini not edelim. Müslümanların, Batı karşısındaki zayıflama, gerileme ve savaşlarda yenilmesine, bir de toplumdaki dini yozlaşmanın eklenmesi bir arayışı zorunlu kıldı. İşte bu süreçte ilk siyasal İslamcılar diyebileceğimiz Namık Kemal, Ziya Paşa ve Ali Suavi gibi isimler karşımıza çıkar. Bu dönemde zaten Müslümanlara ait bir devlet var olduğu için bunların hedefi, devletin özüne dönmesi ve toplumdaki ahlaki yozlaşmanın önlenmesiydi. Aslında Osmanlı için önerdikleri bir Rönesans idi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin laik temeller üzerine yükselişi, 1947’de Pakistan’da İslam referanslı bir devletin kuruluşu ve 1979’da İran’da Şii bir İslam Devleti’nin kuruluşu siyasal İslamcı hareketlerin hedeflerinin bölgesel olarak değişmesine neden oldu.
Türkiye özelinden gidersek, Cumhuriyet sonrası kurumsal İslamcı siyaset olarak karşımıza ilk Milli Selamet Partisi çıkar. Onun kapatılmasıyla aynı akımın diğer partileri varlığını sürdürür. Merhum Necmettin Erbakan’ın sürece en büyük katkısı ise Müslümanları siyasete sokması ve şiddetten uzaklaştırması olmuştur. Milli Görüş partilerinin dünya görüşünü batının teknolojisi ile İslam’ın maneviyat ve ahlakı bir de Türk kültürü oluşturmaktaydı. 28 Şubat 1997 Postmodern Darbesi’nden sonra İslamcılık ciddi bir evrim geçirdi ve büyük oranda iddia ve hedeflerinden vazgeçti. Her ne kadar kendisini hiçbir zaman İslamcı olarak tanımlamasa da Ak Parti iktidarı dönemlerinde İslamcıların mücadelesini verdiği pek çok alanda kazanım elde edildi. Yıllarca mücadelesi verilen başörtüsü sorun olmaktan çıkartıldı. Eğitim alanında milliyetçi- muhafazakar kanadın takdirini toplayan yenilikler yapıldı. İçki, zina, faiz, yasama ve yargı gibi siyasal İslam’ın hassasiyet konularına dokunul(a)masa da sağlanan özgürlük ortamında toplum rahatladı.
Bu kısmi kazanımlarına rağmen İslamcıların temel iddia ve değerlerini kaybettikleri yönündeki tezler görmezden gelinecek türden değildir. İslam devleti kurma fikrinin devleti ele geçirmeye dönüşmesi ilk büyük kırılma olarak not edilmelidir. Süreç içinde Müslümanlar
önce zengin oldu. Kötü olan bunun devletin adaletsiz desteği ile oluşuydu. Sonra bürokrasi ele geçirildi. Burada liyakat değil taraftarlık belirleyici oluyordu. Yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklar konusundaki vaatleriyle iktidara gelen siyasi kadrolar başarısız bir sınav veriyordu. Milli gelir adil dağıtılamıyor, kişi başına düşen GSMH tüm sihirbazlıklara rağmen eriyor. Ailenin çöküşü durdurulamıyor, bireyselleşme ve bencilleşme almış başını gidiyor. Din ve ahlak dip yapmış durumda. Eğitimden kimse memnun değil. Ve tüm bunların faturası kendileri kabul etmese de İslamcı diye nitelenen bir kadroya kesiliyor. Burada daha kötü olan bir husus var. İslamcılık ile İslam olgularının aynîleştirilmesi. İslamcılık insana ait bir tez iken İslam Allah’a ait bir dindir. Dolayısıyla İslamcıların hata ve zaaflarını İslam’a ve tüm Müslümanlara aitmiş gibi bir yaklaşım içine girmek ya bilinçsizlik ya da yıpratma gayretinden başka bir anlam ifade etmemektedir.
Burada Ömer Çaha’nın bir sözünü ekleyelim. O diyor ki, “Aslında hiçbir din siyasi bir ideoloji ile yakınlık içine girmez. Eğer giriyorsa bu doğal bir durum değil konjonktürel bir durumdur” Yani İslam ne sağ ne milliyetçi ne muhafazakar ne de liberal bir siyasi akıma eklemlenebilir. Fakat 20.yüzyılın başlarından itibaren İslam toplumlarını yönetenlerin aşırı laiklik uygulamaları pek çok alim ve fikir adamını bu yöne zorlamıştır. Namık Kemal, Ziya Paşa gibi isimlerle başlayan bu moderne karşı modern tepki Mehmet Akif, Said Halim Paşa, Elmalılı Hamdi Yazır, Eşref Edip gibi zatlar tarafından devam ettirildi. 1950’lerden sonra da Necip Fazıl’ın adeta sözcülüğünü yaptığı İslamcı söylem 1970’lerde milliyetçi, 1980’lerde liberal, 1990’larda muhafazakar damarı belirgin olan bir model olarak bugünlere geldi. Tabi bu arada Pakistanlı Mevdudi, Mısırlı Hasan el-Benna, Seyyid Kutup ile İranlı Ali Şeriati, Murtaza Mutahhari, Abdülkerim Süruş gibi isimlerin eserlerinin Türkçeye kazandırılmasının bu damara katkısını da unutmamamız gerekir.
İslamcı siyaset ne yazık ki ne Pakistan’da, ne İran’da, ne Mısır’da ne de Türkiye’de iyi bir model ortaya koyabildi. Oliver Roy’un “Siyasal İslam’ın İflası” olarak ileri sürdüğü tez bu ülkelerde üretilen tecrübeyi dikkate aldığımızda ne yazık ki haklı çıktı. Belki de dinin/İslam’ın kutsiyetini koruması anlamında olması gereken siyaseti kendi mecrasında sürdürmektir. Zira verilen her kötü sınavın bedelini sadece biz değil savunduğumuz değerler de ödemek durumunda kalıyor. İslamcılığın 28 Şubat sonrası Türkiye’sinde geldiği şu son örneklem konunun bu bağlamda bir kez daha ele alınmasını zorunlu kılıyor.
Biz bu yazı dizisinde otoriter, liberal, muhafazakar ve İslamcı siyaset felsefelerine yüzeysel bir bakış açısı ile bakmaya çalıştık. Milliyetçi ve sosyalist siyaset konusuna girmedik.

(Daha ileri okumalar için: Gelenek ve Modernlik Arasında İslamcılık, Umran Dergisi Yayınları; Türkiye’de İslamcılık Düşüncesi, Müslüman Kalarak Avrupalı Olmak, İsmail Kara; Din ve Siyaset, Ali Bulaç; Farabi’den Abduh’a Siyasi Düşünce, Huriye Tevfik Mücahid; Kamusal Özgürlükler, Raşid el Gannuşi; Yeniden Yapılanma, Muhammed Abid el Cabiri)

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3430/muslumanlarin-bilgi-ve-siyaset-sorunu-5.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar