'Nereden Nereye' Geldik

Hangi ümitlerle yola çıkmıştık. Seksen yıllık hasretimiz, iç yangınlarımız vardı. Gerçi zaman zaman nefes aldığımız dönemler yok değildi. Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi, Refah Partisi dönemlerinde bu millet ölmeyecek kadar hava teneffüs edebilmişti belki. 

Bu millet, değerlerinden koparılmak suretiyle esir edildiği adadan, kendini kurtaracak geminin bir gün mutlaka geleceği umuduyla yaşadı. Nihayet milletin beklediği gemi geldi. Kaptanın vaatleri vardı elbette. Ortak aklı önceleyecekti; yoksullukla, yolsuzlukla, ve yasaklarla mücadele edecekti. Ama hiç te öyle olmadı. Mücadele edeceğini söylediği şeyleri zaman içinde kendisi ve yakın çevresi yapmaya başladı. Üretim odaklı çalışmak yerine, üretmeden tüketme odaklı harcamalarla yoksulluk katmerlenerek arttı. Yoksul iyice yoksullaştı. İktidar tarafından o ya da bu şekilde uygulanan eleştiri yasağı ile yasaklar hızını arttırarak devam etti. Yolsuzluk da giderek arttı. Şurada yolsuzluk var diyen ilk dönem bir milletvekilinin aldığı cevap ”Bu müfettiş kafasını bırak!” oldu. Bir şeyden uzaklaşılabilir belli oranda ama iktidarın kurucu değerlere öz itibarıyla bu kadar yabancılaşması anlaşılır gibi değildir.
Hani ortak akıl kullanılacak, dolayısıyla herkes yönetime dahil edilecekti. Diyeceksiniz ki vatandaş hür iradesi ile oyunu kullanıyor ya. Vatandaşın oy zamanı gidip oyunu kullanması, yönetime dahil olması anlamına gelmez. Yönetime dahil olmak aslında çoğulcu bir aklın işlerlik kazanmasıyla başlar. Çoğulcu akla işlerlik kazandırılmadığı gibi, bunun yerine korku imparatorluğu oluşturuldu. Çoğunluk tek adamın niyetini okuyarak ona göre vaziyet alma yolunu seçti.
Kulislerde, genel kurullarda sürekli uyuyan bir siyasi büyüğe “Neden sürekli uyuyorsun?” diye sormuşlar. Verdiği cevap oldukça ilginçtir. “Reis ne derse ben onu yaparım, yargılamam, sorgulamam. Tabii ki bunun dışında bana düşen uyumaktır.” Galiba bu davranış biçimi hayatı kolaylaştırmaktadır. Çünkü iş kişinin kendisiyle de bitmiyor. Bu kişinin çocukları da layık olmadığı makamlarla nasıl şereflendirilecektir? Bu kimselerin çocuklarının üst düzey yerlere getirilmesinin adı da “vefa” oluyor. Biz Mekke fethedilince, Kâbe’nin anahtarını yakın çevresine değil, gayrı müslim de olsa ehline teslim eden bir peygamberin ümmetiyiz. Bu millet çok zulüm gördü ama böylesini görmedi. Tek akıl, ahbap çavuş ilişkisine göre ehliyet, liyakat ve siyasi ahlakı bir kenara bırakarak yoncayla ayrık otunu ayıramayan ilahiyatçıları, tıp doktorlarını Tarım Bakanı yapmıştır. Çocuklarının arkadaşı olmaktan başka bir sıfatı olmayan insanları en üst makamlara taşımıştır.. Ben yaptım oldu, siz kimsiniz denildi bu millete. Bu davranış biçiminin diğer adı devleti sinsice ele geçirme uygulamasının bir başka adıdır. Aile bireyleri ve bu bireylerin arkadaşları başta olmak üzere diğer yakın çevreyle birlikte, çıkar ilişkileri dahilinde hareket eden insanlar ve diğerleri diye bu millet kategorize edildi. Yani iktidar olmanın gerekleri değil de devleti ele geçirmenin telaşı her gün büyüyerek devam etti. Devlet, sadece size lazım değil, asıl bu millete lazım. Devleti ele geçirme gibi bir art niyetin içinde olanların hesaplarını bu millet görmüştür, görecektir. Bu şekilde davranan bir siyasi iradenin FETÖ gibi hain yapılanmalardan ve onların devleti ele geçirme girişimlerinden bir farkı var mı ? Artık bu millet, kurtarıcı kılıklı menfaatperest taifeden kurtulmak istemektedir. Bu millet, mal mülk peşine düşmüş, halk ne yer ne içer, ne yakar, ne giyer, nasıl yaşar, ne düşünür, ne bekler gibi bir derdi olmayan bu iktidarın iktidarına son vermek istemektedir. Çünkü yapının tek derdinin ve davasının iktidarda kalmak olduğunu halk çok iyi bilmektedir.
Cumhuriyet tarihi boyunca, hekim ve hakimlerin en fazla arttığı dönem olarak AKP dönemini görebiliriz. Bu durum iyi mi kötü mü? Platon’a göre hekim ve hakimlerin artması aslında toplumsal olarak hastalık düzeyinin arttığının göstergesidir. İnsanların dengeli ve yeterli beslenme bilinç ve imkanı bozulmuş, zararlı alışkanlıkların pençesine düşmüş; belki konuşarak halledeceği bir sorunun hallini, kendilerini hiç tanımayan, uykulu gözlerle dosyayı bile okumaktan aciz hakimden bekler hale gelmiştir. Bu şartlarda hukuk diye bir şeyin de kalmadığı; hukukun kişinin siyasi görüşüne ya da ekonomik durumuna göre pozitifleşip negatifleştiğini bilmekteyiz. Buna göre güçlünün hukukunun olduğu bir Türkiye’de yaşadığımız unutulmamalıdır. Adalet ve ahlak pusulası şaştı mı bütün göstergeler de şaşar. Etrafı tehlike sarar. İçinde bulunduğumuz durumun hiç de iç açıcı olmamasının nedenlerini uzakta aramak yerine, adaletin herkes için olmayışında, ve kurucu değerlerimizden uzaklaşmamızda arasak daha gerçekçi olmuş oluruz.
Dava adı altında ülkenin zenginliklerini sömürenlere sorarım: Sizin davanız ne davası Allah aşkına? Cevabını ben vereyim. Davanız cebiniz. Unutmayalım ki şöhretten ve cebinden başka davası olmayanları bu millet affetmedi affetmeyecektir; onlar iflah da olmazlar.
Bir kişi ya da millet, her şeyini kaybetsin ama asla umudunu yitirmesin. Umudunu yitiren her şeyini yitirmiştir. Sayın Ahmet Davutoğlu ve arkadaşları bu millete umut olmuştur. Sadece altı kişi değil herkes korkuyu kovmalıdır. Korkuyu korkutamayanlar ne kral çıplak diyebilirler ne de kral hasta. Millet, sorunlarını iktidarda bulunan zihniyetin çözeceğine dair umutlarını yitirmiş durumdadır. Haklı olarak yeni umut peşine düşmüş, yeni arayışlara girmiştir.
Vatan sayısız yiğitlerle dolu. Ancak yönetici olacak kişinin yiğitliğinin yanında diğer insanlardan başka özelliklerinin olması da gerekir. Yücelerden ışıksız mağaralara inerek, hiç gün yüzüne çıkmadığı için gerçek nesneleri görmemiş elleri ve ayakları bağlı insanların ellerini ve ayaklarını çözüp, onlara nesnelerin gerçeğini göstermek için onları mağara dışına çağıracak bir bilgeye ihtiyaç var. Bu bilge ölçülüdür, korkusuzdur, mal-mülk biriktirmekle ilgilenmez. Zaten bunlara gerek de yoktur. Çünkü kendisi altından daha değerli erdemlerle mücehhezdir. Kendi hamurunda ezelden var olan altını, ayrıca biriktirmeye ihtiyaç bile duymaz. Bilgiyi hazmederek diyalekt yapabilecek kapasitededir. ..
Hain, bölücü, fitne gibi sıfatlarla andığınız altı vatansever, ülkeyi ahbap çavuş ilişkisi temelinde yönetmeye çalışanların elinden kurtarıp, belki de aile şirketinin ele geçirme hamlelerinin derinleşmesini engelleyerek ilkeli, kararlı, şeffaf bir şekilde yönetmek isteyen iradedir.
Çıkılan sefer hayırlı uğurlu olsun. İşsizlere iş, aşsızlara aş olsun. İşçi , memur, emekli, insan onuruna yakışır şekilde yaşayabilsin. Bu ülke trafik cezalarıyla yönetilir olmaktan kurtarılsın. Esnaf sinek avlamaktan ; çiftçi mazota, gübreye indirim beklemekten , anneler tencere kaynatamaz olmaktan, babalar kara kara düşünmekten, gençler işsizlikten bunalıma girmekten kurtulsun. Kurtulsun , kurtulsun, ülke kurtulsun.
“Nereden nereye” geldik.
“Kurtarıcıdan kurtulma”yı diler hale geldik.
Çözüm yerine sorun üreten mevcut iktidardan kurtulmak için hep beraber yeni bir başlangıca.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3425/nereden-nereye-geldik.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar