Müslümanların Bilgi ve Siyaset Sorunu-4

Ülkemizde muhafazakarlık üzerine en önemli çalışmayı yapan Bekir Berat Özipek, muhafazakar düşünceyi akıl, toplum ve siyaset açısından ele aldığı doktora çalışmasıyla adeta modern zamanların yerleşmiş ve tabulaşmış kabullerini bir kez daha sorgulama fırsatı sunuyor bize. Özipek, muhafazakarlığı şöyle tanımlıyor: “Aydınlanmaya, onun akıl anlayışına, bu aklın ürünü olan siyasi projelere ve bu siyasi projeler doğrultusunda toplumun dönüştürülmesine ilişkin öneri ve uygulamalara muhalif olarak ortaya çıkan, rasyonalist siyaseti sınırlamayı ve toplumu bu tür devrimci dönüşüm projelerinden korumayı amaçlayan düşünce, siyaset ve felsefe biçimidir.”

Muhafazakarlık, Fransız Devrimi ve onun getirdiği değerlere bir reaksiyon olarak doğmuştur diyebiliriz. Zira Fransız Devrimi geleneksel algıları ve yapıları alt üst ederek yeni bir toplum kurma gayreti içindeydi. Bunun için de topluma her türlü baskı ve zulmü reva görüyordu. İnsan, toplum, düzen ve otorite muhafazakarların üzerinde durduğu dört husustur. Muhafazakarlara göre insan sınırlı bir varlıktır. Aynı zamanda içinde yaşadığı toplumun bir ürünüdür. Bu sınırlı insanın bilgileri de akla değil tecrübeye dayanır. Ömer Çaha’nın deyimiyle “tecrübe, gelenekleri, görenekleri, örf ve adetleri, alışkanlıkları yani sosyal ve tarihsel pratikleri içinde barındırır. Örf ve adetler bireyleri sınırlayıcı değil tekamül ettirici ve koruyucu değerlerdir.” Aynı zamanda insan rasyonel bir varlık olarak değil tarih ve toplumun meydana getirdiği bir varlık olarak algılanır. Muhafazakar düşüncede toplum adeta yaşayan bir organizma gibi düşünülür. Muhafazakarlar toplumu, sözleşmeci filozoflardan farklı değerlendirirler. Toplum sözleşmeyle oluşan ve mühendislik eseri yani istendiğinde müdahale edilebilen bir yapı değil insanları kuşatan, kapsayıcı ve insanı şekillendiren kompleks bir yapı olarak algılanır. Doğal bir oluşum olduğu için mevcut toplumsal düzen de en iyi düzen olarak kabul edilir ve korunması talep edilir. Toplumun doğal akışının öneminden hareketle devrim fikrine karşıdırlar. Onlar toplumdaki değişimin devrim yoluyla değil doğal evrim yoluyla olabileceğini savunurlar. Otorite/ Devlet ise klasik ve liberal muhafazakarlar arasında farlı değerlendirilen bir konudur. Sözleşmeci filozofların” rıza ve sözleşme” merkezli devlet toplum ilişkisi muhafazakar düşüncede “itaat ve sadakat” biçimine dönüşür.

İrlandalı Edmund Burke ve Fransız Joseph de Maistre muhafazakar düşüncenin iki önemli ismidir. Burke liberal muhafazakarlık, Maistre de otoriter muhafazakarlık düşüncelerinin kurucu alimleridir. Özellikle Burke liberal damarı belirgin olan İngiliz Muhafazakarlığının, Maistre ise monarşiyi demokrasiden üstün bir yönetim biçimi görecek kadar otoriteyi merkeze alan düşüncesiyle Fransız Muhafazakarlığının sembol isimleridir. Maistre, yönetimleri monarşi, aristokrasi ve demokrasi olarak üçe ayırır ve en idealinin monarşi en kötüsünün de demokrasi olduğunu söyler. Demokraside egemenliğin kime ait olduğunun belirsiz olduğunu ifade eder. Bugün şiddetle reddedilen bu düşüncelerin tarihi süreç içinde yani Aristo’dan Farabi’ye, Plüton’dan İbni Rüşd’e pek çok büyük düşünür tarafından savunulmuş olması ilginçtir.

Muhafazakarların Fransız İhtilali’ne yani devrime karşı oluşlarının tarihi bir haklılık göstergesi de devrimden sonra Fransa’nın yaklaşık yüz elli yıl Avrupa’nın en istikrarsız ülkesi oluşudur. Gerçekten de devrim olan ülkelerin uzun süre toplumsal düzenini kuramadığına dair pek çok örnek mevcuttur. 1917 Devrimi sonrasının SSCB’si, 1979 devrimi sonrasının İran’ı gibi İngiliz ve Amerikan devrimlerinden sonraki uzun yıllar devam eden iç savaşlar da buna örnek olabilir. Cezayir, Çin, Vietnam, Meksika, Almanya … diye listeyi uzatmak mümkün. Burada dikkat çekici olan, devrim sonrası uzun süre istikrarın sağlanamaması ve güvenliğin de baskı ve şiddetle ikamesidir. 1921 sonrası Türkiyesi’ndeki devrimlerin de benzer sosyolojik sonuçları olmuştur. Yüz yıl sonra hala Türkiye’de toplum, ideolojik kamplarını yıkamamış, en ufak bir girişim karşı blokun sinir uçlarını uyandırmaya kafi gelmiştir. Ne yazık ki “topluma rağmen toplum için” garabeti, Anadolu insanının ortak tarih, kültür, ideal ve değerler etrafında yekvücut oluşunu engellemeye devam etmektedir. Muhafazakar düşüncenin en azından bu yaklaşımının yani toplumsal değişimin devrim yoluyla değil evrim yoluyla olabileceği görüşünün haklılığını tarih kanıtlamıştır diyebiliriz.

Muhafazakar siyasetteki itaat ve sadakat kültürü de ayrı bir sorunsala işaret etmektedir. Liberal düşüncedeki bireysel hak ve hürriyetlere karşın otoriter siyaset anlayışlarına örnek gösterilen muhafazakar düşüncenin tepkisi toplum ve devletin mevcut haliyle korunmasının öncelenmesi biçiminde ortaya çıkmaktadır. Yine muhafazakar düşüncenin temel niteliklerinden olan süreç içi evrimle toplumun şekillenmesi ilkesine sosyalist düşüncenin devrim fikri karşılık olabilmektedir.

Türkiye sağcılık olarak da algılanan muhafazakar siyaset Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi ve Ak Parti ile siyaset arenasında varlığını sürdürmüştür. Tanıl Bora’nın Türk sağını milliyetçilik, İslamcılık ve muhafazakarlık olarak tasnif etmesi oldukça isabetli görünmektedir. Zira her üç akımın da bir birinden farklı ciddi hassasiyet alanları mevcuttur.

Amerika, Almanya ve İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde muhafazakar partilerin iktidarda oluşu bu düşüncenin toplumsal karşılığına işaret etmektedir. Gerek ABD’deki Cumhuriyetçiler gerekse Avrupa’daki Hıristiyan Demokratlar aynı damarı temsil etmektedir.

Kendisini “muhafazakar demokrat” olarak tanımlayan Ak Parti’nin son dönem geliştirdiği söylemler ve güvenlik merkezli aynı zamanda merkeziyetçi siyaset anlayışı yazı boyunca anlatmaya çalıştığımız düşünce biçimine aidiyetini ispat eder mahiyettedir. Zira sık sık dillendirilen “sadakat ve ihanet” jargonu bunun alenileşmiş biçimidir. Sadece Türkiye değil Müslüman dünyanın bir bütün olarak hala bu yüzyılda sağlam siyasi bir doktrin üretememiş oluşu yaşanan kaosların sebeplerinden biridir diye düşünebiliriz. Düşünce hürriyeti ve eleştiri kültürü gelişmeyen toplumların kendi kültür ve toplum yapılarına uygun siyasi paradikmalar üretmesi veya bunları üretecek mütefekkirler çıkarması kolay görünmemektedir.

Bir sonraki incelememizde İslamcılık akımını ele almayı ümit etmekteyim. Tüm okurlarıma iyi bir hafta dileklerimle…

(Daha ileri okumalar için; Muhafazakarlık, Bekir Berat Özipek; Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce/ Muhafazakarlık, İletişim Yayınları; Dört Akım Dört Siyaset, Ömer Çaha)



http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3420/muslumanlarin-bilgi-ve-siyaset-sorunu-4.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar