BİZE YEPYENİ GÜNDÜZLER ARMAĞAN EDİLİYOR

Türkiye ile birlikte İslâm varlığını yok etmeyi amaçlayan darbe ve işgal girişiminin sadece püskürtülmesi değil, püskürtülme biçim ve süreci Türkiye ile birlikte ümmetin yeni doğruluşlarına sebep olacaktır, olmaya başlamıştır.

Asla istenmeyen bir durum olarak darbenin elbette askeri, bürokratik, siyasi otorite tarafından başarısız kılınması çok önemlidir. Ancak 15 Temmuzla bizim asıl kazandığımız başarı ve zafer, darbenin sadece devletin milli güçlerinin karşı tutumuyla değil, doğrudan milletin duruma el koyması ile mümkün olmuştur. Millet öne atılarak kendinin ve devletin kaderine el koymuştur. Evet Malazgirt’ten, Çanakkale’ye bizi var kılan, canlı, diri kılan ruh, egemenlik hakkına doğrudan sahip çıkmıştır. Meydanlara inmiştir. Meydanlara, abartısız doğrudan savaş meydanına inmiştir.

Çok açık, çok net bir saldırı, çok açık, net ve kararlı bir direnç görmüştür. Eğer darbe birinci direniş aşamasında engellenemeseydi, hiç kimse kuşku duymasın ki ikinci aşamaya geçilirdi. Darbecilerin ellerinden alınan silahlar, başta onlara emir veren subaylar olmak üzere piyon olmayı kabullenmiş askerlerin de beyinlerinde patlardı. Yer yer laftan, sözden anlamadıkları kimi istisna durumlarda bu olmadı da değil. Bu kalkışmada kritik çizgiyi geçtikleri görüldüğünde, başta Ömer Halis Demir’in tereddütsüz yaptığı gibi vatan hainlerinin kafalarına sıkmaktan çekinilmedi. Oracıkta kendisi de şehit edildi. Ruhu şad, mekânı cennet olsun. Bütün şehitlerimizi buradan bir kez daha selâmlıyorum.

Bu onurlu, bu kutlu milleti tebrik ediyorum. Vuruşmanın en sıcak, en ateşli zamanlarında bile, şehit olmaya yürürken bile metanetini, vakarını elden bırakmadı. Çılgınlık yapmadı. Öldü ama öldürmedi. Vuruldu ama vurmadı. Ne müthiş, ne mübarek, ne muhteşem bir olgunluk seviyesi. Bir şey yapamayacağını anlayan askerlerin silahları ellerinden alınıp bir kenara kondu.

Artık o saatten sonra onların giymeyi hak etmedikleri üniformaları üzerlerinden çıkarıldı. Caddelerin, alanların kan gölüne dönmüş olmasına rağmen, cezalarını adaletin vermesi için etkisiz duruma getirilen asker kılıklı kişiler, bir kenarda tutuldu. Sonuç itibariyle darbeci çapulcular milletin inanç ve kararlılığı karşısında ölüm yağdıran silahlarının bir işe yaramadığını gördüler. Tüm dünya gördü.

Yüreği olan mı güçlüdür, tüfeği olan mı? Dünyanın bütün zalimleri ve bütün mazlumları bu sorunun cevabını aldılar, gördüler. Yürek güçlüdür ama önce insanı güçlü kılacak yürek sahibi olmak gerekir. Yürek göğsümüzde bir et parçası değildir. Yürek, yenilmez ruhun çarpıntısıyla canlanan isyancı yanımızdır. Yürek, ne pahasına olursa olsun izzeti zillete değişmeyecek asil kararlılıktır.

Yürekli olmak, Ömer Halis’lerin yaptığı gibi bir milleti ve gelecek kuşakları yaşatmak adına ölüm korkusunu bir çırpıda silip atmaktır. Yürekli olmayanın inancı, heyecanı, direnci sürekli olmaz. Yürekli olmayan onurlu, özgür yaşamayı hak edemez. İşte bu aziz, bu asil millet 15 Temmuz günü özgür, bağımsız yaşama iradesinin arkasına yüreğini koydu. En zalim silahlarla vurulup yok edeceklerini sandıkları anaların, bacıların, gençlerin bedenleri parçalanıp dağıldığı yerden bin yürek olup çoğaldı.

Vuruldukça çoğalan yürekler, sokaklar, caddeler, alanlar boyu büyüdü büyüdü düşmanın tüm yollarını tıkadı. Bin parçaya bölmek istedikleri Milletin tek yürek olması hainleri çılgına çevirdi. Millet karşılarına ölüm ötesi, fizik ötesi duyguların gücüyle tahkim edilmiş yürek hattıyla çıktı. Bu hat aşılamaz. Malazgirt’te, Kosova’da, İstanbul Surlarını yoklarken, Çanakkale’de, Kut’ül Amare’de aşılamadı.

Bu toprakları bize vatan kılan ruh, aynı zamanda bizleri de millet yapmıştı. Millet olmak gündelik kaygıların bir yana bırakılması gerektiği zaman o ruha akmak, o ruhla akmaktır. Eğer o akış olmaz ise uğrunda ölümlerin her çeşidi göze alınan istiklâl, özgürlük, İman gibi kavramlar anlamsız kalır. İşte bütün bu sebeplerle 15 Temmuz darbe ve işgal girişimini millet olarak püskürtmemiz çok anlamlıdır.

İşgaller ancak inançla, İslâm’ın yenilmez ruhuyla önlenir. 15 Temmuzla millet bir kez daha kendisine geldi. Silkindik. Üzerimizdeki ölü toprağını attık. Uyandık, dirildik, yeniden ayağa kalktık. Yeni bir çıkışın, yönelişin eşiğindeyiz. Eğer bu karanlık, içimizde yangınlara dönüşüp sokakları, alanları, yarınları tutuşturan ateşle boğulmuş olmasaydı, aynı rahatlıkla bir zaferden, bir kazanımdan söz edemeyebilirdik. Cehennemi bir karanlığa teslim olmadık.

Cehennemi bir karanlık kuşatmayı kırdık ve işte bize yepyeni sabahlar, gündüzler, günler armağan edildi. Karanlığın şeytanları, kurgu ve planlarına göre bir imkânsızı başarmış olduğumuzu görmenin şaşkınlığı içindeler. Şaşkınlık onlarda bir akıl ve dimağ tutulmasına yol açtı. Söyleyecek bir şeylerinin olmayışı, dillerinin dimağlarının birbirine dolanmış olmalarındandır. Beklemiyorlardı. Beklenmeyeni yaptık. Ummuyorlardı. Ummadıklarını yaptık.

Mümkün görmüyorlardı. İmkânsızı başardık. 15 Temmuzda yok oluşumuz üzerine hesap ve ağız birliği yapanlar, 16 Temmuzda daha güçlü var olmamız karşısında dengeleri bozulanlardır. Dengeleri ile birlikte denklemleri bozuldu.

Şimdi tek başına var olma samimi kararlılığıyla bile, yeryüzünün dengesini, denklemini değiştiren bu millet ve millete karşı birinci derecede sorumlu olan devlet, ortaya çıkan yeni durumun zorunlu açılımını yapmalıdır. Yapmak zorundadır. Çünkü yeni açılım başarımızın bizi mecbur ettiği bir hamledir.

Bu hamle varlık alanımızı genişletecektir. Eğer püskürtülen darbe girişimi olmuş bitmiş bir talihsizlik olarak algılanıp sonraki süreçlerde milli amaçlara dönük atılımlar yapılmazsa, bu düşmanı yeni planlar kurmak için cesaretlendirecektir. Onların sadece cesaretlerini kırmayacak, doğrudan bölgemize, gönül coğrafyamıza uzanan kanlı ellerini de kıracağız. Kırmamız lâzım.

Şeytanın medeniyet coğrafyamıza uzanan tüm siyasi, kültürel, askeri kollarını ve güçlerini, tüm umutlarını, hayallerini kırmalıyız. Eğer bunu yapmazsak bu hain, bu Siyonist odaklar, fitnelik kaynatmaya, karıştırmaya devam edecekler. Satrançsa bu oyunu bizden daha iyi bilen olmamalı. Cumhurbaşkanımızın Rusya’ya yaptığı ziyaret sonrasında batıyı köşeye sıkıştıracak, onların Ortadoğu’daki egemenliklerini sonlandıracak hareketin önemli aşamalarından birinin hayata geçirileceğini umuyor, bekliyorum. Başka neler umuyor, neler bekliyorum? Bunu hep beraber düşünelim.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/342/bize-yepyeni-gunduzler-armagan-ediliyor.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar