Peygamber İnkârcıları

İslam’ın hakim olduğu coğrafyada Peygamberi inkâr edenlerin varlığı günümüze has bir olay değildir. İslam’ın ilk günlerinden beri bu manada münkirler vardır. Ancak bu inkârlarını felsefî bir zemine oturtanlar, sadece inkâr ile kalmamışlar bunun aklî delillerini de ortaya koymaya çalışmışlardır.

Bunların başında Büveyhiler döneminde Adudiddevle’nin Bağdat’ta kurduğu Adudiyye Hastanesinin baş hekimliğini yapmış İbn Zekeriye er-Razî (ö320/932) gelir. Çok iyi bir doktor olan bu zat, felsefeyle de ilgilenmiş ve peygamberliği temelden inkâr etmiştir. Aklın Allah’ın varlığını ve büyüklüğünü idrak edebileceğini ve peygamberlere gerek olmadığını savunmuştur. Keza İbn Zekeriya er-Razî’nin fikirlerinden etkilendiği çok açık olan İbn Ravendî (ö.301/913) de, aklın iyi ve kötüyü bildiğini ayrıca Allah’ın bir insanı bunları açıklamak ve anlatmak üzere göndermesine gerek kalmadığını iddia etmiştir.

Kelam ilminin önder isimlerinden İmam Maturidî (ö.333/944), Kitabu’t-Tevhid adlı eserinin yaklaşık yetmiş sayfasında bu münkirlerin fikirlerini ve delillerini çürütmek için gayret sarf eder.  İmam Maturidî, inkârcıları genel olarak beş gruba ayırır. 1- Yaratıcıyı inkâr edenler, 2- Yaratıcının varlığını kabul etmekle beraber, emir ve yasak şeklinde mesajı olabileceğini kabul etmeyenler, 3- Bunu kabul etmekle birlikte, insan aklının her şeye yettiğini ve peygambere gerek olmadığını iddia edenler, 4- Peygamber iddiasında bulunanların gösterdiği mucizelerin; kâhin, sihirbaz ve gözbağcıların fiilleriyle aynı olduğunu söyleyenler ve 5- Tarihte gerçekleşen peygamber mucizelerini, o günkü muhataplarının bu konularda deneyimli ve bilgili olmadığına bağlayanlar.

Yukarıda da İmam Maturidî’nin işaret ettiği üçüncü maddede görüldüğü gibi, Allah’ın emir ve yasaklarını kabul edip Peygamber’in mesajını kabul etmeyen ve bu meyanda kendi akıllarını devreye sokanların yeni türediler olmadıklarını görüyoruz. Günümüzde de, ellerine Kur’an’ı alıp sanki Peygamber (s.a.v.) yokmuşçasına kendi akılarınca Kur’an’dan çıkarımda bulunanların, ahkâm kesenlerin mevcudiyeti bizi şaşırtmamaktadır. Çünkü bunlardan daha donanımlı ve zekileri tarihte görülmüştür ve bunların iddiaları ile fikirleri alimlerimiz tarafından çürütülüp tarihin çöplüğüne atılmıştır. 

İşin en ilginç ve çarpıcı yanı, bize yalnızca Kur’an yeter diyenler, Kur’an’ı anlatmak için yüzlerce kitap yazmaları ve bu kitap satışlarından çok miktarda da nemalanmalarıdır. Öyle sanıyorlar ki veya öyle bir hava oluşturuyorlar ki, Kur’an’ı bize tebliğ etmek ve açıklamakla görevli Peygamber (s.a.v.) hiç konuşmamış, bir postacı gibi Kur’an’ı bırakıp gitmiştir. Halbuki Kur’an-ı Kerim gayet açık bunu da ifade etmiştir: “Biz sana, belki hidayete ererler diye onalar indirileni insanlara açıklayasın diye Kur’an’ı gönderdik.” (Nahl, 16/44). Demek ki Kur’an’ı anlatıp açıklamak Peygamber’in (s.a.v.) öncelikli görevidir.  Şayet Peygamber (s.a.v.), Kur’an’ı açıklamamışsa (haşa) peygamberlik görevini yerine getirmemiş demektir ki bu, büyük bir iftira olur. Keza Kur’an, Peygamber’in böyle bu görevinin olduğunu bzilere şöyle açıklar: “Sana kitabı, ancak ayrılığa düştükleri şeyleri onlara açıklaman için ve iman eden bir topluma doğru yolu gösterici ve rahmet olarak indirdik.” (Nahl, 16/64). Hiç şüphemiz yok ki Resulullah (s.a.v.), bu görevini eksiksiz yerine getirmiştir, söyledikleri ve yaptıklarını da Sahabe titizlikle kaydetmiştir; Tabiûndan itibaren de hem –hafızalarda hem de yazılı olarak bize intikal etmiştir.

Anlaşılan yukarıda ifade ettiğim güruh, zımnen Peygamber sussun biz konuşalım diyorlar. Hadisler hakkında şüphe uyandırıp Resulullah’ı devre dışı bırakmak istiyorlar.

Halbuki Allahu Teala, Kur’an’da şöyle buyurmaktadır: “Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü'min erkek ve mü'min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah'a ve Resûlüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.” (Ahzab,33/36). Demek ki İslam dinine göre iki hüküm koyucu vardır: Allah ve Resulü. Allah’ın hükümleri, Kur’an’da; peki Resulullah’ın (s.a.v.) hükümleri nerede?

Bir defasında bu soruyu sorduğumda, bir ileri zekâ (!): “Hocam, Kur’an’da “kul” (söyle) diye başlayan ayetler Resulullah’ın sözleridir” demez mi? Bu ifadeyle Kur’an’ın Resulullah tarafından yazıldığını iddia ettiğinin bile farkında olmayan bu tiplerle uğraşmak, emeğimizi, gücümüzü ve fikirlerimizi heba etmektir. IQ seviyeleri bir rakamdan fazla olmayanların varacakları yer, inkârdan başka bir yer değildir. Mevlana ne muhteşem ifade eder: “İdrak yücelik, inkâr ise alçaklıktır. İdrakin yüceliğine ulaşamıyorsan, bari inkârın alçaklığından kurtul.”

Üstat Cemil Meriç de böyleleri için şu güzel sözleri yazar: “Zekâ rüzgârda unutulan mum, bencillik fanus. Senin fanusun yok. Ve şuurun hasta bir hayvanın korkularını aksettiren kırık bir ayna.”

Başka söz fazlalık olur.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3418/peygamber-inkrcilari.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

EWDS
26.09.2019 16:22
KALEMİNİZE SAĞLIK

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar