Akrebin Kıskacındaki Türkiye

1.

Konuyu biraz bilenlerin açık seçik gördüğü gibi, ülkemiz ve milletimiz yüz yıl önce yarım kalan bir hesabın faturasını ödemek için kıskaca alınmış durumda...

Buraya nasıl geldik?

Bizi buraya kimler, ne için getirdi?

Bu nasıl bir diplomasiydi ki, olacakları göremedik, anlayamadık, kavrayamadık...

Ya da, biz ne kadar usta bir diplomasi uygularsak uygulayalım, millet ve ülke olarak yüz yıl önce yarım bırakılan bir hesabın faturasını ödemek durumundaydık...

Yani bu kıskacın kurgusu, 5-10 yıllık bir kurgu değil, yüzyıl önceden her şeyiyle düşünülmüş ve hayata geçirilmek için bugüne beklenmiş bir kurgu...

Elbet böyle bir zaman kesitinde, kurgunun şu zaman veya bu zaman yapılmış olmasının hiç önemi yok.

Önemli olan, millet ve ülke olarak bu kıskaçtan salimen, bütünlüğümüzü bozmadan, nasıl çıkacağımızdır.

*

2.

Yıl, 1980...

12 Eylül Çetesinin, gencecik çocukları bir sağdan, bir soldan, asmak için, CİA adına ülke yönetimine alçak elini koymalarından biraz önce...

Ülke yönetimi Süleyman Demirel’in ellerinde...

24 Ocak kararları alınmış...

O zaman MSP Erzurum milletvekili olan Korkut Özal Erzurum’a gelmiş...

Biz bir grup akademisyen arkadaş, üniversite lojmanlarındabir arkadaşın evinde toplanmışız...

Konu 24 Ocak kararları ve rahmetli Korkut Beye ağabeyisi olan Başbakan Müsteşarı Turgut Beyin bu kararları neden aldığı soruluyor.

Korkut Bey, sorumlu bir devlet adamı olarak, o güzel üslubuyla, eğer ağabeyisi o kararları almamış olsaydı, ülkenin altından kalkamayacağı bir ekonomik çıkmaza gireceğini, anlatıyor.

Ve Korkut bey, Turgut bey bu kararları alarak ekonomiyi tam olarak düze çıkaramamış olsa da, hiç olmazsa ülkeyi batmaktan kurtardığını ve komalık vaziyete getirdiğini, sözlerine ekliyor.

Fakat 24 Ocak Kararlarıyla ilgili soruyu soran ateşli akademisyenler, Korkut beyin anlattıklarıyla susacak gibi değiller ve ‘Turgut bey bu kararları almamalıydı, ekonomi batarsa batsın’ tarzında, devam ediyorlar.

Çünkü o ateşli akademisyenlere göre, ‘bozuk düzen’ batsın da ne olursa olsun...

Allah’ın takdirine bakın ki, bozuk düzen batsın da, ülke ne olursa olsun diyenler, önce yerden yere vurdukları Turgut Özal’ın yönetimindeki Türkiye’de ballı kaymaklı yerelere geldiler; sonra da AK Parti yönetimindeki Türkiye’de yıllarca milletvekilliği ve bakanlık yaptılar.

Ve sonra...

Sonrasını ben burada yazmıyorum; nasıl olsa hafaza melekleri yazmışlardır...

*

3.

Bu anıyı buraya niye mi sokuşturdum?

Bu ülke ve bu millet ne zaman dara düşmüşse...

Allah cc mutlaka bir vatan evladını göndermiş ve bu ülkeyi tereyağından kıl çeker gibi, içine düştüğü çıkmazdan kurtarmıştır.

Hem de bir araya gelmezleri geldirerek, hem de olmazları oldurarak.

Rahmetli Turgut Özal’ın fikriyatıyla Süleyman Demirel’in fikriyatı, özellikle son dönemlerinde, birbirlerinden fersahlarca uzaklardaydı.

Fakat Allah cc bu ikiliyi, 12 Eylül Çetesinin CİA darbesine kadar, uzun yıllar beraber çalıştırdı.

Ve bu beraber çalışmanın bir getirisi olarak, Allah cc 12 Eylül Çetesine Turgut Özal’ı gösterdi ve tanıttı.

CİA’nın tasmalıları olarak, gencecik çocukları, bir sağdan bir soldan asmak ve bu alçaklığı yaparken vicdanı sızlamadığını belirtecek kadar insanlıktan uzak olmak dışında, hiçbir şeyden anlamayan 12 Eylül Çetesi ülke ekonomisini Turgut Özal’a teslim etmek zorunda kaldı...

Ve Sezai Karakoç’un o muhteşem ifadesiyle ‘kaderin üstünde var olan kader’ ağlarını örmeye başladı...

12 Eylül Çetesi önce Turgut Özal’ın parti kurmasına, sonra gecikmeli de olsa, yönetimin bir ucundan tutmasına izin verdi.

Benim ve çoğu insanımızın kanaatidir ki, bu ülkeyi ve bu milleti, 12 Eylül Çetesinin elinden ve ülkeye vereceği zararlardan, olabilecek en az hasarla kurtaracak tek kişi Turgut Özaldı...

Yeri gelmişken Turgut Özal hakkındaki değerlendirmemi kısaca belirtmek istiyorum...

Cumhuriyet tarihinde Turgut Özal kadar devleti bilen, sistemi bilen, iş dünyasını bilen, dünyayı bilen bir devlet başkanımız gelmedi.

Bu bakımdan şahsi kanaatim odur ki:

12 Eylül Çetesinin Sultasından Türkiyeyi Turgut Özal çapında bir lider kurtarabilirdi; Allah cc bu millete ve bu ülkeye kurtarıcı olarak onu gönderdi.

*

4.

ABD’nin son dönemlerinde en çok iz bırakan dışişleri bakanı sanırım Henry Kissinger’dır...

Kissinger’ın aklımda kalan ve yeri geldiğinde tekrarladığım bir sözü vardır.

Kissinger ‘her siyasi olayın, siyasi oluşumun en azından beş aylık bir geçmişi vardır’ der.

Yani hiçbir siyasi olay, birden bire, spontane olarak, gelişmez.

Bunu niye mi söylüyorum?

Adnan Menderes’in, o zamanki tanımıyla, Su İşleri Müdürü olan, 27 Mayıs Çetesinin ülke yönetimine el koymasıyla devletteki görevi sona eren; Adnan Menderes’in Demokrat Partisinin mirasına konmak için kurulan Adalet Partisinin içinde yer alarak siyasete atılan ve günü gelince...

Adalet Partisi Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala’nın ölmesiyle partiyi genel kurula götüren Sadettin Bilgiç’tengörevi devralan Süleyman Demirel...

Kabul etmemiz gerekir ki, daha sonra açığa çıkan her türlü defosuna rağmen, o günün şartlarında Süleyman Demirel gerçekten iyi bir isimdi...

Sorgulama kültürümüz olmadığı için, Süleyman Demirel’in ne 1965-1980 yılları arasında ülke siyasetindeki etkin rolünü...

Ne de, tıpkı Ragıp Gümüşpala’nın ani ölümünde olduğu gibi, günü gelince, Turgut Özal’ın ani ölümüyle, en olmazlar bir araya gelerek, Cumhurbaşkanı olduktan sonraki etkin rolünü, tam olarak bilemiyoruz.

Çünkü olanları enine boyuna hiç irdelemedik...

Seviyorsak, akıllara şaşkınlık verecek kadar övdük...

Sevmiyorsak, akıllara şaşkınlık verecek kadar sövdük...

Kur’an’ın ifadesiyle, “orta bir ümmet” olarak yaratılmamıza ve Allah Resulünün (sav) ifadesiyle “işlerin hayırlısı orta olandır” olduğunu bilmemize rağmen...

Genelde, milletçe hiç ortamız olmamıştır...

Sevdiklerimizi, ya kayıtsız şartsız, putperestliğe yaklaşacak şekilde sevmiş ve büyütmüşüzdür ya da sevmediklerimizi küfür ithamına varacak şekilde yermiş, nefret etmiş ve küçültmüşüzdür.

Evet, hiç ortamız olmamıştır...

Elbet bu hastalıkson 150-200 yılın hastalığıdır.

Yoksa bütün tarihimizin hastalığı değildir.

Gerçekten de, kıvrak zekası ve halkın nabzını çok iyi tutan bir siyasetçi olarak, hiç sevmediğim ve buna rağmen hakkını teslim etmekten de geri kalmadığım Süleyman Demirel’in en zor dönemlerde ülke için yaptıklarını görmezden gelemeyiz.

Allah cc 1961 ve 1993’den sonraki çetrefilli dönemleri bu millete Süleyman Demirel ile an az zararla atlattırdı, kanaatindeyim...

*

5.

Ve 1994 Mahalli Seçimlerinde ‘kaderin üstünde bir kaderin varlığını’ bir kez daha gördük.

Cumhuriyet Tarihinin belki de en beceriksiz belediye başkanı olan Nurettin Sözen’den sonra, oyların akıl almaz bir dağılımıyla, kıl payı bir oy farkıyla İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan, eğer belediye başkanı olmasaydı ve başarılı bir belediye başkanlığı yapmamış olsaydı...

Yine Cumhuriyet Tarihinin, özellikle ekonomi açısından, en beceriksiz ve elbet en başarısız başbakanı olan Ecevit’ten sonra iktidara gelebilir miydi?

Gelemezdi...

Geldi ve hem belediye başkanlığındaki hem de başbakanlıktaki seleflerinden sonra İstanbul ve ülke için çok muhteşem işler yaptı.

Bu aziz millet de Cumhuriyet Tarihindekibütün rekorları Recep Tayyip Erdoğan’a kırdırarak, onu on yedi yıldır iktidarda tutuyor...

Ve şimdi on yedi yıldır iktidarda olan Recep Tayyip Erdoğan yönetimindeki Türkiye kelimenin tam anlamıyla akrebin kıskacında...

Bir taraftan ABD, diğer taraftan Rusya kuşatmayı daraltırken,  tarihin hiçbir döneminde, ülkemiz açısından, güvenilir bir komşu olmayan İran, sıranın kendisine geleceğini bile bile, belki de fırsat kolluyor.

Çünkü gerek Esed Rejimiyle gerekse Rusya ile bir olup, Suriye halkına yaptıklarının insanlıkla ve iyi komşulukla hiç alakası yok...

*

6.

İşte böyle bir ortamda, bu ülke yine bir çıkış kapısı bulacaktır.

Siyasi yapımız ne kadar karışık ve kaosa yakın olsa da...

Allah cc bu ülkeden ve bu milletten vazgeçmeyeceği için...

Allah Resulünün (sav) Sevr Mağarasında arkadaşı Ebubekir’e (ra) dediği gibi demek geliyor içimden...

O Güzel Nebi (sav) Ebubekir’e (ra) şöyle demişti:

“Üçüncüsü Allah cc olan iki dosta kimse zarar veremez”

Ben de bu nebevi sözden mülhem olarak şöyle diyorum:

“İkincisi Allah cc olan bu millete hiçbir şer ortaklığı zarar veremez.”

Bu millet Allah’ın cc yardımını 1402’de yapılan Ankara savaşından sonraki Fetret Döneminde gördü...

Osmanlının yıkılışından sonraki Cumhuri Sistemin kuruluşunda gördü...

Tek Parti Döneminden sonra Adnan Menderes’in gelişinde gördü...

Baştan bu tarafa ifade ettiğimiz gibi...

Bu millet her dara düştüğünde Allah cc bir kurtarıcı iradeyi bu millete nasip etti...

Şu an içine düştüğümüz girdap...

Bu ülkeyi ve bu milleti sarmalayan akrebin kıskacı gerçekten çok dehşetli...

Fakat...

Allah cc var, kaygı yok...

Biz millet olarak kıyamete kadar bu topraklarda olacağız...

Ama bizi kıskaca alanların kıyamete kadar var olacaklarını hiç sanmıyorum!

Ya Rab!

Bu millet, her şeyiyle İslamın son ordusudur!

Bu millet, her şeyiyle İslam ümmetinin bayraktarıdır!

Bu millet, her şeyiyle darda kalmış ümmetin fertlerine kucağını açan bir mihmandardır!

Ya Rab!

Bu millete yardım eyle!

Bu milletin sıkıntılarını gider!

Bu milletin yüzünü güldür!

Bu milletin ordusunu zaferden zafere koştur!

Bu millete Cihan Devletini kurmayı nasip eyle!

Ya Rab!

Gidecek başka kapımız yok!

Sen bizim yar ve yardımcımızsın!

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3414/akrebin-kiskacindaki-turkiye.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar