Müslümanların Bilgi ve Siyaset Sorunu-3

Önceki yazıda siyasetin modern dönem öncesi tarihi serencamını ele almış ve “otoriter siyaset tarzı”nın özellikleri ve zaafları üzerinde durmuştuk. Bu siyaset anlayışı 15 ve 16. yüzyıllarda Machiavelli, Hobbes, Rousseau ve Hegel ile en üst teorik düzeye ulaştığını da orada not etmiştik.

Bu yazıda ise liberal siyasetten bahsedeceğiz. Ömer Çaha’nın ilgili kitaplarından yaptığım bir özetle devam edeyim.

Liberal siyaset teorisyenleri olarak karşımıza J. Locke, A. Simith, Montesquie, David Hume ve J. Stuart Mill çıkmaktadır. Locke siyasi liberalizmin, Smith de iktisadi liberalizmin kurucusudur. Liberalizm, ademi merkeziyetçi bir anlayışla demokrasiyi esas alan bir niteliğe sahiptir. Bu özelliğiyle otoriter yönetim tarzlarından ayrılır. Burada otoriter siyaset düşüncesinin tek bir modelinden bahsetmiyoruz. Otoriter siyaset bazen demokrasi, bazen oligarşi, bazen aristokrasi ve belki bazen de muhafazakar ve milliyetçi bir ideolojinin politik ismi olabilmektedir. Aristo’nun sözünü bir kez daha hatırlayacak olursak, o şöyle diyordu; “monarşi iyidir ama tiranlığa dönüşebilir, aristokrasi iyidir ama oligarşiye dönüşebilir, polity iyidir ama demokrasiye dönüşebilir.” Şüphesiz Filozof’un buradaki kastı bir yönetim biçimi ne kadar iyi olursa olsun onun yozlaşmış siyasetlere dönüşebileceği endişesidir.

Liberalizmin değerlerine baktığımızda bireycilik, hukukun üstünlüğü, özgürlük ve serbest piyasa ekonomisini görürüz. Bireyciliğin dayanağı ise toplumun ve devletin bireylerin bir ürünü olduğu tezidir. Yani birey toplumun bir ürünü değil toplum bireylerin ürünüdür. Hukukun üstünlüğü ilkesi ise bir yandan devletin otoritesini sınırlandırırken diğer yandan insan hak ve hürriyetlerini devletin üzerine çıkarmaktadır. Bu düşünme biçiminin modern dünyayı 21.yüzyılda şekillendiren siyaset ve felsefe olduğu aşikardır. Zira Francis Fukayama’nın “Tarihin Sonu” diye ileri sürdüğü tez de aynı düşünceye yani liberal demokrasinin tüm dünyadaki kesin zaferi fikrine dayanmaktaydı.

Bir de burada not etmemiz gereken birleşik siyaset teorileri var ki bunlar melez ve eklemlenmiş modeller olarak karşımıza çıkmaktadır. Hıristiyan Demokrat, Muhafazakar Demokrasi, Liberal Sol, Liberal Muhafazakarlık, İslami Sol, Sosyal Demokrasi vb. gibi. Bugün Amerikan modeli olarak karşımıza çıkan ve hızlı bir şekilde yayılma eğiliminde olan siyaset teorisi Liberal Muhafazakarlıktır. Bu düşünce biçiminin mimarının İngiliz iktisatçı Friedrich Von Hayek olduğunu da not edelim. Hayek geniş bir özgürlük alanını önemser. Başkasının alanına zarar vermeyen geniş bir alandır bu. Ve özgürlük noktasında başkasının müdahalesini kabul etmez. Askeri müdahalelerle getirilmeye kalkışılan demokrasiler (!) gibi girişimleri reddeder. Değişimin devrim yoluyla değil toplumların doğal evrimiyle olması gerektiğini belirtir. Aynı konuda J. S. Mill de özgürlüğü modern dünyada tehdit eden iki tehlikeye işaret eder; kamuoyu baskısı ve yasalar. Mill, düşünce ve ifade özgürlüğünün sınırsız ama eylem özgürlüğünün sınırlı olması gerektiğini düşünür. Özgürlük konusunda en ileri düşünceye sahip olan ise C. Locke’dir. O, devletin çoğunluğun rızasıyla oluşabileceğini ve özgürlüklerin kısıtlanması halinde devlete başkaldırılabileceğini söyler. Yani çoğunluğun rızası hilafına bir devlet otoritesinin sürdürülemeyeceğini ifade eder. Locke, kuvvetler ayrılığı ilkesini ilk ortaya atan ve bunu temellendiren düşünürdür aynı zamanda. Siyasi gücün tek bir elde toplanıp totaliter bir karakter kazanmasını önlemenin yolu olarak ergler ayrılığını önerir. Böylece devlet gücü tek bir elde toplanmamış birkaç merciye dağıtılmış olur. Locke bu güçleri yasama ve yürütme olarak belirlemiş, yargıyı devletin dışında tutmuştur.

Liberal düşünce bireyciliği esas alan ve onun yaşam, mülkiyet ve özgürlük alanlarına ısrarla vurgu yapan bir düşüncedir. Birey her şeyin üstündedir. dolayısıyla devletin yüce ve kutsal amaçları uğruna feda edilemez. Bu düşüncelerinden dolayı otoriter rejimler liberalizmi tehdit olarak görür. Hatta ömer Çaha’nın belirttiğine göre 1930’ların Türkiyesi’nde liberalizm “vatan hainliği” olarak algılanmıştır. “Halka rağmen halkçılık” biçiminde formüle edilen siyaset biçimi karşısında liberal düşünce tam bir tehdittir. Hegel ve Rousseau’un “pozitif özgürlük” denen yani devletin bireyi modernleştirmeye dönük müdahalelerine izin veren anlayışı kabul edilmez. Hegel, “asimile etmek medenileştirmektir” der. Liberalizm, devletin bunu eğitim yoluyla yaptığını belirtir. Devletin eğitimi, öngördüğü standart değerler üzerinden bireyi yeniden üretmek faaliyeti olarak ifade edilir. Sonuçta bu yaklaşımlar kabul edilmez.

Liberal siyaset felsefesinde devletin ekonomi ve din gibi yaşamın diğer alanlarına da müdahale hakkı yoktur. Bunlar özgür bireyin kendi tercihiyle belirleyeceği hususlardır. Güvenlik dışında ekonominin hiçbir alanına müdahil olmamalıdır devlet. İnançların da ne yanında ne de karşısında olmalıdır. Devletin seküler olmasını öngörür. Ama bu, fanatik laisizm biçimindeki uygulamayla ilgisi olmayan bir tarzdır. Laikliği “akla ve bilime uygun yaşama biçimi” şeklinde tanımlayan Anayasa Mahkemesi’nin yaklaşımı liberal düşünce açısından tam bir felakettir.

Yaşadığımız ülkede, her ne kadar “Dört Eğilim”i birleştiren siyaset tarzı olarak ifade edilmiş olsa da Turgut Özal dönemi, pek çok açıdan liberal siyaset anlayışının ilk uygulanma zamanı olarak öne çıkar. Teşebbüs hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti, düşünce ve ifade hürriyeti gibi özgürlük alanları bu dönemde genişletilmiştir. Bu akım 1994 yılında Besim Tibuk tarafından Liberal Demokrat Parti olarak siyaset sahnesine çıkmıştır. Şu an genel başkanlığını Gültekin Tırpancı sürdürmektedir. Fakat siyasi saiklerle liberal düşünürler “liboş” gibi tahfif edici ifadelerle tavsif edilmiş ve liberal düşünce bir kaos, anarşi ve kuralsızlık olarak lanse edilmeye kalkışılmıştır.

Liberalizm hoşgörü ve empati konusunu toplumsal yaşam açısından önemser. Hukukun hayatın her alanını kontrol edemeyeceğini, bazı eylemlerin sosyal kontrol mekanizmaları tarafından ihate edilmesinin önemini empati ve hoşgörü bağlamında ele alır.

Hak ve hürriyetlerin en üst değer olduğu gerçeğini merkeze alan liberal doktrini burada noktalayalım. Gelecek yazımızda Ak Parti’nin son zamanlarda yaşadığı ciddi kan kaybı ile de ilintili olan “Muhafazakar Siyaset ve İslamcı Siyaset” konularını ele almayı düşünüyoruz.

(Daha ileri okumalar için: Siyasi Düşüncelere Giriş / Dört Akım Dört Siyaset, Ömer Çaha; Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce/ Liberalizm, İletişim Yayınları; Siyaset Teorisine Giriş, Atilla Yayla)

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3399/muslumanlarin-bilgi-ve-siyaset-sorunu-3.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar