Yeni Sosyolojiye Yeni Siyaset

Özeleştirinin, söz hürriyetinin olmadığı yerde yanlışları düzeltmek zordur.

Keşke başka türlü olsaydı. Amacımız bağcıyı dövmek değil üzüm yemekti. Fakat üzüm yemenin bile yasaklandığı bir yerde ne bağ ne bağcı kalır.

Söylediğimiz, savunduğumuz her şey AK parti kurulurken millete taahhüt edilen şeylerdi. O ilkelerden uzaklaştıkça o ilkeleri savunanlar da ötekileştirildi.

Bir parti ona buna kendi başbakanını ezdirir mi?

Gecesini gündüzüne katmış insanlar pozitif eleştirilerinden dolayı  böyle kolayca refüze edilirler mi?

Biz konuşmazsak her şey düzelecek mi?

İnsanlar kan ağlıyor, mutfakta yangın var, yargı dökülüyor, adalete olan güven dibe vurmuş, ekonomi berbat, kimse borçlarını ödeyemiyor, pahalılık almış başını gidiyor, bütün bunlar olurken vatandaşın tercümanı olmak mı doğru, yoksa padişahım çok yaşa diye bağırmak mı?

Hadi biz yanılıyoruz, millette mi yanılıyor.

Gönül isterdi ki sokaktaki insanın feryadına kulak tıkanmasın. Yanlış yapmak siyasetin tabiatında vardır. Uyguladığınız her politika beklediğiniz neticeleri vermeyebilir. Bu, anlaşılabilir bir şeydir. Ama yanlışta ısrar anlaşılabilir bir şey değildir.

Siyasetçi şeffaf olmalı, halkına doğruyu, sadece doğruyu söylemelidir. AK partinin en başarılı dönemindeki siyasetçiler bir bir kopuyor. Mesele sadece sayın Davutoğlu değil ki?  Gidişatın iyi olmadığını bugün parti içinde kalanlar bile kabul ediyor.

Türkiye Cumhuriyeti bir çadır devleti değildir. Devlet, kurumlar ve kurallar manzumesidir. Beş bin yıllık emsalsiz bir tarihin süzerek bize kazandırdığı bütün teamüller, gelenekler yok edildi. Geleneği, tarihi derinliği olmayan bir devlet haline getirildik. Kanunların yerini tek kişinin iradesi aldı. Kurumlar çalışamıyor, yargı tarafı olduğumuz uluslararası anlaşmaları uygulamıyor. Giderek hiçbir standardın kalmadığı bir ülke haline geliyoruz. Rusya ve ABD ile konuşuyoruz ama Suriye ile konuşmuyoruz. Devletin resmi ajansında Apo’ya, televizyonunda kardeşine tanıdığımız özgürlüğü sn Davutoğlu’na, sayın Babacan’a tanımıyoruz. Her eleştiriyi kişisel iktidarımıza yönelmiş bir tehdit olarak görüyoruz.

Biz sussak da gerçekler susmayacak. Dünyada örneği olmayan başkanlık sistemi yanlıştı. Bu bir sistem bile değil, devletin bir kişinin arzu ve isteklerine göre tanzim edilmesiydi. Sistemin işlemediğini, Türk milletinin bünyesine uymadığını görüyor ve hala yanlışta ısrar ediyoruz. Millete yeni Ömerler arıyoruz deniliyor, adı 17/25 Aralık yolsuzluk iddialarına karışanlar taltif edilerek büyükelçi yapılıyor. Bu sadece yanlışta ısrar değildir, millete meydan okumaktır, onun hassasiyetlerini hiçe saymaktır.

Siyaseti, siyasetçiyi düzeltecek olan halktır. Vatandaş şeffaf, adil, namuslu, dürüst, ayrımcılık yapmayan, hukukun üstünlüğünü tanıyan bir siyaset istiyorsa bunu oylarıyla kendisi gerçekleştirecektir. AK partide böyle bir siyaset oluşturmanın imkanı kalmamıştır. Türkiye’nin şartları ve sosyolojisi değişmiştir. AK partiyi var eden şartlar ortadan kalkmıştır. Türkiye’nin yeni, yenilikçi, demokrat, adil, ayrımcılık yapmayan, Türk milletini bir bütün olarak kucaklayan, ideolojik olmayan, evrensel değerlerle milli değerlerimizi buluşturan bir siyasete ve kadroya ihtiyacı var. İçerisinde bulunduğumuz şartlar bu siyaseti doğuracaktır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3397/yeni-sosyolojiye-yeni-siyaset.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar