Diyarbakır Anaları

Bundan beş-altı yıl önce, Kürt anaların Mehmetçiğin önünde canlı kalkan olmasını talep eden bir yazı neşretmiştim. O günlerde PKK ve siyasî piyonu, bazı yerlerde kadınları dağlara çıkarıp askerlerimizin operasyon yapmasına engel olmaya çalışıyorlardı. Sebep olarak da operasyonlarda ölenlerin kendi çocukları olduğunu söylüyorlardı. Annelerin acısını hiçbir ideolojinin dindiremeyeceğini söyleyip, hiçbir ananın ağlamaması için tedbirler almak ve sistem geliştirmek gerektiğini taa o zamanlarda söylemiştim. Çocukları dağa çıkan veya kaçırılan anneler de ağlamasındı; Mehmetçik anneleri de ağlamasındı!... PKK ve siyasî uzantısının amacı anaların ağlaması veya ağlamaması değil; terör ile Türkiye’yi yıpratmaktı. Bunun için dağdaki teröristlerin ölmesini istemiyorlardı. O çocuklar dağa çıkarılır çıkarılmaz anne, baba ve diğer akrabalık ilişkileri “feodal yapının” dayatması olarak gösteriliyor ve çocuklar bu yapıdan koparılıp güya “özgürleştiriliyor”du… Binlerce Kürt çocuğu bu saçma “özgürleştirme” ütopyasıyla canından oldu!...

İşte o günlerde ben, “Ey Kürt anaları, madem kendi çocuklarınızın öldürülmesini önlemek için canlı kalkan oluyorsunuz, karakolların ve kışlaların etrafına da canlı kalkan olun da çocuklarınızın Mehmetçikleri öldürmesini engelleyin!...” demiştim.

Tabii duyan olmadı!... Hâlâ teröristleştirilmiş Kürt çocukları da ölüyor; Mehmetçikler de…

Geçen yıllarda mevzii kalan bir anneler eylemi, bugünlerde bir daha gündeme oturdu. Hacire anne kararlı tavrı ile PKK uzantısı partinin önünde oturup “Çocuğumu dağdan indirin ve bana teslim edin!...” dedi ve başardı. Birkaç gün sonra çocuğunu sağ salim teslim aldı.

Hacire annenin tavrı örnek oldu ve “zorunlu askerlik” adı altında çocuğu PKK tarafından dağa kaldırılan anneler de o partinin binasının önünü mesken tuttu… Bu son derece isabetli bir eylem tarzıdır ve “muhalefet yapacağım” diyerek dejenere edilemez. İktidar partisi de muhalifler de el ele verip bu anneleri desteklemeli ve PKK’ya ve siyasî uzantısına karşı millî tavır belirlenmelidir. Keşke Ekrem İmamoğlu Diyarbakır’a gittiğinde sadece HDP’lilerle değil de Hacer ana ve benzeri mağduriyet yaşayan analarla da kucaklaşsaydı!...

Diyarbakır’da “Başlarım sizin Kürdistanınıza!... “Diyarbakır’da genç bırakmadınız!...” diyen yiğit analar bacıların başlattığı bu mücadele, sivil toplum direnişidir. Teröristlerin illegalitesine karşı sivil bir hak arayışı olan bu direniş toplumsallaşmalı ve her şehirde anneler, “Oğlumu verin!...” diyerek PKK uzantısı parti önünde direniş sergilemelidir.

Meselenin bir ideoloji değil, bir insanlık meselesi olduğunu en acı şartlarda yaşayan anneler babalar, barışın ve sükûnetin kıymetini bilip ona göre hareket etmeliler. Her anne-baba evladını PKK’nın elinden kurtarabilir. Bunun için evladını PKK’ya kaptıran ailelerin bir araya gelip her siyasi partiden de destek alarak PKK destekçilerine, demokratik yollarla, dünyayı dar etmelidirler. Anaların müdahil olduğu her hareket toplumsal vicdanda daha çabu, daha hızlı ve daha etkili bir yankı bulur. Siyasilerimiz, hiçbir siyasî çıkar beklemeden, sadece bir genci kurtararak sürecin gelişmesine destek olmalıdır. Meşhur “deniz Yıldızı” hikâyesinde olduğu gibi, “Neyi değiştireceksin?” diyene karşı “Bir çocuğumuzu daha PKK’nın elinden kurtarıp “Bak!... Onun için her şey değişti!...” diyebilmeliyiz. Siyaset budur; birbirini yemek değildir.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3386/diyarbakir-analari.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar