Kimi Şeyleri Bilerek Siyaset Yapamazsınız

Yani yeni oluşumun kimi şeyleri bilmediği için siyaset yaptıklarını sanmıyorum.

Siyasal sistemin Cumhurbaşkanlığı hükümet modeline geçmesi ile birlikte yaşanan büyük değişimi gereği gibi çözümleyemeyenler gidişatı okumakta başarısız olurlar, oluyorlar, olacaklar. İklimin, zeminin, istikametin değişim sürecine girmesi kimi çevrelerde yeni oluşumlara sebep oldu. Yeni parti arayışları, esasen eski düzen şiddetli sarsıntılarla yıkılırken yeni Türkiye’nin hızlı geçişlerle yerine oturma hareketliliğinden kaynaklanıyor.

En az yüz yıldır milletin arzusu olarak iktidarı zorlayan değişim talebi, devlette de karşılığını buldu. Yani değişime devlet rıza gösterdi. O nedenle kısa mesafeden bakıldığında anlaşılması karmaşık, zor belki imkânsız olan kimi gelişmeler, kesinlikle devleti yöneten irade ve aklın kurgusu içinde cereyan ediyor. Gelişmeleri bu üst akılla, tarihsel, kültürel kodlarımızla örtüştürerek telif edemeyenler, enerjilerini yanlış kurdukları denklem içinde heba ediyor olabilirler. Daha çok sağ ve muhafazakâr cenahta görülen yeni oluşumlar içinde nezih heyecanlarla yer alan çoğu dostlarımız, siyasetin uzak ufukları gözetleme, sağlam zemine basma, kuşatıcı, kucaklayıcı bir dil kullanma, daha da önemlisi yeni bir akıl ve perspektif inşa etme işi olduğunu bilirler. Değilse anlık sayılacak iniş çıkışlar, konjonktürel dalgalanmalar, şahsi ilişkilerden kaynaklanan tutumlar, arzular, öfkeler yeni bir parti kurmak için yeterli olmaz.

Parti kurmak, dernek kurmak, vakıf veya sendika kurmaya benzemez. Hatta parlamentoda görev yapmış olmak, bakanlık yapmak da yeterli değildir. Çoğu kişinin, o makamlarda tadına vardıktan sonra yitirdikleri saltanatı tekrar elde etmek için uğraşmış olmaları da mümkündür. Bunu bile eleştirilecek bir mesele görmem. Her yönetimde sisteme zarar vermeyecek ölçüde kimi zaafları kaldıracak alan yok değildir. Modern yönetim biçimlerinde çıkarlara dayalı siyaset tarzı da, en az değerlere dayalı siyaset tarzı kadar gerçekçi ve yararlı görülmüştür. Bir anlamda ortak karar ve uzlaşılar, çıkar kuvvetlerinin çekişmesi, birleşmesi, çarpışması sonucu gelen anlaşmalarla sağlanır. Kaldı ki, şu anda belli mevki ve makamları üstelik pek de hak etmeyerek (belki de hak ederek) işgal eden kimi kişilerin, kendilerine tehdit gördükleri bu hareket içinde olanları eleştirmeye ne hakları, ne hadleri vardır. Hele bu memlekete Dışişleri bakanlığından Cumhurbaşkanlığına kadar hizmet etmiş bir şahsiyeti örneğin Abdullah Gül’ü yeni oluşum içinde diye ‘hainlikle’, ‘ihanetle’ suçlamanın anlaşılır bir yanı olamaz. Geçenlerde bir arkadaşımın paylaşması ile haberdar olup izlediğim, gerekli bilgiye, birikime sahip olmadığını çok iyi bildiğim Ak Parti İzmir Milletvekili Hamza Dağ’ın bu içerikteki videosuna evvelâ onun adına üzüldüm. Siyaset kimlerin eline kaldı! Söylenenlerin doğruluğundan vazgeçtik hiç olmazsa erdemli, olgun, usul ve umur sahibi olunsa değil mi?

Demem o ki, hangi oluşum içinde olursak olalım önce siyaset iklimini zehirlemeyelim. Kimse senden, senin partinden olmak zorunda değil. Kaldı ki Gül, Babacan ve Davutoğlu etrafındaki insanlar, en az senin kadar Ak Parti’ye, Ak Parti aracılığı ile Türkiye’ye hizmet etmiş insanlardır. Bu her iki kanattaki arkadaşların da durumlarını gözden geçirmeleri, Ak parti ve Cumhurbaşkanı odaklı olarak başkalarını eleştirdikleri kadar kendilerini de eleştirmeleri gerekiyor. Evvelâ partiden ihraçlara alınmayacaksın. Dünyanın hiçbir yerinde bir parti yönetimi, çatısı altında başka bir parti kurma çalışmasına izin vermez. Ama bundan da önce ayrışma sebebi olan kimi konuların parti kurma gerekçesi olup olmayacağıdır.

Şu bakan iyi değil; doğrudur. O zaman hadi bir parti kuralım. Lafı dolandırmaya gerek yok, işte burada en açık bir dille söylüyorum; başarılı bile olsa Sayın Damat bakanlıktan alınmalıdır. Aile ve Çalışma Bakanı da değiştirilmelidir. 5. Toplu Sözleşmede 5 milyon insanın hakkı ketmedilmemiş, ayrıca uzlaşma kültürünün en pratik uygulama alanı olan toplu sözleşme masası teamülleri, gelenekleri yok sayılarak hukuk ve demokrasi adına bir faciaya sebebiyet verilmiştir. Öyleyse haydi bir parti kuralım. Başkanlık sisteminin kusurları var, tek adam yönetimine doğru gidiliyor. Bütün bunlar doğrudur. Bu yanlışların çoğunu Külliye’de görmüyor değil. Tam da bu sebeple en az bir yıldır yeni sistemin aksayan, oturmayan yanları araştırılıp raporlaştırıldı. Bu yönde revizyon yapılacaktır. Bütün bunlar doğrudur ancak sadece bu ve benzer sebepler, parti kurmak için yeterli değildir. Aksaklıkların, yanlışlıkların giderilmesi için eleştiri ve istişare müessesesi verimli çalıştırılmalıdır. Bu noktada asıl duyarlığı Sayın Cumhurbaşkanı göstermelidir.

Bence sadece bizde değil, bütün ülke ve toplumlarda yeni partinin kuruluşunu gerekli ve zorunlu kılan sosyolojik sebep, derin toplumsal değişim, dönüşüm ve krizlerdir. Darbeler, darbe sonrasında ekonominin, sosyal, kültürel hayatın bozulması, krizden çıkış arayışları temel sebeplerdir. O nedenle şu anda şahsi ve konjonktürel değişiklikle izah edilecek meseleleri saymazsak, yeni bir parti kuruluşu için bir sebep görmüyorum. İstanbul başta olmak üzere belediyelerde CHP’nin tel tel dökülüyor ve dökülecek olması, oğullarını isteyen annelerin Diyarbakır HDP önündeki soylu başkaldırıları, bu iki partiyi de bitirecek. Buna mukabil bu olayların da etkisi ile Ak Parti’ye yeni bir teveccüh ve yönelişin olduğunu da görüyorum. Ne ki, ortalığın dağınık, seçmenin kafasının bulanık olduğu da bir gerçek. Reis’in işleri toparlaması, civataları sıkması lâzım. Partiyi yukarıda açıkça isimlerini verdiğim örneklerdeki gibi çoluk çocuğa bırakmayarak başlayabilir.

Aslında Türkiye’nin, sağ ve muhafazakâr çevreden çok, solda, samimi, gerçek sosyal demokrat bir partiye ihtiyacı var. Sizin de benim gibi düşündüğünüzü tahmin ediyorum. Sözde de olsa sosyal demokrat, halkçı olduğunu iddia eden bir parti, gırtlağına kadar yalan ve şov yapmanın şehvetine kapılmış durumda. Terörü, terörün aracı kurumlarını destekliyorlar, alın terinden başka sermaye ve dayanakları olmayan işçileri haksız, hukuksuz ve vicdansız şekilde kapı dışarı ediyorlar…

  

Her şeye rağmen canlı etkilerini birebir yaşadığımız süreçte yeni arayışlar, çıkışlar, buluşma ve ayrışmalar yadırganmamalıdır. Enikonu bu oluşumların esaslı bir kurgunun çerçevesi içinde olduğunu düşünüyorum. O kurgu o çerçeve siyasetin amacı, işlevi ve istikameti açısından çok önemlidir. Bu realiteyi, hareketin içinde, ilk halkasında, en yakınında olanlar da bilemeyebilirler. Hatta bilemezler ve bilmezler. Bilmemeleri daha iyidir. Kimi şeyleri bilerek siyaset yapmanın imkânı olmaz. Yüreğiniz kaldırmaz. Kimi yanlış gözükenlerin doğruya evrilmeleri bu sayede mümkün oluyor. Değilse bu işler öyle buradan görüldüğü gibi yürümüyor. Daha ilk adımda tökezlemeye, ilk beyanda sarsılmaya başlarsınız.

Siyasal sistemin Cumhurbaşkanlığı hükümet modeline geçmesi ile birlikte yaşanan büyük değişimi gereği gibi çözümleyemeyenler gidişatı okumakta başarısız olur. Yani yeni oluşumların kimi şeyleri bilmedikleri için siyaset yaptıklarını sanmıyorum.

  

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3383/kimi-seyleri-bilerek-siyaset-yapamazsiniz.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar