Kerbela Yazıları -3-

Burası Kerbela. Bu gün 10 Muharrem Cuma. Hicretten altmış bir yıl sonra. Bu gün yarım gün sürecek bir katliam yaşanacak. İnsanlık çok katliam görmüştür. Çok zalim görmüştür. Ama bugünkü katliam başka. Allah’ın yeryüzüne gönderdiği nuru olan Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellemin reyhanı olan Hüseyin’in katlidir. Hüseyin’in eti Rasulullah’ın eti, Hüseyin’in kanı Rasulullah’ın kanı, Hüse-yin’in canı Rasulullah’ın canıdır.

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellemin bizleri has-rette bırakıp Refik-i Âlâ’ya yükselişinden sadece 51 yıl sonraydı.

Rasulullah’ın kızı, Hüseyin’in annesi Fatimatüz Zehra’nın aynı yıl babasının acısına dayanamayıp Hakk’a yürüyüşünden yine ellibir yıl sonraydı.

Allah’ın arslanı, Rasulullah’ın kardeşim dediği İmam Hüseyin’in babası İmam Ali kerramallahu vechenin şehid edilişinden yirmi dokuz yıl sonra.

Rasulullah’ın reyhanı, Ali ve Fatıma’nın oğlu, İmam Hüseyin’in ağabeyi Hasan’ın hunharca zehirlenerek şehid edilişinden sadece dokuz yıl sonra.

Düşünebiliyor musunuz ey Peygamber âşıkları? O gün Rasulullah hırkasının altında dört kişiyi toplamış “Bunlar benim ehl-i beytim” demişti. O dört kişiden üçünü şehid edip katlettiler.

Burası Kerbela. Bugün 10 Muharrem Cuma. Bir yanda İmam Hüseyin ve sadece 72 yareni. Diğer yanda ise rivayetlerdeki en az sayıyla Yezid’in dört bin kişilik ordusu.

Ey Hürr! Demek son anda Yezid’in ordusunu terk edip İmam Hüseyin’in safına geçtin. Demek tövbe ettin. Allah tövbe edenleri çok sever. Tövben mübarek olsun. Allah hepimize nasuh tövbesini nasip etsin. Ama biliyorsun değil mi? Bugün öleceksin ey Hürr. Ama doğru ya, İmam Hüseyin’i öldürenlerden olmaktansa, İmam Hüseyin uğruna ölenlerden olmak ne büyük şereftir. Şehadetin kutlu olsun ey Hürr.

Ey Abbas! Kerbela’nın alemdarı Abbas. Kerbela’nın Zülfikarı, sancaktarı Abbas. Anne ayrı baba bir Hüseyin’in kardeşi Abbas. Abbas, Allah’ın arslanı Ali’nin oğlu Abbas. Baban Ali hicret akşamı Peygamber aşkına O’nun yatağına kendi canını koymuştu. Baban Ali, Rasulullah’a ne ise sen de Hüseyin’e osun Abbas. Abbas, bugün sakın Hüseyin’in yanından ayrılma Abbas. Sakın Hüseyin’i bırakma Abbas. Ümmet kıyamete kadar ağlayacak Abbas. Sakın Hüseyin’i bırakma Abbas.

Ey Hüseyin’in yarenleri canınızı verin, Hüseyin’i vermeyin.

Ey Kerbela’daki tek Türk Eslem.. Uzaklardan Peygamber aşkına mı geldin? Haydi göster aşkını, göster yiğitliğini Eslem. Canını ver o çok sevdiğin Peygamberi’nin canı olan Hüseyin’i verme.

Ey Yezid’in safında yer alan Ömer bin Sa’d, değer miydi? Sen ki Hüseyin’in çocukluk arkadaşısın. Baban kutlu sahabi Sa’d bin Ebi Vakkas seni böyle görseydi ne derdi? Tarihe İmam Hüseyin’i katleden ordunun komutanı olarak geçeceksin.

Ey Şimr, hain Şimr. Zaten zalim olan Ubeydullah’ı iyice kışkırtan Şimr. Cehennemi çok mu özledin?

Ey Kufeliler, hani Hüseyin’i seviyordunuz? Ne oldu sevginize? Yezid’in korkusundan şimdi kılıçlarınız Yezid’den yana mı? Allah sizi o korktuğunuz Yezid’in zulmünden korurdu. Ama Yezid sizi Allah’ın azabından koruyamayacak.

O sabah İmam Hüseyin karşısındaki binlerce Kufeliye sesleniyordu. Aynı dedesi gibi merhametli Hüseyin. Her zerresi merhamet Hüseyin. Kimse ateşte yansın istemiyor. Ehl-i Beyt’in kanını dökerek ateşe gitsinler istemiyor. İmam Hüseyin o sabah kendisini katletmeye karar vermiş binlerce Kufelinin vicdanlarına seslendi;

Ey insanlar sözüme kulak verin. Aceleye kapılmayın. Ey insanlar, beni herkese nispet edin ve düşünün; ben kimim? Vicdanınıza sorun, nefislerinizi suçlandırın; bakalım benim kanım size helal midir? Öldürülmem caiz midir? Ben Rasulullah’ın oğlum dediği Hüseyin değil miyim? Sizin de iman ettiğiniz Rasulullah benim dedem değil mi? Ben Peygamberimizin ciğerparesi Fatıma’nın, Zehra’nın oğlu değil miyim? Peygamberimizin kardeşim dediği Ali’nin oğlu değil miyim? Şehitlerin Efendisi Hamza babamın amcası, cennette uçan Cafer-i Tayyar benim amcam değil midir? Allah’ın Resülü, kardeşimle benim için siz cennet gençlerinin efendileri, reyhanlarım dememiş midir? Ama cesaretiniz Yezid’in elinde körelmiş insanlık sizi terketmiştir. Kalbinizin sesine kulak vermekten bile acissiniz. Unutmayın ki bu ses sizi sağır edecek. Hüseyinin kanı sizin kılıçlarınızı yenecek. Ehli Beyt size ölümle galip gelecek. Bu yolda ölmek şereftir.”

Şimr,

   – Ulül emre itaat etmelisin. Yezid’e biat etme-dikçe bu işin sonu yok. Ya biat ya başın.. Abbas,

   – İmam’dan bir fasık’a uymasını mı istiyorsunuz? Ey Kufeliler, onu siz mektuplarınızla çağırmadınız mı? Bu mektupları yazan siz değil misiniz? Onu çağıran siz değil misiniz?

Çadıra girer, sandığı alır ve mektupların bir kısmını çıkararak onların önüne atar.

   – Söyleyin Sizler İmam’a mektuplar göndermediniz mi? Bu mektuplarda İmam Hüseyin’i sizler çağırmadınız mı? Şimr,

   – Ey Hüseyin! Kıyametten önce cehennem ateşini istemekte acele ettin… Abbas,

   – Ey keçi çobanı olan kadının oğlu! Cehennem ateşinde yanmaya sen daha elverişli ve müstahaksın. Ya Hüseyin izin ver şunun kellesini vurayım! Hüseyin,

   – Hayır ilk saldıran ve kan akıtan asla biz olmayacağız. Şimr,

   – Yeter artık vurun.

Hürr meydana atılır. Etrafını askerler sarar. Hürr ile Ömer bin Sa’d çarpışırlar ve Hürr şehid edilir.

Savaş bütün şiddetiyle devam ederken, Ali Ekber tekbir getirerek meydana atılır ve o da şehid olur.

Ali Ekber, Ali Ekber.. Sana mı kıydılar Ali Ekber? Nasıl kıydılar sana? Ehl-i Beyt’in ilk şehidi Ali Ekber. İmam Hüseyin’in oğlu Ali Ekber. Baban Hüseyin ağlıyor sana. Çadırında halan Zeynep ağlıyor. Nasıl kıydılar sana? Bilmiyorlar mı ki Rasulullah’a en çok sen benzermişsin. Rasulullah’ı özleyenler senin yüzüne bakarmış Ali Ekber.

Ali Ekber bak Peygamber âşıkları geldi. Ben de Peygamberimi hiç görmedim. Ben de Rasulullah’ı çok özledim. Haydi aç yüzünü Ali Ekber. Bir de yüzüne ben bakayım Ali Ekber. Ali Ekber şehit. Yiğitler tek tek gidiyor Kerbela’da.

Burası Kerbela, bugün 10 Muharrem Aşura.

….

Eslem meydana tekbir getirerek çıkar. Şimr,

   – Ey Türk, Arap bile değilsin senin burada ne işin var?

   – Arap ya da Türk olmak bizim tercihimiz değil. Hepimiz Allah’ın kulu değil miyiz? Arabın Acem’e, Acem’in Türk’e, Türk’ün Kürd’e üstün olmadığını ilan eden bir dinin mensubu olmaktan, Müslüman olmaktan gurur duyuyorum

   – Hüseyin’i ne diye savunuyorsun?

   – Ben ki Peygamber aşığı bir Türküm. Peygamberimin saçının tek teline canımı veririm. “Hüseyin ben, ben Hüseyinim” dememiş miydi peygamberim? Hüseyin için bir değil, bin canım feda olsun! Ya Allah!

Şimr kendini korumaya çalışır korkar kaçar. Başka bir asker Eslem’i şehit eder. Şimr ve askerleri gelerek Eslem’i paramparça ederler.

ÇADIRLAR SUSUZ

Günlerdir çadırlarda susuzluktan kıvranmakta olan çocukların feryatları da yükselmektedir,

   – Su istiyoruz. Çok susadık. Amca su bize su getir. Abbas,

   – Ben meydana gideceğim. Ya Hüseyin, çocuklar susuzluktan kıvranıyor ama ben ise senin için meydana çıkıp savaşmak istiyorum. Hüseyin,

   – Abbas sen su getirmeye git. Senin görevin gidip suyu getirmek. Rukayye,

    – Amca nereye gidiyorsun? Abbas,

    – Gülüm, amcasının gülü su getirmeye gidiyorum. Rukayye,

    – Vallahi ben artık su istemiyorum. Bak amca sen gidersen babam yalnız kalacak, kimsesiz kalacak, tarafsız kalacak. Hem sen babamın alemdarı değil misin? Babamın sancaktarı değil misin? Sen gidersen babamın alemini kim taşıyacak? Babamın sancağını kim kaldıracak? Hiç kimse su istemiyor. Biz su isteğimizden vazgeçtik. Ne olur gitme. Abbas,

   – Rukayye, gideceğim ve geleceğim. Rukayye,

   – Amca her giden geleceğini söylemişti. Bak bir babam kaldı bir de sen. Ne olur gitme. Ne olur, benim tek umudum sensin. Amca bizi yalnız bırakma.

Abbas su almaya giderken askerler ve Şimr önünü keserler. Şimr,

   – Ya Abbas, nereye gidiyorsun?

   – Çocuklar susuz. Çekilin önümden, onlara su götüreceğim. Beni kılıcımı çekmeye zorlamayın.

   – Abbas benim başkaldırışımın yanında senin kılıcının hükmü geçmez Abbas..

   – Allahuekber.

   – Saldırın, vurun askerler..

Abbas yaralanır, yere düşer..

            Abbas, yaralandın mı Abbas? Yatma kuru yerde. Haydi kalk Abbas. Sen İmam Hüseyin’in alemdarı değil misin? Haydi kalk, dayan Abbas. Bak bütün yiğitler tek tek şehit oldu. Bir tek sen kaldın İmam Hüseyin’in yanında. Sen de gidersen İmam Hüseyin yalnız kalacak. Kerbela’nın alemdarı yaralanmış Kerbela’da yatıyor. İmam Hüseyin yaralı kardeşine koşuyor. İmam Hüseyin yaralı kardeşi Abbas’ın başını kendi dizlerine koyuyor. İkisi de Ali’nin oğlu. Ama Abbas annesinin Fatımatüz Zehra olmadığına çok üzülürdü. Abbas İmam Hüseyin’e “Babamın oğlu” derdi. O gün İmam Hüseyin Abbas’a “Ey annemin oğlu” diye iltifat etti. Ağlıyordu Abbas ağlıyordu. İmam Hüseyin’e dedi ki,

    – Hüseyin, gözlerimdeki kumlardan seni göremiyorum, bir kere yüzümü sil.

    – Ya Abbas, niye ağlıyorsun? Annenin oğulsuz kaldığına mı ağlıyorsun? Bedeninin kolsuz kaldığına mı ağlıyorsun? Çocuğunun babasız kaldığına mı ağlıyorsun? Derdin ne, seni ağlatan ne?

                    – Ya Hüseyin bedenimin kolsuz kaldığına değil, anamın oğulsuz kaldığına değil, Rukayye sen yalnız kalmayasın diye su içmekten vazgeçti. Ben seni yalnız bıraktığıma ağlıyorum Hüseyin. Ben vuruldum sen benim başımı dizinin üstüne koydun. Sen vurulunca senin başını kim dizine koyacak? Seni bu zalimlerle yalnız bıraktım Hüseyin. Ben buna ağlıyorum Hüseyiiiin. Abbas.. Abbas… Abbas,

                  – Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedüenne Muhammeden abduhu ve rasulühu…

Abbas şehiit.. Kerbela’nın alemdarı şehit. Yerler ağlıyor, gökler ağlıyor Abbas’a. Ah Abbas ah. Hüseyin yalnız kaldı Abbas. Ümmü Seleme’nin elindeki toprak kan olacak. Rasulullah’ın reyhanına kıyacaklar Abbas.

Burası Kerbela, bugün 10 Muharrem Aşura.

İMAM HÜSEYİN’İN KATLEDİLİŞİ

Hüseyin meydana çıkar:

“Ey zalim topluluk! Şimdi bu uçsuz bucaksız çölde ben ve siz kaldınız. Sizler beni bir günah üzerinde mi gördünüz? Birinizin hakkını haksız yere mi yedim? Nedir bu kininizin sebebi? Ben nasıl bir haldeyim ki benim haberim yok da siz biliyorsunuz? Birinizin canına mı kastettim? Kanını haksız yere mi döktüm? Şimdi siz benden neyin hesabını soruyorsunuz? Şimdi vicdanınıza bir sorun, hala yitirmediy-seniz eğer.  Yok mu Peygamberinizin oğluna içinizden yardım edecek biri?

Hüseyin çadırda ağlayan altı aylık bebeği Ali Asgar’ı kucağına alır tekrar meydana çıkar:

“Haydi beni suçluyorsunuz. Vicdanınızı susturabiliyorsunuz. Dünyaya bağlanmış, Peygamberinizden ve dininizden vazgeçiyorsunuz. Şu ellerimin üstünde susuzluktan dudakları çatlayan üç gündür su içmeyen bu masuma da mı merhamet etmeyeceksiniz? Bu insaftan da yoksunmusunuz? Beni öldürün ama bu çocuktan ne istiyorsunuz? Hervele,

   – Söyleyin Hüseyini mi vurayım, yoksa şu elindeki çocuğu mu vurayım? Şimr,

    – Hüseyini yaralı istiyorum..

Hervele altı aylık Ali Asgar’a nişan alır ve bebeği vurur… Acı bir manzara. Ağıt yükselir… Hüseyin,

   – Ey Muhammedin ümmetiyim diyenler! O’nun henüz ana sütü emen son torununu da şimdi kucağımda şehit ettiniz. Gidin Efendiniz Yezid’e söyleyin Ali’nin oğlu Hüseyin sana biat etmemek için en sevgililerini feda etti. Hüseyin sizin o çok korktuğunuz ölüme, ölümü ağlata ağlata gitti.

“Allah’ım, şahit ol ki bu daha kendini savunamayan, derdini bile anlatamayan hatta ok değdiğinde bile uyuyan yavrumun kanını sana ısmarlıyorum. Allah’ım ben bu zalimlerle senin huzurunda bu halimle hesaplaşmak istiyorum.”

Şimr meydana çıkarak kahkahalar attı…

Oklar atılır ve Hüseyin vurulur vücudunda oklarla düşer ve şehit olur..

Hüseyin şehit… İmam Hüseyin’in başını keserler.. İmam Hüseyin’in kollarını keserler…

Kıydılar, Hüseyin’e kıydılar.. Ah Hüseyin’im ah.. Vah Hüseyin’im vah.. Nerede başın Hüseyin?.. Alçak Şimr. Al kanlar içinde Hüseyin. Yerler ağlıyor, gökler ağlıyor.. Benden bir yudum su içsin diye akan Fırat ağlıyor. Kıydılar Hüseyin’e kıydılar. Nerede o başın Hüseyin? Rasulullah’ın öpüp okşadığı o yanakların nerede Hüseyin? Ümmü Seleme’nin elindeki toprak kan oldu. Rasulullah’ın reyhanına kıydılar.…               

Bir yudum su.. Allah aşkına bir yudum su.. Bir yudum içirmeden başını kestiler Kerbela’da. Hüseyin nerede başın, nerede o güzel gözlerin? Hüseyin bak kim geldi senin için Kerbela’ya? Annen Fatıma geldi Hüseyin…

Kanlı yaşlar döktüğüm ol hazretin feryadıdır

Bu kadar zulmü gören Fatıma evladıdır.

                Sen mi geldin Fatıma anam sen mi geldin? Kıydılar senin evladına, kıydılar. Ah Hüseyin’im ah. Vah Hüseyin’im vah. Al kanlar içinde Hüseyin. Bak kim geldi senin için Kerbela’ya Hüseyin? Bak kokusu geliyor Hüseyin. Kerbela’yı kokusu sardı Hüseyin. Deden Muhammed geldi Hüseyin. Allahümme salli ala seyyidina Muhammed. Rasulullah geldi Hüseyin. Sen mi geldin ya Rasulallah? Kıydılar, senin reyha-nına kıydılar. Ah Hüyen’im ah. Vah Hüseyin’im vah. Ya Rasulallah kokun sardı Kerbela’yı sen mi geldin? Demiştin ki “Hüseyin’i seven beni sever, Hüseyin’i üzen beni üzer.” Biz Hüseyin’i seviyoruz ya Rasulallah.

Ağla âşık ağla. Rasulullah aşkına ağla. Kıydılar Hüse-yin’e, Hüseyin için ağla. Geldiniz mi melekler? Haydi selavat-larla birlikte gözyaşlarımızı da götürün Medine’ye. Ravza’ya. Deyin ki Sultanımıza “Senin reyhanın için ağlıyorlar uzaklarda. Bu gözyaşları onların gözyaşları,” deyiverin.

Burası Kerbela, bugün 10 Muharrem aşura..

Gündüzler geceye döndü. Ağla matemdir bugün. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem bu dünyadan ayrılmadan önce ümmetine demişti ki “Size iki emanet bırakıyorum. Biri Allah’ın yüce kitabı Kur’an. Sımsıkı sarılın, yapışın Kur’an’a. Bir de size Ehl-i Beytimi bırakıyorum. Allah’tan korkun da Ehli Beytime hürmet gösterin.” Bu sözü iki kere tekrar etmişti “Allah’tan korkun da Ehli Beytime hürmet gösterin.” Korkmadılar Allah’tan korkmadılar. Şehit ettiler Hüseyin’i, Ehl-i Beyt Hüseyin’i.. Rasulullah’ın reyhanı Hüseyin’i şehit ettiler. Şehit edildiğinde vücudunda yetmişten fazla ok ve mızrak vardı. Yetmedi zalimlerin zulmü, İmam Hüseyin’in kollarını kestiler. Yetmedi zulüm, bir yudum su içirmeden başını kestiler. Yetmedi zulüm yetmedi. İstersen git Rabbim gani gani rahmet etsin M. Asım Köksal hocamızın kitabından oku. Kolları kesilmiş, başı kesilmiş İmam Hüseyin’in bedeninden elbiselerini çıkardılar. O Rasulullah kokan bedenini Kerbela meydanında atlarla çiğnediler.

ZEYNEP (Radıyallahu anha)

Ağlıyor Zeynep, ağlıyor. İmam Hüseyin’in kızkardeşi Zeynep ağlıyor. Nasıl ağlamasın Zeynep? Nasıl ağlamasın? Fatıma’nın kızı Zeynep. Zeynep henüz yedi sekiz yaşlarındayken annesi Fatıma bir gün O’nu yanına çağırdı. Aynı kendi annesi Haticetül Kübra’nın yaptığı gibi. Zeyneb’e dedi ki,

“Kızım Zeynep’im, dün gece rüyasını gördüm. Ben babama gidiyorum. Çok özledim O’nu. Ben bu dünyadan ayrılıyorum Zeynep’im. Benden sonra abilerini sakın yalnız bırakma. Abilerine anne ol Zeynep’im.”

Abilerine annelik yapan Zeynep ağlıyordu. Evlenirken kocasına bir şart koşmuştu Zeynep. “Bilesin Hüseyin nerede ben oradayım.” O Kerbela gününde çadırda kocası yoktu ama Zeynep oradaydı. Abisinin yanında.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3381/kerbela-yazilari--3-.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar