Ne Saçmalıklarla Uğraşmıșız

Eflatun, Devlet adlı meşhur eserinde: “Demek ki sitedeki yurttaşlardan bedence ve ruhça iyi yapıda olanlarla ilgilenmek üzere anlattığımız nitelikte hekim ve yargıçlarımız olacak, öbür yurttaşlara gelince, bedence sağlıksız olanlar ölüme terk edilecek; ruhu yaratılıştan kötü ve düzelmez olanlar ise öldürülecektir” demektedir. Bu sözü bir Şarklı veya bir İslam alimi demiş olsaydı, nefes bile almasına müsaade edilmeden hemen çarmıha gerilirdi. Ama bu sözler, Batılı bir filozoftan sadır olmuşsa, mutlak bir hikmeti vardır, diye düşünülür.
Avrupa düşüncesinin adeta ilham perisi durumunda olan Eflatun’un bu görüşleri kendi dönemine has bir uygulamayı başlatmamış, bilakis yankısını sonraki dönemlerde bulmuştur. Bu fikirlerin beslediği anlayışlar yüzünden, bazı toplumlarda zayıf kimselere “insan” muamelesi bile çok görülmüştür.
1927 yılında Amerikan’ın Virginia eyaletindeki Yüksek Mahkeme, sonradan şöhret bulacak Buck-Bell davasında “Geri zekâlı” bir genç kadını kısırlaştırma kararı almıştı. Bir İç Savaş Askeri olan 86 yaşındaki Yargıç Oliver Wendell Holmes, hakimlerin çoğunluğunun görüşünü yazarken: “Buck’ın doğurma özgürlüğünü feda etmesinin, savaşta askerlerin canlarını feda etmesine benzediğini” ileri sürmüştü ve şunları eklemişti: “Kamu yararı için sapasağlam vatandaşlara başvurabileceğini defalarca kez gördük. Varlığımızın kabiliyetsizliğe gömülmesini önlemek amacıyla, böyle küçük fedakarlıklar için Devletin gücünün, böyle şeylere baş vurmaması zaten tuhaf olurdu.” Holmes, “Tüm dünya için iyisi budur. Dejenere soyun idamla cezalandırılmasını ya da embesillikten dolayı açlıktan ölüme terk edilmelerini beklemektense, toplum, kendi türlerini devam ettirmeye uygun olmadıkları belli kişilerin üremesini önleyebilir… Üç kuşak geri zekâlı yetti” demişti.
Aslında olayın merkezinde Doris’in ablası Carrie Buck vardı. Carrie 1924 yılında, yasa uyarınca Virginia’da kısırlaştırılan ilk kişi olmuştu. O sıralar Öjeni Kayıt Bürosu Şefi Harry Laughlin’e göre, bu kız genetik zihinsel geriliklerinden ötürü seçilmişti. Ama daha öncesinde 28 Mart 1924 günü, Carrie, ismini “Vivian” koyduğu bir kız çocuğunu dünyaya getirmişti. Carrie, kızı olduğunda henüz 18 yaşındaydı.
O yıllar Öjeni hareketinin (üstün ırk meydana getirme) en gözde olduğu yıllardı. Siyasetçisinden, bilim insanına kadar geniş bir yelpazede “ırkın saflaştırılması”, “üstün ırk” gibi kavramlar oldukça rağbet görmekteydi. 1919’da Amerikan Doğum Kontrolü Hareketi ile Amerikan Öjeni Derneği arasında bir işbirliği anlaşması imzalanarak, geri zekâlılar ve epilepsi hastaları başta olmak üzere sakatların kısırlaştırılması konusunda politikalar geliştirilmişti ve desteklenmişti.
Bu faa¬liyetlerin ilk meyvesi 1924’te çıkarılan Göçmenlik Yasası’dır. Yine bu yıllar IQ (zekâ) testlerinin gözde olduğu yıllardı. İngiltere’ye göç edenlere zorunlu IQ testi uygulanmış, Doğu ve Güney Avrupa’dan göç eden, İngilizce bilmeyen, okuryazar olmayan yoksul göçmenler, IQ testlerinde düşük puan aldıkları için zorunlu kısırlaştırma işlemine tabi tutulmuşlardı.
Gerçi bu tür uygulamalar, 23 Şubat 1980’de Washington Post’ta haber olarak tekrar gündeme getirilene kadar çok dikkat çekmemişti. Haberin başlığında “Virginia’da 7500’ü aşkın kişi kısırlaştırıldı” diyordu. Holmes’un dayandığı yasa 1924’ten 1972’ye kadar 48 yıl boyunca uygulanmıştır.
Bizde de bir dönemler aynı sapık anlayış boy göstermemiş miydi?. Bazıları, üstün ırk yaratmanın derdine düşmüşlerdi. Bır kısmı da, bütün dillerin Türkçeden ve ırklarından Türklerden doğduğu iddia etmiş ve bunlara inanan saflar da çıkmıştı. Güney Arabistan’daki Evs ve Hazreç kabilelerinin isimleri iştikak (türetme) tezgâhına konulunca neticede bu iki kabilenin de Türk olduğu meydana çıkmıştı. Kuzey Afrika’daki Tevarikler (Tuarek) Türktü, çünkü tevarik kelimesi Türk isminin Arapçaya göre yapılmış çoğul şekli idi. Bu arada, Hamburg’un hükümdar şehri manasına Türkçe bir isim olduğunu keşfedenler de oldu.
Kırk yıl içinde, Arapçanın Türkçeden çıktığını iddia ve ispat eden, “matematik kelimesinin Türkçe “matlamak” fiilinden geldiğini keşfeden, bütün medeniyetlerin Türk eseri olduğunu ve dolayısıyla bütün insanların soy olarak Türklerden geldiğini söyleyen ilim ve fikir adamları yetiştirdik. Bir Avrupalı ilim adamı, bizimle şöyle dalga geçmişti: “Ben insanların maymunlardan türediğini zanediyordum, ecdadımızın Türk olduğunu şimdi öğrendim.”
Avrupa’dan damızlık erkek ithalinden tutun, sokaklarda vatandaşların kafatası ölçümüne kadar her saçmalığa imza atılmıştı. Bu meyanda Mimar Sinan’ın da Türk olup olmadığını anlamak için kafatası mezarından çıkarılmış ve ölçülmek üzere Etnografya Müzesine kaldırılmıştı. Ne yazık ki, burada bu dâhi mimarın kafatası kaybolmuştur.
Bu aymaz ve zekâ özürlü ırkçıların kaybettirdikkleri yalnızca Mimar Sinan’ın kafatası değildi, aslında kaybolan binlerce yıllık kültür, değerler, inanç ve mazimizdi.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3379/ne-sacmaliklarla-ugrasmiiz.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar