İmam Hüseyin Kerbela Yolunda

Hicretten 61 yıl sonra. Yezid hilafeti ele geçirmiş, iktidarını kuvvetlendirmek için herkesten biat alıyor. Ama en önemli biat Ehl-i Beyt olan İmam Hüseyin’in biatı. Eğer o biat etmezse halk ayaklanabilir. Medine valisine baskılar yapıyor İmam Hüseyin’in biatını istiyordu. İmam Hüseyin ailesini yanına alarak Mekke’ye gidiyor. Mekkeliler çok mutlular. İmam Hüseyin’le namaz kılmak ne güzel.. Özledikleri Rasulullah’ın kokusunu alıyorlar İmam Hüseyin’de. Ama Yezid Mekke valisine de baskılar yapıyor İmam Hüseyin’in biatını istiyor. İmam Hüseyin nasıl biat etsin Yezid’e? Yezid fasığın teki, sarhoşun teki. Şam’daki sarayında işret alemleri kuruyor Yezid. İmam Hüseyin’e yakışır mıydı bir fasıka, bir zalime biat etmek? O ki cihana tek başına meydan okumuş bir peygamberin torunudur.

Yezid kendisine biat etmeyenlerin başını vurduru-yor, kesilen başlar köylerin kasabaların meydanlarına atılı-yordu. Mallarına mülklerine el konuluyordu. Kufe şehrinin ahalisi kendi aralarında toplanıp istişare ederek mektuplar yazdılar. Mekke’deki İmam Hüseyin’e bir haberci gönderdi-ler mektuplarla. Yüzlerce değil binlerce mektup geldi İmam Hüseyin’e. Kufeliler mektuplarında diyorlardı ki; “Ya İmam Hüseyin, bizi ancak bu zulümden sen kurtarabilirsin. Biz seni seviyoruz biatımız ancak sanadır. Kufe seni bekliyor.”

Mekke’nin ileri gelenleri İmam Hüseyin’i ikaz ettiler, “Yezid seni bırakmaz gitme” dediler. Ama İmam Hüseyin’e mazlumların sesine kulak vermemek yakışır mıydı? Kendi amcaoğlu olan Akiloğulları’ndan Müslim’i durumu inceleme-si için Kufe’ye gönderdi.

İmam Hüseyin’in elçisi Müslim Kufe’ye gitti. Gerçek-ten de mektuplar doğruydu. Kufelilerin kalbinde Hüseyin vardı. Müslim tam 18 bin biat aldı ve hemen Mekke’ye İmam Hüseyin’e haber gönderdi. “Ya Hüseyin Kufelilerin kalbinde sen varsın. Kufe seni bekliyor. Tam 18 bin biat aldım, tez gel.”

İmam Hüseyin yol hazırlığı yapmaya başlar ama Yezid Kufe’de olanları öğrenmiş, Müslim’e yumuşak davranan Kufe valisini hemen görevinden almış ve yerine kendi amcaoğlu olan Basra’daki zalim, kan emici Ubeydullah bin Ziyad’ı vali olarak Kufe’ye göndermişti. Ubeydullah Kufe’ye gelir gelmez, kim Hüseyin’e biat etmişse başını vurdu, malına mülküne el koydu. Hatta hanımlarını ve genç kızlarını kendi sarayında alıkoydu.

Tüm Kufeliler korktular ve Müslim’i terk ederek yalnız bıraktılar. Bir kahraman kadın Tu’a, Müslim’i evine alarak kocasına dedi ki Ehl-i Beyt aşkına Müslim’i korumalı, saklamalıyız. Ama o yiğit kadının oğlu ihanet etti ve valiye Müslim’in kendi evlerinde olduğunu haber verdi.

Elçi Müslim yakalanır ve elleri bağlı olarak bir asker, bir çavuş arasında halkın arasına çıkartılır. Halk kendi arasında homurdanmaktadır. Müslim halka seslenir,

   – Ey Kufe halkı ben İmam Hüseyin’in sizlere gönderdiği bir elçiyim. Şimdi ise Vali Ubeydullah’ın askerlerinin esiriyim. Vali beni ölümle hayat arasında serbest bıraktı. Ya Yezid’i övüp yaşayacağım. Ya da ahdime vefasızlık edip can vereceğim. Benden Yezid’i rahatsız edecek, sizleri mutlu edecek sözler beklemeyin. Çavuş araya girerek,

   – Dur ey Müslim. Vali Ubeydullah senden Beni Ümeyye hükümetini övmeyi Yezid’i yüceltmeni istemedi mi? Sen hala ne anlatıyorsun? Müslim,

   – Ey Kufe halkı bu asker doğru söylüyor. Benden Yezid’i övmem isteniyordu ama ben unuttum. Ey Kufe halkı dinleyin Allah yüce kitabında der ki; “Şüphesiz ki bir kavim kendini değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez.” İmam Hüseyin’i Kufe’ye davet eden sizler Yezid’in idaresine layıksınız. Buna rağmen İmam Hüseyin sizin davet mektuplarınıza değer verip yola çıktı. Ama sizler Yezid’in korkusundan ahdinizde durmadınız. Bu korkuyu terk edin. İmam Hüseyin’e gidin. Allah dinine yardım edenleri sever. Çavuş,

   – Öldür bunu.

Halk durdurmak istese de başaramazlar. Askerler halkın üzerine kılıçlarıyla yürüyünce halk geri çekilir. İmam Hüseyin’in elçisi Müslim son kez halka seslenir,

   – İçinizden insaf ehli birisi varsa Hüseyin’e haber götürsün. Desin ki gelme. Desin ki seni davet eden Kufelilerin kalpleri seninle ama kılıçları Yezid’den yana. Çavuş,

   – Öldür Dedim

Asker vurur öldürür. Müslim şehadet getirir. Çavuş,

   – Müslim’i evinde saklayan Hani’yi de getirin. Onun da başını vurun. Kim Hüseyin’e biat ederse hepsinin başını vurun.

Müslim’i askerler şehit ettiler, başını kesip Şam’a Yezid’e gönderdiler. Onu evinde saklayan Hani’yi de öldürdüler. Müslim son anlarında bir haberci bulup dedi ki “Git Hüseyin çoktan yola çıkmıştır. Ona de ki sakın gelmesin. Kufelilerin kalpleri Hüseyin’den yana ama korkudan artık kılıçları Yezid’den yana. Söyle ki sakın gelmesin.” Ama o haberciyi de bulup öldürdüler. Haber İmam Hüseyin’e ulaşamadı.

İmam Hüseyin çoktan yarı yolu geçmişti. Ahh Hüseyin ah… Ya imam gelme.. Sakın Kufe’ye gelme. Kıyacaklar sana. Ümmet kıyamete kadar ağlayacak ya Hüseyin. Ümmü Seleme’nin elindeki toprak kan olacak gelme. Ne olursun gelme… Kıyacaklar sana… Ey Rasulullah’ın reyhanı gelme ne olursun gelme ya Hüseyiiiin...

İMAM HÜSEYİN KERBELA’DA

İmam  Hüseyin yanında yarenleriyle birlikte Kufe’ye yaklaştığında Yezid’in komutanlarından Hür tarafından yolu kesilir. İmam Hüseyin’in baba bir anne ayrı kardeşi Abbas Hürr’le konuşur,

   – Ey Hürr ne istiyorsun? Hürr,

   – Ya Abbas, beni bağışlayın. Siz temiz soyluların ailesindensiniz. Ben Yezid’in görevlendirdiği bir komutanım. Sizi gittiğiniz yoldan alıkoymakla görevliyim. Bunu yapmakta da çaresizim.

   – İnsanları öldüren, kötüleri insanlara musallat eden zalim valinin mi emrini yerine getireceksin? Hürr seni tanırım bu zalim Yezid’in kötülüğüne ortak olma. Çekil yolumuzdan Hürr. İmam Kufe’ye gitmek istiyor. Hürr,

   – Ben de bir Müslümanım ama emir’el-mü’minin emrine uymak zorundayım. Allah’ın dinini hakkıyla yaşamış bir ailenin soyundanım. Ben bir askerim. İmamın buradan bir adım ayrılmaması için görevlendirildim.

   – Ey Hürr, bil ki şu hayatın içinde gelecek kuşakların ömrüne bedel olacak bir davayı senin için gelecek vaadetmeyecek bir kusurla boyaman, hatalarını süslü göstermeye yetmeyecektir.

Abbas ile Hürr konuşurlarken, İmam Hüseyin’in yolunu kesmek için gelmiş Hürr’ün askerlerinden birisi gelerek,

   – Ey Abbas, susuzuz. Atlarımız bile susuz. Bize su verir misiniz?

Abbas çadıra girerek onlara su getirir. O arada ezan okunmaya başlar. Abbas,

   – İmam Hüseyin’in emridir. Şu askerlere su verin. Ezan okundu Hürr namaz vaktidir. İmam namaz kılacak, siz de gidin namazınızı kılın. Hürr,

   – Biz de imam Hüseyinin arkasında namaz kılacağız. O bizim de imamız.

   – Anan sana ağlasın ey Hürr. Öyleyse niye imamın yolunu kestin.

   – Bilesiniz ki İmam Hüseyin varken başkasının arkasında namaz kılmayız. İmam varken başka imam tanımayız.

   – Namaza gelince İmam Hüseyin, dünyaya gelince Yezid. Bu nasıl bir çelişki ya Hürr?! İmam kendisiyle kurtulmak isteyenlere karşı çıkmaz. İsterseniz namazı imamın arkasında kılabilirsiniz.

İmam Hüseyin’in imamlığında Abbas ve yarenler önde, Hürr ve askerleri arkada saf tutarlar.

Yezid’in Kufe valisi Ubeydullah, İmam Hüseyin’in Kerbela’da yolunun kesildiğini öğrenir öğrenmez Ömer bin Sa’d komutasında dört bin kişilik bir orduyu Kerbela’ya gönderir.

Yezid’in Ömer bin Sa’d komutasındaki ordu çadırlarında Ömer bin Sa’d Hürr’e,

   – Yoruldum Hürr.

   – Ne yorulması Ömer, Kufe iki adımlık yer.

   – Beni yol yormadı Hüseyin meselesi yordu.

  – Evet haklısın. Sen buraya niye geldin? Rey’e vali olarak gitmeyecek miydin?

               – Bana kalsaydı öyleydi ama.

                   – Aması ne?

   –Vali bana Hüseyin’in üzerine gitmemi emretti.

   – Sen ne dedin peki?

   – Ben Hüseyin’le çocukluk arkadaşıyım ona bir şey yapamam. Beni Rey’e göndersen de Kerbela’ya Kufe eşrafından birini yollasan olmaz mı dedim.

   – Doğru demişsin çocukken hep beraber arkadaştık. Ama Vali seni bırakır mı hiç? Rey valiliğini de unut o zaman.

   – Doğru diyorsun. Ubeydullah b. Ziyad bana dedi ki; “Sen onunla çarpışmaya gitmeyecek olursan seni azleder, evini yıkar, boynunu da vururum.” Ailem ve kızlarım Ubeydullah’ın elinde. Eğer dediğini yapmazsam katledecek hepsini. İşte o yüzden geldim. Çocukluk arkadaşımız Hüseyin’e karşı olmak ha.. Nasıl olacak bilmem..

   – Dünya dostum. Hayatın gerçekleri var..

   – Hüseyin’le konuşup ikna etmeye çalışmalı.

   – Başarabilirsen iyi olur ama benim tanıdığım İmam Hüseyin, Yezid gibi bir fasığa biat etmez.

   – Bu akşam onunla konuşmayı düşünüyorum.

   – İmam Hüseyin konuşur. Herkesle konuşur. Herkese açıktır gönlü. Konuşmaktan yanadır. Ama Yezid’e biat edeceğini sanmam.

O akşam Ömer bin Sa’d İmam Hüseyin’in çadırlarına gider. Abbas’a durumu anlatır ve İmam ile görüşmeye geldiğini söyler. Abbas durumu İmam Hüseyin’e anlatır. İmam Hüseyin Ömer bin Sa’d’ı kabul eder,

   – Ne istiyorsun Ömer Bir Sa’d?

   – Ya Hüseyin bu meseleyi konuşalım, anlaşabiliriz. Yoksa çok kan dökülecek.

   – Kan dökülmemeli. Hepimiz müslümanız. Yazıktır.

   – Kan dökülmemesi için biat lazım.

   – Bunun mümkün olamayacağını bilmiyor musun?

   – Başka çarem yok ki. Seni Şam’a götürmeye ve Yezid’e biatını almaya geldim. Ben de kan dökülmesini istemiyorum.

   – Zulme biat etmem. Fıska biat etmem.

   – Ben bir şey yapamam o zaman. Başka bir çare, başka bir yol varsa söyle ya İmam.

   – Size bir teklifim var.

   – Nedir?

   – Bırakın Hicaz’a geri döneyim veya bırakın bir sınır şehrine gideyim ve ölene kadar İslam için cihad edeyim.

   – Ziyad’a bildireceğim ama kabul göreceğini hiç sanmıyorum. Bana verilen emri yerine getirmem gerek. Yezid’e biat et kimse ölmesin.

   –  Öleceksem zulme karşı öleyim.

Ubeydullah bu teklifi reddeder ve hain Şimr ile bir fermanı Kerbela’ya gönderir.

ŞİMR KERBELA’DA

Şimr Kerbela’ya ulaşır ulaşmaz Ömer bin Sa’d ve Hürr’le konuşur. Hürr,

   – Doğru ama Yezid İmam Hüseyin’in biatını almadan asla bırakmaz ve razı olmaz. Ömer,

   – Bizim bu işi tez zamanda bitirmemiz lazım… Hürr,

   – Hüseyin’in ikna edilmesi lazım yoksa çok kan akacak… Ömer,

   – İkna olmuyor. Başka çaresi de yok. Ya biat ya ölüm!... Hürr,

   – Hayır ölüm asla olmamalı. Rasulullah’ın reyhanı o, kanı nasıl dökülür? Şimr,

   – Dökülücek. Hüseyin’in kanı dökülmeli. Al, oku fermanı. Kufe valisinden, Ubeydullah bin Ziyad’dan. Hürr,

   – Hele dur çok terlemişsin. Dinlen biraz. Şimr,

   – Atım benden daha terli ama acelemiz var. Halk ayaklanmadan ya biat ya ölüm.. Emir böyle..

Ömer bin Sa’d, fermanı alır dikkatlice okur, sonra Hürr’ün de okuması için ona verirken,

   – Çok acımasız. Kadınlar var çocuklar var. Nasıl susuz bırakılacak? Hürr,

   – Vali Onların susuz bırakılmasını bir damla bile su verilmemesini istiyor. Gerçekten çok acımasız ve zalimce. İnsan nasıl bu kadar merhametsiz olabilir?  İmam Hüseyin bana, askerlerime ve atlarımıza bile su vermişti.

Şimr haince kahkaha atarak,

   – Bırakın merhameti, size verilen emri yerine getirin. Siz hala olayın farkında değilsiniz. Eğer ona merhamet ederseniz, Yezid sizi paramparça eder.

Ömer bin Sa’d şaşkınlıkla Hürr’e bakar. Şimr,

   – Ömer bin Sa’d sen komutanlığı yapamayacaksın galiba… Hahaha… Valinin emridir yapamayacaksan komutanlığı ve Rey valiliğini bana bırakacaksın. Ömer,

   – Yerime göz mü diktin? Ubeydullah ne dedi?

   – Ömer yapmazsa sen yap. Ömer’in de başını vur dedi.

Ömer bin Sa’d, düşünür dolaşır ve askerlere dönerek talimat verir,

   – Suyun önünü kesin, atlıları, okçuları yerleştirin. Hüseyin ve ailesi bir damla su içemesinler. Gelen olursa vurun… Şimr,

   –Elimize fırsat geçmişken fırsat kaçırılmamalı. Hüseyin’den biat almadıkça bu işin sonu gelmez. Ya biat ya ölüm.

Ömer bin Sa’d ve Hürr acı acı ona bakarlar…

BİR YUDUM SU…

                İmam Hüseyin’in ailesi, akrabaları ve az sayıdaki askerleri susuzluktan çaresizdirler. Aralarında kadınlar ve çocuklar vardır. Abbas iki askeri su almaya gönderir. Yezid’in askerleri su başında önlerini keserler,

   – Gelenler var. Bunlar İmam Hüseyin’in askerleri değil mi? Siz kimsiniz ne istiyorsunuz? Yaren Nafi cevap verir,

   – Yabancı değiliz. Asker,

  – Sen misin Nafi? Söyleyin bakalım ne istiyorsunuz?

   – Su , su istiyoruz.

   – İç Nafi iç senden suyu esirgemiyoruz.

   – Biliyorsunuz ki İmam Hüseyin’in çadırlarında bir damla su yok. Çocuklar susuzluktan yanıyor. Annelerin sütü kurudu. Onlar için su almaya geldik.

   – Siz içebildiğiniz kadar için ama çadırlara su götürmenize izin yok.  Ömer bin Sa’d’ın emridir. Bir damla su yok.

   – Vallahi İmam Hüseyin ve çadırlarındakiler içmeden ölürüz de bir damla su içmeyiz.

   – Dedim ya onlara bir damla su yok.

Kılıçları çekerler, çarpışırlar ve iki yaren de öldürülür…

Bir yudum su.. Bir yudum su.. Bu ne zulüm..Bu ne zulüm.. İmam Hüseyin’in çadırlarında su tükendi. Kadınlar var, çocuklar var, hastalar var. İmam Hüseyin oğlu Zeyn’il Abidin’e su lazım. İleride Fırat gürül gürül akıyor. Fırat’a giden yolu kestiler 500 askerle. Bu ne zulüm asker? Bu ne zulüm? İmam Hüseyin’in yolunu Kerbela’da kestiğinizde size su vermemiş miydi? Hatta atlarınıza bile. Nafi su içmez. Çadırdakiler ve İmam Hüseyin su içmeden ölür de içmez. O gerçek bir dost.

Su, bir yudum su… Annesi şimdi ben su dedikçe yanındaki çocuğun susadım mı diyor. Haydi çocuklar susuz kalmasın. Ben sana demiştim program bitene kadar su içme diye. Her yer Kerbela, her yer aşura. Bu gece evine döndüğünde bardağa su doldurup besmeleyle dudaklarına götürürken Kerbela’yı hatırla. Çadırlardaki susuz çocukları hatırla, altı aylık bebek Ali Asgar’ı, altı yaşındaki Rugayye’yi, hasta Zeynel Abidin’i, Ali Ekberi, Zeyneb’i, Hüseyin’i hatırla.

İMAM ZEYN’EL ABİDİN’İN HATIRASI

O gün Kerbela’daki çadırında yerinden kıpırdayama-yacak kadar hasta olan İmam Hüseyin’in oğlu Zeyn’el Abidin.

Kerbela’dan yıllar sonra İmam Zeyn’el Abidin, kurban kesen Müslümanların yanından geçiyordu. Sordu onlara “Kurbanınızı keserken kendini kesecek bıçağı görmesin diye kurbanın gözlerini kapadınız mı?”“Kapadık” dediler. “Kurbanınızı kesmeden önce ona suyunu içirdiniz mi?” “İçirdik” dediler. İmam Zeyn’el Abidin hıçkırıklarla ağlayarak kurbanın başına çöktü. “Benim babam Hüseyin’in Kerbela’da bir yudum su içirmeden başını kestiler.”

Hüseyin.. Hüseyin.. Benim babam Hüseyin’in başını bir yudum su içirmeden kestiler. Hüseyin.. Hüseyin..

NE ZAMAN SU İÇERSENİZ HÜSEYİN’İ HATIRLAYIN..

Rasulullah’ın reyhanı Hüseyin. Ne zaman bir susuz görürseniz Hüseyin’i hatırlayın. Ne zaman su içerseniz Hüseyin’i hatırlayın.. Hüseyin.. Hüseyin.. Daha Muharrem’in altısı. Muharrem’in onuna daha üç dört gün var. Nasıl geçecek bu günler susuz? Programı hazırlarken doktorlarla görüştüm. Doktor bey bir insan kaç gün dayanabilir susuzluğa. Doktor bey ya çocuklar doktor bey?.. Bir gün dedi belki bir buçuk gün. Daha üç dört gün var Muharrem’in onuna. Bu nasıl bir zulüm, bu nasıl bir zulüm? Antakyalı var mı aranızda? Antakya’ya giderken yokuşta bir Belen var. Orada yaşayan Belenli Ali Baba, Peygamber aşkına, Ehli Beyt aşkına, Kerbela acısına, Hüseyin aşkına, ömründe 23 sene su içmemiş. Bir yudum su…

Kerbela.. Kerbela.. Bu nasıl bir zulüm böyle? Bu nasıl bir zulüm? Haydi evine gidince su içebilirsen su iç. Ama içerken Hüseyin’i hatırla.

Bir yudum su… Bir yudum su…

Hürr, Ömer bin Sa’d ve Şimr konuşmaktadırlar. Şimr,

   – Ne oldu su yolları kesildi mi? Ömer,

   – Suya gidenleri öldürdük. Bir damla bile suları yok. Kaç gündür susuzlar. Şimr,

   –Hüseyin susuz da kalsalar biat etmeyecek. Savaşı başlatırsak ailesini feda edemeyecektir. Mutlaka biat edecektir. Bu işi bitirmeliyiz. Hürr,

   – Benim tanıdığım İmam Hüseyin ne pahasına olursa olsun kesinlikle biat etmez. Şimr,

   – Sen demek istiyorsun? Kimden yanasın? Hüseyin biat edecek. Hürr,

   – Ailesi, kadınlar ve çocuklar var çadırlarda.. Yazık olacak. Şimr,

   – Daha iyi ya bunu Hüseyin düşünsün. Hüseyin’i bitirmeliyiz. Ömer bin Sa’d,

   – Biz Hüseyin’i bitirmezsek Yezid bizi bitirecek. Şimr,

   – Öyleyse haber gönder karşımıza er çıkarsınlar.           Ömer bin Sa’d bir askerini İmam Hüseyin’e haberci olarak gönderir. Abbas askeri karşılar ve sorar;

   – Ne için geldin asker?

   – Ömer bin Sa’d dedi ki; Yezidin ordusunda binlerce asker var. Siz ise sadece 70 kişisiniz. Boşuna direnmeyin. Hüseyin, Yezid’e biat etsin. Kan dökülmesin. Yoksa savaşı başlatmak için karşımıza er beklediğinin haberini gönderdi.

Abbas çadıra girer durumu anlatır. İmam Hüseyin çadırından çıkarak askere seslenir,

   – Git komutanlarına söyle ki; Zalimlere biat ederek alçakça yaşamaktansa, Ehli Beyte yakışan bir onurla ölmeyi tercih ederim. Ama bu gece Rabbimle yalnız kalmak, bu geceyi ibadetle geçirmek istiyorum. Yiğitlerim karşınıza yarın çıksınlar.

Asker bu haberle komutanlarının yanına geri döner. Ömer bin Sa’d,

   – Ne oldu ne cevap verdiler asker?

   – Savaşmaktan korkmadıklarını ama bu gece ibadet yapmak istediğini, yiğitlerini yarın meydana çıkaracağını söyledi. Hürr,

   – Hüseyin’in teklifini kabul edelim. Savaşı yarın başlatalım. Ömer bin Sa’d,

   – Tamam yarına kalsın, belki sabaha kadar fikri değişir. Şimr,

   – Hayır beklememeliyiz. Bundan iyi fırsat olmaz. Bu gece işlerini bitirelim. Ömer bin Sa’d,

   – Hayır mert olmalıyız mert..

Şimr kahkaha atarak,

  –Mertliği mi kaldı Ömer? Mert olacağız derken kellemizden olmayalım. Hürr,

   – Hayır bu gece olmamalı. Ömer,

   – Ben ki binlerce askeri olan bir ordunun komutanı Ömer bin Sa’d. Savaşı yarın başlatıyoruz. Şimr,

   – Ne haliniz varsa görün…

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3376/imam-huseyin-kerbela-yolunda.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar