Ehl-i Beyt’i Sevmek İmandandır

Aşkına kâinat yaratılan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün sırtına aldığı hırkasını açarak kızına seslendi;

        – Kızım Fatıma’m gel hırkamın içine gir.

              Fatıma babasıyla neler yaşamıştı neler. Yine bir şeyler olduğunun farkına vardı. Heyecanlandı Fatıma. Koşarak babacığının hırkasının altına girdi.

                 – Ali sen de gel.

İlmin kapısı Ali de fark etti. Bir şeyler olacaktı. O da gelerek abanın altına girdi.

                – Torunlarım, Hasan ve Hüseyin haydi siz de gelin, siz de girin hırkamın altına.

O gün Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem hırkasının altına dört kişiyi topladı. Fatıma, Ali, Hasan ve Hüseyin. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem ellerini açtı duaya. O bir krerecik görüp de öpemediğim ellerini açtı duaya. O eller ki aya parmağını uzattığında ay, Sevgili beni gösteriyor diye aşktan yarılıvermişti. O eller ki sütten kesilmiş keçilerin memelerine dokununca süt dolmuştu. O eller ki susuzlara çeşme olmuştu. O elleri öpemedim bu dünyada. Ey nefsim niye günahlara dalıyorsun? Bu günahlarla ya cennete giremezsem? Ya o ellerden öpemezsem? Eller, eller.. Duaya kalkan eller.

“Ya Rabbi, bunlar benim ehl-i beytimdir. Ben bunları seviyorum. Sen de sev. Ehl-i Beytimi sevenleri de sev Allah’ım.”

Dua büyük güç. Büyük sır dua. Gök kapılarını açan büyük sır. Rabbimiz “Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var?!” buyurmakta.

Allahu Teâlâ Habibi’nin duasını geri çevirir mi hiç?

Göklerin kapıları aralandı ve vahiy meleği Cebrail yeryüzüne Ehl-i Beyt için indi. Ve Allah Ehl-i Beyt için ayet gönderdi.

“Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor.” (Ahzab 33)

Allah, istedi mi ol deyince oldurandır. Allah Ehl-i Beytin tertemiz olduğunu ilan etti. Allah Ehl-i Beyti yükseltti ve yüceltti. Allah, sevdi Ehl-i Beyti.

Ehl-i Beyti sevmek imandandır. Ali’yi sevmek, Fatıma’yı sevmek, Hasan’ı sevmek, Hüseyin’i sevmek imandandır. Ey Peygamber aşıkları, Ey Ehl-i Beyt aşıkları. Aşkınız mübarek olsun, imanınız mübarek olsun.

Allah sevdi Ehl-i Beyti. Sevilmek ne güzel şey değil mi? Her insan sevilmek ister. Sevilmek çok güzel bir şey. Ama bir küçük hata yapsan arkalarını dönüp düşman olacakların sevgileri kendilerine kalsın. Onca hatamıza, onca isyanımıza, onca günahımıza rağmen bizi bırakmayan Rabbimin sevmesi ne güzeldir. Allah tarafından sevilmek ne güzeldir. Haydi madem geldin bu akşam, ne yap et kendini Rabbi’ne sevdirmenin bir yolunu bul. Bak acılar bala dönüşecek neler olacak neler? Ne diyordu Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem? “Ya Rabbi Ehli Beytimi sevenleri de sev.” Allah’a kendimi nasıl sevdirebilirim diyorsan işte kısa yollardan birisi. Ehli Beyti sevmek.

O Ehl-i Beyt ki Fatıma radıyallahu anha; Rasulullah’ın kızı, İki Cihan Güneşi’nin kızı Fatıma. Peygamberimiz ona “ciğerimin köşesi” derdi. Cennet kadınlarının ecesi Fatıma. Rasulullah ne zaman kızı yanına gelse ayağa kalkardı. Geldiği zaman kainatın ayağa kalktığı Peygamber, Fatıma için ayağa kalkardı. Fatıma.. Fatıma.. Hatice’nin kızı Fatıma. O tertemiz Haticetü’l-Kübra’nın kızı Fatıma. Aaah Hatice anam aah. Medine’yi yaşayamadı. Mekke’nin çileli günlerini yaşadı hep. O çileli günlerde, Rasulullah’ın dünyadaki en büyük desteği olan Hatice radıyallahu anha. Gidersen bir gün Mekke’ye, Cennet-i Mualla’ya git mutlaka. Hatice validemizi ziyaret et. Ben her gittiğimde Hatice valideme diyorum ki; “Ey Hatice anam artık mutlu ol. O zamanlar belki otuz kırk kişi Müslüman oluyordu. Artık sevin Hatice anam. Dünya senin sevdiceğine iman etti artık.”

Fatıma’nın annesi Hatice radıyallahu anha, bir gün kızı Fatıma’yı yanına çağırarak “Kızım Fatıma’m, ben bu dünyadan gidiyorum. Ben gittikten sonra sakın babanı yalnız bırakma Fatıma’m. Baban annesiz büyüdü yavrum. Benden sonra babana anne ol Fatımam” Olmazdı. Onlarsız olmazdı. Allah kadınları yeryüzüne şefkat kahramanları olarak gönderdi. Onlarsız olmazdı hayat.

Babasının annesi Fatıma. Babası ne acılar çekmişse, hepsini bağrında taşıyan Fatıma. Son nefesine kadar babasını bırakmayan Fatıma. Babasının cektiği bütün acıları, ızdırapları bir anne gibi bağrında yaşayan Fatıma. İffet kal’ası Fatıma. Cebrail kaç kez Fatıma için inmişti yeryüzüne. Böyle bir Fatıma kiminle evlenmeliydi, kiminle evlendirilmeliydi?

Ve Allah Fatıma’nın nikahını gökte kıydı; Ali….

Ali; Haydar-ı Kerrar, Zülfikarın sahibi, Hayber kahra-manı  Ali, Kerremallahu veche. İlmin kapısı Ali.. Daha çocuk-ken Müslüman olduğu için hayatında hiç şirke bulaşmamış tertemiz Ali. Allah dostlarından biri demiş ki “Allah bana pisim(kedim) dese neler yapardım. Allah Ali’ye arslanım de-miş” Allah’ın arslanı Ali.

Allah Ali ile Fatıma’nın nikahını gökte kıydı. Ve Allah bu kutlu yuvadan insanlığa iki hediye gönderdi. Hasan.. Hüseyin..

Hasan, Hüseyin… Ali ile Fatıma’nın çocukları, Rasulullah’ın torunları. Hasan, Hüseyin… Rasulullah Hasan ile Hüseyin cennet gençlerinin efendileridir derdi. Hasan ile Hüseyin benim reyhanlarım derdi. Rasulullah’ın reyhanları Hasan ve Hüseyin. Radıyallahu anhuma.

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem Hasan ile Hüseyin’i o kadar çok severdi ki. Gözlerinden öperdi. Yanaklarından öperdi. Boyunlarından öperdi. Rasulullah o küçücük Hasan ile Hüseyin’i dudaklarından öperdi. Rasulullah sokakta gördüğü herhangi bir çocuğun başanı okşayıp dokunuverse o çocuk akşama kadar Rasulullah kokardı. Rasulullah Hasan ile Hüseyin’i o kadar çok öpüp okşadı ki Hasan ile Hüseyin ömürleri boyunca hep Rasulullah koktular.

Bir gün Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem Hasan ile Hüseyin’i omuzlarına bindirimiş gezdiriyordu. Hazret-i Ebubekir radıyallahu anh bu durumu görünce çocuklara dönerek “Bineğiniz de ne güzel bir binekmiş” deyince; Peygamberimiz aleyhisselatü vesselam ona dönerek dedi ki, “Ya Ebabekr görmüyor musun biniciler de ne güzel biniciler.”

Bir gün Hasan ile Hüseyin birbirleriyle güreşiyorlardı. Sevgili Peygamberimiz onları seyrederken “Haydi Hasan, Haydi Hasan” demedeydi. Yine sadık dost geldi ve dedi ki “Ya Rasulallah neden hep Hasan’ı kayırıyor, hep haydi Hasan diyorsun? Ya Hüseyin? ”  Peygamberimiz sadık dostuna dö-nerek dedi ki, “Görmüyor musun ya Ebabekr Cebrail de gelmiş ‘haydi Hüseyin, haydi Hüseyin’ demede.”

Rasulullah’ın oğlum dediği Hasan, Hüseyin…

Bir gün Efendimiz sallallahu aleyhi vesellem odada Hüseyin’i kucağında seviyor, öpüp okşuyordu. Hasan “güzel” demek. Hüseyin ise “güzelcik” demek. İsmi Hasan ve Hüseyin olanların ellerinden öperim. Efendimiz aleyhis-selatü vesselamın koyduğu isimler. O gün Hüseyin’i öyle seviyordu ki. O gün Cebrail geldi.

                   – Ey Allah’ın Rasulü Hüseyin’i çok mu seviyorsun?

                   – Evet Cebrail kardeşim, ben Hüseyin’i çok seviyorum.

                    – Söyle Hüseyin odadan çıksın.

Hüseyin odadan çıkarıldı. Cebrail, getirdiği bir avuç toprağı Peygamberimize verdi,

                    – Bu toprak nerenin toprağıdır bilir misin?

                    – Hayır bilmiyorum.

                    – Bu toprak Kerbela toprağıdır. Bir gün gelecek o çok sevdiğin Hüseyin’in kanını dökecekler Kerbela’da.

Cibril-i Emin giderken Peygamberimiz ağlıyordu. Elindeki bir avuç toprakla ağlıyordu Peygamber. Hüseyin’ine ağlıyordu. Reyhanına ağlıyordu. Ümmü Seleme’yi çağırdı ve O’na dedi ki; “Ey Ümmü Seleme bu toprağı sakla. Ne zaman bu toprağın kan olduğunu görürsen bilesin ki Hüseyin’in kanı dökülmüş, şehid olmuştur. Ama sakın Hüseyin’in annesine, kızım Fatıma’ma söyleme evladına üzülüp, ağlamasın.” Peygamberimiz ağlıyordu.

Aşk, sevdiğinin sevincine sevinmek, sevdiğinin ağladığına ağlamaktır. Gerisi yalan.

Eyvah bana, yazık bana. Bu yaşıma gelmiş de Kerbela’yı yeni öğreniyorum. Bir de yıllarca Peygamber aşığı olduğumu iddia etmişim. Eyvah bana, yazık bana. Evet biliyordum Kerbela diye bir olay var. Evet biliyordum Kerbela’da Peygamberimizin torunlarından birisi şehit edilmiş. Bir kaç şey daha. Hepsi o kadar. Ama Kerbela hepsi o kadar değilmiş.

Bugüne kadar üç bini geçen Gözyaşı Gecesi yapmışız. Ağladım Gözyaşı Geceleri’nde o kutlu sahabilere binlerce kere. Bilal-i Habeşiler’e, Sümeyyeler’e, Habbablar’a ağladım. Yine ağlarım onlara binlerce kere yine ağlarım. Ama ben niye Hüseyin’e ağlamamışım? Ben de âşık mıyım? İstedim ki ölmeden önce Rasulullah’ın reyhanı için, Hüseyin için bu dünyada gözyaşlarım dökülsün. Yarın mahşerde Rasulullah’a götürecek güzel amellerim yok. Hiç olmazsa O’nun reyhanı için döktüğüm gözyaşlarımı götüreyim.

Bugüne kadar Gözyaşı Geceleri’nde kimseye ağlayın demedim. Kimseyi ağlatmak için de çıkmadım sahnelere. Sahnede kendime küçük bir dünya kurup yıllarca kendi günahlarıma ağladım. Herkes benim şahidim olsun bu dünyada diye. Ama bugün size diyorum ki ağlayın. Ey Peygamber âşıkları, Hüseyin için ağlayın bu akşam. Rasulullah’ın reyhanı için ağlayın. Aşkınızı ispat edin ağlayın.

Hani Uhud savaşında Hamza şehid edilmiş, ciğerleri sökülüp ağızlarda dişlenmişti ya hani. Hani Uhud’da akra-balarını yitiren Medineliler evlerinde onlar için ağıtlar yakıyorlardı o gece. Hazret-i Hamza Mekke’den Medine’ye hicret ettiği için Medine’de, kendisine ağıt yakacak akrabaları yoktu. Hamza için ağlayan yoktu. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem o akşam Medine sokaklarına çıkarak onlara seslendi, “Amcam Hamza için ağlayan yok mu?” O gece Peygamber aşkına tüm Medineliler kendi sevdiklerini, kendi akrabalarını bırakıp Hamza için ağladılar.

Bu programı hazırlamaya başladığımdan beri sanki bir ses işitiyorum. Sanki Peygamberim diyor ki,

“Benim reyhanım, Hüseyin’im için ağlayan yok mu?”

Ağla âşık ağla bu akşam. Hüseyin için ağla. Melekler salâvatlarımızla beraber gözyaşlarımızı da götürsünler Medi-ne’ye bu akşam. Desinler ki çok uzaklarda seni seven bir avuç aşığın senin reyhanın için ağlıyorlar, bu gözyaşları onların gözyaşları desinler..

Kerbela, Kerbela.. Aşkın kan dolu yolu Kerbela.. Mevlana aşkı tarif ederken ne diyordu ilk onsekiz beytinde.

“Aşk kan dolu bir yoldan haber verir”

Kerbela, aşkın kan dolu yolu Kerbela..

Ey dertliler sevinin dertlerinize. Aşkın ülkesine ulaşmak istiyorsanız, dertlerinizden kaçmayın sakın. Derd-iniz ne kadar büyükse, aşk ülkesine o kadar yakınsınız.

Kerbela Hüzündür.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3374/ehl-i-beyti-sevmek-imandandir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar