Cinayet mi Kadın Cinayeti mi?


1.

"Bir cana kıymaya veya yeryüzünde fesat çıkarmaya karşılık olması dışında, kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur.

Kim de bir can kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur." (Maide/32)

Cinayet yani bir insanın öldürülmesini Kur’an böyle ifade ediyor.

Yani burada haksız yere bir insanın öldürülmesini gündeme getiriyor.

Bunu gündeme getirirken kadın, erkek, çocuk demiyor.

Çünkü, kadın, erkek, çocuk tanımlamasına konu olanların hepsi, o tanımlamaların çerçevesine girmeden önce, birer insan...

Her biri Allah’ın muhatabı...

Her biri ahsen-i takvim üzere yani en güzel biçimde yaratılmış olan varlıklar...

Her biri yaşamayı hak ettikleri için yaratılmışlar...

Her biri, Kırıkkale’de o caninin, o belhum adal’ınyani hayvandan aşağı varlığın öldürdüğü insanımız gibi, bu şekilde ölmek istemeyen insanlar.

Her birinin anası, babası, kardeşleri, yakınları, sevenleri var...

Her birinin o yavrunun ‘anne lütfen ölme’ diye bağırdığı gibi bağıranları, bağırmak isteyenleri, gözyaşı dökenleri, ciğeri yananları var...

Evet, ortada bir cinayet var ve öldürülen bir kadın...

Hem de yanında olan 10 yaşındaki çocuğunun gözleri önünde...

Ve öldüren cani aynı zamanda çocuğun babası...

Ve arkasından 6 yaşındaki çocuğunun gözleri önünde öldürülen bir başka kadın, bir başka anne...

Öldüren bir başka cani, bir başka belhum adal yani hayvandan aşağı bir başka varlık...

Yatalak karısını ve bu katle engel olmak isteyen kızını öldüren bir başka cani, bir başka belhum adal yani hayvandan aşağı bir başka varlık...

Ve 82 milyonluk Türkiye’mizde bu tür öldürmelerin sayısı o kadar fazla ki, bunları kadın cinayeti olarak tanımlamak işin popülizmi yani halk yağcılığı yani tribünlere oynamak yani nabza göre şerbet vermek olur.

Bu da ne yönetenlerin ne de yönetilenlerin hayrına olmaz...

Bir de Cumhurbaşkanından Adalet Bakanına ve AK Parti sözcüsüne kadar yetkili ve etkili kişilerin maktülün ailesini arayarak ‘katil en ağır cezayı çekecek’ demeleri yok mu, insanımızı gerçekten çileden çıkarıyor...

Demokrasiyle yönetilen bir hukuk devletinde yetkili ve etkili kişilerin ihsas-ı reyde bulunmaları yani reylerini belli etmeleri yargıyı etkilemeye yöneliktir ve bunun adaletle hiç alakası yoktur.

Demokrasiyle yönetilen bir hukuk devletinde yetkili ve etkili kişilerin söyleyecekleri söz, ‘adalet en kısa zamanda yerini bulacak, suçlu hak ettiği cezayı alacaktır’ sözü olabilir.

Maalesef yetkili ve etkili kişilerimiz bunu diyemezler...

Çünkü onlar da biliyorlar ki, adalet en kısa zamanda yerini bulmayacak...

Herkesin gözü önünde işlenen bir cinayette bile, yargımız bir yıla yaklaşan bir sürede delil toplayacak, görgü şahidi arayacak ve ondan sonra mehkemeye başlayacak...

Ve yıllar süren yargılamadan sonra, yetkililerin ve etkililerin ta baştan ifade ettikleri ‘en ağır cezayı’ yani müebbedi ya da bir veya bir kaç kez ağırlaştırılmış müebbedi verecek...

Sonra da bu milletin paralarıyla o caniyi semizleşinceye kadar besleyecek...

Burada sormamız gerekmez mi?:

Herkesin gözü önünde teammüden, düşünerek, taşınarak, planlayarak bir insanı öldürenin hak ettiği ceza, milletin parasıyla hapiste semizleşinceye kadar beslenmek midir?

Yoksa yaşama hakkı elinden alınan, ölmek istemeyen, yapacak işleri, bakacak çocuğu, gerçekleştirilen hayali olan bir insanın, bir kadının, bir annenin hiç hakkı yok mudur ki onun katili çoktan öldürülmeyi hak etmişken, hapise konacak ve beslenecek, öyle mi?

Ve bu beslenmenin ve semizleşmenin adı, Cumhurbaşkanının ve diğer yetkililerin ve etkililerin ifadesiyle ‘en ağır ceza’ olacak öyle mi?

Sorun bakalım o öldürülen kadına, öldürülen kadınlara, babası tarafından öldürülen kıza:

‘Sizlerin katillerine en ağır cezayı vereceğiz ve onları kafeste kaz besler gibi besleyecek ve iyice semizleşince salıvereceğiz, ne dersiniz?’

Öldürenler kocaları ve babaları da olsa, onların diyecekleri şu olacaktır:

‘Bizler katillerimize en ağır ceza verilmesini istemiyoruz.

Bizler katillerimize, kanımız yerde kalmayacak olan cezayı istiyoruz.

Bunun adı da, besili kaz gibi semizleşinceye kadar hapiste beslenmek değil, idamdır.

Katillerin idamı, bizlerin demokratik, insani ve İslami hakkımızdır.

Sizler hangi yetkilerinizle bizim hakkımızda karar veriyorsunuz?’

Evet, durum bu kadar açıktır...

Adaletten zerre kadar haberi olan hiçbir kimse, asla en ağır ceza istemez.

Çünkü en ağır ceza, isteyene de, verene de, onaylayana da, alkışlayana da vebal yükler.

Bu millet hayvandan daha aşağı olan bu mahlukların hak ettikleri cezayı almalarını istiyor.

O da idamdır.

Bir başka şey ise:

Bu millet, ispatlı şahitli olan bu tür katl olaylarının en kısa zamanda sonuca bağlanmasını istiyor.

Yıllar süren davaların hem caydırıcılığının hem de ibret alınma özelliklerinin kaybolduğunu ise cümle alem biliyor.

Bilinen evrensel bir gerçektir ki:

Geciken adalet, adalet değildir...

Yöneticilerin, kendilerini yargıç yerine koyarak hüküm ifade eden cümleler kullanmak ve tribünleri hoşnut etmek yerine; güçlerini hızlı yargılanmanın sağlanmasına harcamalıdırlar ve şöyle demelidirler:

‘Katiller/ suçlular en kısa zamanda hak ettikleri cezaları alacaklar ve öldürülen/ mağdur edilen insanlarımızın ahı yerde kalmayacaktır.’

Bunu diyebiliyor musunuz, ey yöneticilerimiz?

Diyemiyorsanız, mizana kadar susun!

Aksi halde:

‘Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz

Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.’ (Saff/2-3) ayetinin itabına maruz kalırsınız...

Ya da ‘Kur'an okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez.’ Peygamber sözünün çerçevelediklerinin içinde olursunuz...

İster misiniz?

İstemeyin derim...

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3345/cinayet-mi-kadin-cinayeti-mi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar