Biri Bana Kardeşlikten Söz Etsin Lütfen

Sosyolojide “gerçek gruplar”, ortak tavır, tutum, davranış ve düşünceye sahip kimselerin bir araya gelmesi demektir. “Gerçek gruplar” ile “şibih” (benzer) gruplar arasındaki en önemli fark, gerçek gruplarda mensubiyet duygusunun var olmasıdır, yani kişi mensubu bulunduğu grupla kendisini tanımlamasıdır. Müslümanın dini İslam’dır, bunun da mensubiyeti ümmettir. Ümmet bütün Müslümanların bir olduğunu ifade eden bir kavramdır. Bazı kesimler, Müslümanın varlığından rahatsız olmasalar bile, ümmet kavramını duyduklarında cin çarpmışa dönerler. Çünkü ümmet, müslümanların birliğinin simgesidir; müslümanların birliği çok kimseyi ürkütmeye yetmektedir.
İslam dışında kendimizi istisaplı saydığımız gruplar, şayet İslam kardeşliğini öne çıkarmazsa temelde birer ayırıcı meşrep durumunda olur. O zaman mensubiyet dinin bizzat kendisine değil, küçük grup veya kliğe nispet edilerek ifade edilir ki bu da, din içerisinde ayırıcı bir unsur olur. Zaten Müslümanlar, gerçek gruplarını temsil eden ümmet bilincini katbettiği günden beri birliğini de, ortak aklını da yitirmiştir.
Müslümanların mezhepleri, meşrepleri, partileri, tarikatları ve cemaatleri ayrı olabilir, nitekim olmuştur da. Ancak bu ayrılık, İslam kardeşliğini zedeleyen bir duruma gelirse, yani mensubu olduğu topluluktaki kimseleri sadece kendi grubundan olduğundan dolayı diğer Müslüman kardeşlerine tercih ederse, işte o zaman İslam’ın kardeşlik ruhunu ortadan kaldıran bir hizbe dönüşmüş demektir. Bu durumda en ciddi yarayı “Müslümanlar kardeştir” (Hucurat, 49/10) düsturu alacaktır. Müslümanların kardeşliğine zarar vermediği müddetçe, farklı düşüncelere, fikirlere ve gruplara mensup olmamızın hiçbir mahzuru yoktur.
Merhum Cemil Meriç, İslam’ın yukarıda kısaca ifade ettiğimiz birleştirici ve kaynaştırıcı gücünü şöyle anlatır: “Gelişen toplumlarda insanı insanla kaynaştıran, yığını millet yapan; inanç birliği. İnananlar kardeştir, diyor İslamiyet. Kan biyolojik bir mefhum: karanlık, esrarlı, kör. İnsanlaşmak, biyolojinin esaretinden kurtulmaktır. Tek insanî değer vardır: İman. İman ayırmaz, birleştirir. İman yani hisle yoğrulan, heyecanla kanatlanan, yaşayan ve yaşatan düşünce.”
Kardeşlik düsturunu alaşağı ettiğimiz an, önümüzdeki iyilik üzerine inşa edilmiş bütün binaları yıkmış oluruz. Artık en ufak hata ortaya çıktığında, din kardeşlerimizi namlunun ucuna koymakta bir beis görmeyiz. Ünlü hadis alimi ve Tabiûndan Muhammed b. Sirin, “Bir Müslüman kardeşine yapacağın en büyük zulüm, kızdığın zaman hayırlı işlerini gizlemen ve şerli yönünü anlatmandır” demiştir. Bu gerçek ortada iken, neden Müslümanlar ufak ayrılıklarında birbirlerinin ayıplarını sıralayıp dökmekte, birbirlerini çekiştirmekte ve hatta düşman ilan edebilmektedir?
Galiba kardeşliğimizi yok eden kin, çekememezlik, art niyet, haset ve benzeri unsurlarla baş edebilmek için İmam Şafiî’nin din kardeşliği duygusuna ve imanî hakikatine sahip olmak gerekiyor. Yunus Sadefî, anlatıyor: “İmam Şafiî’den daha akıllısını görmedim. Bir gün onunla bir konuda tartışıp ayrılmıştım. Birgün karşılaştığımızda, elimden tuttu ve “Ey Eba Musa! Her ne kadar bir meselede anlaşamazsak bile bu, kardeşliğimizi bozamaz” dedi. Kendi kendime dedim ki, “Bu, İmam’ın aklının kemaline, fıkhının derinliğine işarettir, zira görüşler daima farklı olacaktır.”
Dinimiz, İslam kardeşlik duygusunu sık sık pekiştirmek için cami, mescitler ve Kâbe’de, bizleri yanyana getiren namaz ibadeti farz olarak emretmiştir. Böylece namaz saflarında bütünleşen ruhlar, ortak duygu ve düşüncelerle kenetlenir. Cemaatle eda edilen ibadetlerin ve özellikle de Hacc’ın kardeşlik duygusuna katkısını Thomas Walker Arnold, İslam’ın Tebliğ Tarihi, adlı eserinde şöylece dile getirir: “İslam’ın tebliğ tarihinin en önemli hususiyetidir ki, dünyanın her tarafından gelen, her topluluktan ve dilden müminlerin, uzak memleketlerinde ibadet ederken yönelmiş oldukları o kutsal mekânda ibadet etmek üzere yıllık toplantısını vaaz etmektedir. Hiçbir dinî deha düzeni, inanç bakımından ortak hayata sahip bulunduklarını ve kardeş olduklarını inananların zihnine nakşetmek için bundan daha muvaffık bir şey tasavvur edemezdi.”
İşte vaziyet ve durum böyle. İmanımız ve coğrafyamızdaki yangını söndürmenin, kene gibi ensemize yapışmış sömürgeci güçleri def etmenin yolu kardeşliğimizden geçiyor. Lütfen artık birileri, her fırsatta medyada ya da salonlarda arzı endam ederek bizi ayıran, ayrıştıran, düşman kılan meselelerden değil, biraz da kardeşlikten dem vursun. Buna çok ama çok ihtiyacımız var.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3332/biri-bana-kardeslikten-soz-etsin-lutfen.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar