Çöpe Dökülen Domateslerden Suriye'ye Kayyum İlişkisi

Fazla değil dört ay önce 5 liranın altına inmeyen domates ve soğan, fazla ucuzladı diye çöpe dökülüyor. Aşırı yağışlar sebebiyle İstanbul’da sel meydana geldi. Operasyonla başkanları görevden alınan üç HDP’li belediyeye kayyum atandı. Siyasilerden lehte ve aleyhte peş peşe açıklamalar geliyor. 

Görüyorsunuz, Türkiye’de gündem ne kadar hızlı akıyor. Bütün bu gelişmelerin bir ortak bağlantı noktası var mıdır acaba? İyi de canım diyeceksiniz şimdi domateslerin çöpe dökülmesi ile İmamoğlu’nun tatil yapması nasıl ilişkilendirilebilir? ‘Liberalizm’ bir ortak ilişkilendirme noktası olabilir meselâ. 

Öyleyse domatesten başlayalım: Bu memlekette üretilen her şey millî servettir. Kendi özel malınız olsa bile onları millet zararına kullanamazsınız. Hepimizin malında herkesin hakkı vardır. O nedenle her bir faaliyette erdemli, kamu ve insan yararı gözetilerek davranmalıdır. Ayrıca bu hassas dengede, toplum yararı, kimsenin aleyhine veya zararına işletilmemelidir. Piyasa koşullarında fahiş sayılacak fiyatların bile makul bir izahı olabilir. 

Dört ay önce domates ve soğanı 5 liradan ucuz alamadığımız zamanlarda, satıcılar size tepeden bakıyordu. Pazar tezgâhlarında yanına yaklaşamadığınız sebze ve meyve satıcıları size hiç tenezzül bile etmiyordu. Bu elbette yanlıştı, ahlâkî değildi. Ama insanlar kazanınca ahlâkiliği unutuyor galiba. ‘Mal benim değil mi’ diyorlar, ‘ister satarım ister stok ederim. Siz de alıp almamakta serbestsiniz.’ Serbest Pazar ekonomisi veya serbest piyasa koşulları! İşte size somut liberalizm! 

Hava ısındı, elhamdülillah bu yaz hasat bol, fiyatlar ucuzladı. Geçenlerde Ayaş domatesini kilosu bir buçuk liradan aldım. Bir anlamda arz talep dengesi meselesi. İyi de dün fiyat yüksekken alıcıya tepeden bakan üretici, aracı veya satıcı, bugün fiyat ucuzlayınca neden az kâr veya az zararla yetinmez de, onları çöpe döker? İşte bu ahlâksızlığa kimsenin hakkı yoktur. Bu kişiler sizinle millet olamamış insanlardır. Bu kişiler milletin zararına, millî servetin kaybına da yol açsa, sadece ama sadece kendi çıkarlarını düşünen ahlâksızlar, vicdansızlardır. Diyelim az kâra kanaat etmiyorsun, o zaman git o nimetleri fakire fukaraya dağıt. Hayır, bunların hayır, hasenat ve nimete saygı gibi bir dertleri de yoktur. 

Lâfı fazla uzatmayalım; millete kötü örnek olan, piyasayı ifsat eden, çevreyi kirleten bu kişiler yakalanmalı ve iyi bir ders alacakları şekilde cezalandırılmalıdır. Kimse bu noktada ‘kime ne, mal benim değil mi, döktümse döktüm, satarım da dökerim de’ diyemez. Efendim belki de bu atıkların rögarları doldurup tıkamaları sebebiyle İstanbul’daki şiddetli yağışlar sele dönüşmüştür. Tamam, şaka yapıyorum. İmamoğlu mutlaka o çöpleri kaldırtmıştır. Ne ki İstanbul’u sel götürürken halkçı belediye başkanı ortalıkta yok. Meteorolojinin günler öncesinden yoğun ve şiddetli yağmur haberine ve her yanı su basmasına rağmen sizinkini ara ki bulasın. Beyefendi Bodrumda tatilde ortaya çıkıyor. 

İş işten geçtikten sonra lütfen kabilinden çıkıp geliyor. Mağdur esnafımız yine de nezaketini bozmadan ‘Neredesiniz başkanım?’ diye sorarken o da görülmedik pişkinlikle kalkıp ‘ne var yani tatil benim hakkım değil mi, gittimse gittim’ demez ve bir de meteorolojiyi suçlamaz mı? İşte liberalizm. Ne var yani gittimse gittim. İstanbul’u sel basmış! Basmışsa basmıştır ne var yani? Her şey güzel olacak! Be mübarek bari bu önceden uyarılara rağmen rögarları temizletmedin, hiç olmazsa ilk fırsatta tekrar Bodrum’a kaçma, hemşehrilerin arasında dur, onların acılarını hafiflet. 

Ayrıca, senin bundan böyle kendi başına hareket etme hakkın yoktur. Koca bir şehrin sorumluluğunu içinde, kalbinde, omuzlarında, düşünde, gerçeğinde hissedeceksin. Daha da açıkçası gerçek bir belediye başkanı olacaksan, özeli olmayan biri olarak kendini millete feda edeceksin. Ama gel gör ki heyhat!.. Domatesleri döken adamınki gibi millete karşı bu sorumsuzluk da kabul edilemez. İyi ama canım sonuçta bizi millet seçmedi mi? Biz ancak millete hesap veririz. Doğru ancak millet seni sıkıntılarına çözüm üret diye seçti, sıkıntı ol diye seçmedi. Gözüne baka baka yalan söyle diye seçmedi. Bu kadar basit. Bu basit gerçeği anlayamayanlar şimdi kalkıp görevden alınıp yerine kayyum atanan belediye başkanları için de manasız beyanlar veriyorlar. Bilmeyen de sanır ki ortada gerçekten haktan, halktan, hukuktan, kalkınmadan yana bir belediye var da, onları seçen halk iradesine el konuluyor. 

Hiç kimse, hiçbir kurum özellikle bu zor aralıkta, kamu ve belediye imkânlarını terör örgütüne peşkeş çekmeye haklı gerekçeler üretemez. Bunun tartışması da münazarası da olmaz, olamaz. Demokrasi ve seçmenin hür iradesine saygılı olunduğu için mi terör destekleniyor? Bunun demokrasiyle, liberalizm ve özgürlükle telif edilir bir yanı yoktur. Kimsenin bizi öldürme ve vatanı bölme özgürlüğü olamaz. Hele Suriye’de kritik aşamaya geçtiğimiz bu süreçte. Bu memleketi sevmek ve gerekeni yapmak herkesin boynunun borcudur. Kimse vatana ve millete zarar verme hakkına sahip değildir. Zarar vermeye dünden hazır olanlar, ABD’nin yeni oyunuyla çukur eylemlerine benzer bir maceraya sürüklenmeden, muhtemel menfur hadiselerin önü alınmıştır. Mesele budur. Milletin size verdiği imkânlarla milleti öldüremezsiniz.  

Aç, susuz, yoksul, muhtaç insanları zerre kadar düşünmeksizin domatesleri çöpe dökenlerle insanımız göz kırpmadan öldürenler arasında sizce de bir benzerlik var mı? Sizce bu kişilere nasıl davranılmalı? Memlekete, millete verdikleri zarar için teşekkür mü etmeliyiz? Böyle bir teşekkür etmedikleri kalanlarla hangi siyasi, sosyal, kültürel düzlemde buluşacağız? 

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3327/cope-dokulen-domateslerden-suriyeye-kayyum-iliskisi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar