Sosyal Medya Hepten Mi Kötü?

Vaktiyle yana yakıla ve olması sanki çok kötü bir şeymiş gibi “Benim mail hesabım yok!...”  deyip “mail hesabı olma”yı, banka hesabı olmak zanneden medya mensupları vardı. Sonra bunlar “sosyal medya hesabı olmama”ya kilitlendi. İkide bir de “Benim sosyal medya hesabım yok!...” dediler durdular. Bunların bakış açılarına göre mail hesabı ve sosyal medya olmak sanki “günah-ı kebâir”den idi. Hâlâ o teranelerle mi avunuyorlar bilmiyorum. Çünkü son yıllarda televizyon falan seyretmiyorum.

“Sosyal medya” kavramı, iki kelimeden ibaret: sosyal ve medya… Demek ki, hem sosyalleşmeyi içeriyor, hem de “iki şeyin arasında olma”yı; yani şahısla toplum arasını…

Sosyalleşme, insanoğlu ile birlikte ortaya çıkan bir olgu. Bireyler toplumu meydana getirirler ve bu toplumun oluşmasıyla bir ilişkiler ağı oluşur. Birey, toplumdan ayrı olamaz; olanlara “münzevi” denir veya “fildişi kuledeki insan”… Bu çağda münzevilik de zor, fildişi kuleye çekilmek de. İstesek de istemesek de sosyalleşeceğiz; asosyallik bu çağda mümkün değil.

Binlerce yıl, sosyalleşme kendi kurallarını koydu. Komşuluklar, arkadaşlıklar, bir süre sonra okul arkadaşlığına, meslektaşlığa, cemiyettaşlığa  (Partileri, ideolojik örgütleri ve STK’ları kasd ediyorum.) evrilerek gelişti.

Kitle iletişim araçlarının gelişmesi ile “sosyalleşme” dediğimiz olgu yeni bir merhaleye ulaştı. 1960’larda 70’lerde, “mektup arkadaşlığı” vardı… Posta idaresinin insafına kalmış bir arkadaşlık dönemiydi o.

Sonra internet çıktı… “Chat” arkadaşlığı krizi yaşandı bir süre….. Sonra insanlık  “chatleşme” sendromunu atlattı ve aşikar bir “sosyalleşme dönemi”ne  girdi. Galiba bunun ilk örneği “face book” idi; yani “yüz kitabı”. Kısaca buna “face” dendi ve insanlığın gündemine hızla girdi.

“Face” aracılığı ile pek çok insanla tanıştık. Arkadaşımızın arkadaşı diye birbirimizi ekledik. Yüz yüze görüşemesek de sosyal medya aracılığıyla tanıdık bazı arkadaşlarımızı.  Ben pek çok nitelikli arkadaş edindim mesela… Sosyal medya olmasa birbirimizden haberdar olmayacağımız pek çok nitelikli arkadaş…

Bir süre sonra, herhalde ilk defa ben kullandım ve Farsça’dan aldığımız “rû-be-rû tanışmak: yüz yüze tanışmak” kullanımına anlam ve şekil açısından benzeterek “face to face tanışmak” kavramını kullandım. Hani eskiden iki türlü tanıma vardı: 1) Gıyaben tanımak. Yani “Yüz yüze görüşmeden dostlar aracılığıyla tanımak” 2) Rû-be-rû tanımak: Yüz yüze gelerek tanımak. Sosyal medya ve özellikle “face” ile “face to face” kavramı çıkmış oldu. Bu hiç yan yana gelip tanışılmasa da  “face book profili aracılığıyla tanışmak” demekti ve günümüzde artık bu tür tanışmalar da çok yaygın.

Face veya diğer sosyal medya üzerinden tanışmak kötü bir şey mi? Alışılmış sosyalleşmeler konuşarak oluyordu, yeni sosyalleşme “yazışarak” oluyor. Bunun neresi kötü? “Okuma-yazma oranı” saçmalığında, ilk okuldan çıktıktan sonra kapı numarası ve para rakamından başka bir şey okumamış ve  bir telefon numarası bile yazmamış insanlar, “okur-yazar” olarak kabul ediliyorken, sosyal medyada kafasını gözünü yararak da olsa bir şeyler yazmaya çalışan insanları cehdine niye saygı duymuyorsunuz bilâder?...

Doğru… Konuşur gibi yazılan metinler cumhuriyetidir sosyal medya… Konuşmalarda noktalama işareti yok ya, ablam veya abim hatta üniversite öğrencileri bile, dümdüz dalıyor yazmaya. Onlara, konuşmalardaki ezgileme ve tonmalayı, noktalama işaretlerinin karşıladığını söylemeli birileri. Mesela Türk Dil Kurumu değil mi? Ne gezeeer!... Açın kurumun İmla Kılavuzu’nu, bu konuda tek kelime yoktur.

Neyse… Biz konumuza dönelim…

Ben “face to face” pek çok nitelikli insanla tanıştım ve orada yazılanların yayımlanmış kitaba dönüştüğünü veya yazı yazmanın havasını orada soluyarak kitap neşreden değerli insanları orada tanıdım.

Kısacası dostlar, sosyal medya kötü bir şey değil… Yeter ki nitelikli kullanılsın…

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3319/sosyal-medya-hepten-mi-kotu.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar