Siyasetçiyi Tanrılaştırmak

Önceki gün AK Parti Elazığ Milletvekili Tolga Ağar, Malatya’da yaptığı bir konuşmada,  “Cumhurbaşkanı deyince bize  haşa Allah gibi geliyor,” gibi bir cümle kullandı.

AK parti tabanından büyük tepki bekledim, cılız da olsa en küçük bir tepki emaresi görülmedi.

Allah kelimesi lafza i celaldir ve sadece ona mahsustur. Peygamberler dahil bu has isim mukayese maksadıyla bile olsa hiçbir fani için kullanılamaz.  Diyanet vakfının İslam Ansiklopedisine göre, “Sözlükte “kelime” anlamına gelen lafza (lafz) ile “azamet ve yücelik” mânasındaki celâlden (celâle) oluşan lafza-i celâl terkibi “kayıt ve kıyas kabul etmeyen azamet ve yüceliği ifade eden kelime” demektir ve yalnız Allah ismi için kullanılır.

Ağar’ın açıklaması, AK parti tabanının nasıl savrulduğunu, İslamcılık yaptığını sanırken nasıl İslam dışına yuvarlandığını gösteren önemli bir gösterge. Değerinden fazla önemsenen her şey din haline getirilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yüklenen bu aşırı kutsiyet aslında dinleştirmeden başka bir şey değildir. Buna en büyük tepkinin sn cumhurbaşkanı tarafından gösterilmesi gerekirdi. Çünkü, bu sözden daha ağır olan sözün muhatabının suskunluğudur. İşte, AK parti niye düşüyor, niye geriliyor sorusunun cevabı bu tür ifadeler ve bu ifadeler karşısında tepki göstermesi gerekenlerin sükutundan kaynaklanıyor.

Aynı şey Diyanet İşleri başkanlığı için de geçerli. Üç yıldır bize İslam’ı anlatmak yerine 15 Temmuz ihanetini anlatan Diyanet bu tür gayri İslami çıkışlar karşısında tek bir düzeltici, milleti aydınlatıcı laf edemedi. Siyasi vaazlara gösterdiği hassasiyeti bu milletin dinine, imanına göstermedi. Bir partinin iktidarda kalması Allah’tan da Peygamberden de önemli hale geldi. Güya misyonu ahlak mayalamak olan tarikatlardan, cemaatlerden de ses yok. Çünkü çoğu için ihale almak, devlette bir statü kapmak toplumun ahlaki seviyesini yükseltmekten daha önemli. Onun için de gittikçe toplum nezdinde meşruiyetlerini yitiriyorlar.

Bir siyasetçiyi  Tanrı gibi görmek, bu ülke siyasetinin en büyük zaafı ve sorunudur. Siyasetçiler Tanrılaştırıldıkça onlara itiraz etmek, farklı düşünceleri dile getirmek imkansız hale geliyor. Çünkü bu doğrudan doğruya Tanrıya muhalefet ve isyan gibi görülüyor. İslam dünyasında bunun için bir demokrasi kültürü yerleşemiyor. İnsanlar içlerinden birilerini tanrılaştırarak kendilerini kendi elleriyle kullaştırıyorlar. Kulluk Allah’adır. Kayıtsız, şartsız, itaat sadece onadır. Siyasetin Tanrı ve kul ilişkisiyle yürütülmesi yasaları, kurumları da işlevsiz hale getiriyor. Devlet özünü kaybederek içi boşalmış bir hale dönüşüyor. Liderin sözü, Tanrı sözü olunca, kanunun sözünün  herhangi bir anlamı olur mu? Üstelik tanrılaştırma tek taraflı bir etki yaratmıyor, Tanrılaştırılanın duruşunu, psikolojisini de etkiliyor. Tiranlaşmaya, otoriterleşmeye giden yol böyle açılıyor.

Bu şekilde nereye gideriz? Sadece özgürlüğümüzü, demokrasiyi kaybetmekle kalmayız, dinimizi, ahlaki ölçülerimizi de kaybederiz. Tanrılaştırılan siyasetçi veya siyasetçilerin her hatası İslam’a yazılır. Gün gelir ne din, ne diyanet, ne de rant peşinde koşan cemaatler kalır.

       

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3292/siyasetciyi-tanrilastirmak.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar