Türkiye Oyunu Bozuyor, Bozacak

Birçok mahfillerde bilerek veya bilmeyerek sürdürülen kara propagandaların aksine, Türkiye’de iç ve dış siyaset, yeni dönemin yöneldiği istikamete uygun şekillenmektedir. Yeni dönem, bugünden sonra hem dünyanın değişen önceliklerini, ittifaklarını, ağırlık ve çekim merkezini, yeni dengelerini hem de bütün bunlardan ayrı düşünülemeyecek iç siyaset dinamikleri ile ilgilidir.

İnsanlık vicdanının mevcut statüyü sürdüremeyeceğini Türkiye başta BM genel kurulu olmak üzere açık bir dil ve yüksek sesle ifade etmiştir. Dünya yeni bir arayış içindedir. Asya yeni ağırlık merkezi olarak öne çıkmaktadır. Türkiye Asya’nın, Avrupa’nın, Afrika’nın tam birleşme ve ayrışma noktasında muhteşem bir jeopolitiğe sahiptir. Sırf bu konumumuz bile stratejik yükümüzü ve sorumluluğumuzu artırmaktadır. Hep böyle olmuştur, böyle olmaktadır, böyle olacaktır.

Bu coğrafyayı vatan kılmanın ağır bedel ve sorumluluğu vardır. En ağır, en çetin sınamalardan geçerek bedeller ödeye ödeye, bu toprakları kanımız ve gözyaşımızla kara kara istikbalimizi muhafaza etmişizdir. İstiklâl ve istikbalimizi, güncel açılım ve karşılığı ile her türlü hak ve çıkarımızı hedef alan her saldırı, açık bir kararlılıkla karşılık bulmuştur, bulacaktır. Bu topraklarda yaşamak, iman, âşk, akıl, bilgi, kararlılık, gayret ve cesaret gerektirir. Her bir değer, her bir erdem, hayat ve hakikatin farklı boyutlarına denk düşer. Bu topraklarda yaşamak, hayatı, varlığı, hakikati tüm boyutlarından sarmayı başarmakla mümkündür. Devlet siyaseti, kültür ve medeniyet bu bütüncül bakışın hayata yansımasıyla vücut bulmuştur, bulacaktır.

Şimdi varlıklarını başkalarının yokluğunda gören mütecaviz ve saldırgan zalimliğin, İsrail’in güvenliği için etrafını yani ümmet coğrafyasını yakıp yıkması, kaos ve krizlere sürüklemesi yanında hususen de Suriye ve Akdeniz’de tezgâhlanan olaylar, bizi canlandıracak imkânları gasp ve yok etmek içindir. Sadece topraklarımızı işgal, servetlerimizi yağma etmekle yetinmeyip varlığımızı tarihten ve bu coğrafyadan silmek istiyorlar. Ne var ki, nice hazin musibetleri atlatmayı başarmış Türkiye, tarihî ayarlarına dönmüş veya dönmek üzeredir. Bu topraklarda yaşamanın dilini de tarzını da en iyi biz biliriz. Belki bugün belki yarın ama geldikleri gibi gideceklerini de biliriz.

Şu rezalete bakınız, her fırsatta bölgeyi kışkırtıp karıştıran ABD, icat edip piyasaya saldığı DAEŞ gibi, PKK, SDG, PYD gibi terör örgütleri ile birlikte hareket ediyor! Onları, bir orduyu tam teçhizat donatacak yoğunlukta, binlerce tır silah verip eğitiyor. Kime karşı? Kâğıt üzerinde müttefiki ve stratejik ortağı(!) Türkiye’ye karşı. Bu ABD’nin, NATO’nun şeytanlığını anlamak kolay değil. Sözüm ona müttefikimiz olarak bize tehdit olan unsurları destekleme rezaleti bir yana, bir de Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesinin iyi olmayacağını, buna karşı olduklarını söyleyip duruyorlar.

Suriye’ye girip, terörün beynini dağıtmamıza karşı olmalarındaki neden çok açık: Türkiye girdiği bölgeleri barışa ve huzura kavuşturuyor da onun için. Suriyeli muhacirler bu bölgelere geri dönüyor. Oralarda tarımdan ticarete, eğitimden güvenliğe kadar hayat tekrar canlanıyor. Bu durum da bölgeyi kaosa, çaresizliğe, çözümsüzlüğe, kana, gözyaşına, yıkıma, kıyıma mahkûm etmek isteyen ABD ve İsrail’in işine gelmiyor elbette. Meselenin esası bu. Onlar için en ideal olanı baştan sona Suriye’nin parçalanması, yakılıp, yıkılması, insanların ülkelerini terk edip savrulmaları. Türkiye işte bu oyunu bozuyor, bozmak istiyor. Eğer oyun bozulursa gelecekte onları muazzam bir tehlike yani başarısızlık bekliyor. Mazlumların ahı onları boğacak kuvvet, kudret ve örgüte kavuştuğu zaman, kendi çıkarları için çektirdikleri acı ve ıstırapların hesabının sorulacağını çok iyi biliyorlar. İşte onun için terör örgütleri ile ittifak halindeler. Bunlar boş ve beyhude çabalar.

Türkiye şimdiye kadar tahammül sınırlarını zorlayarak sabretmiştir. Biz bu toprakların çocuğu, bu toprakların gerçeğiyiz. ABD değil kim olursa olsun on binlerce mil öteden gelip coğrafyamıza düzen verilmesine artık daha fazla izin veremeyiz. Politika dedik, masa dedik, laftan anlarlar dedik, alttan aldık olmadı. Olmadı, olmuyor. Her defasında bizi oyalama, teröre zaman ve imkân kazandırma yolunu seçtiler. Açıkça bizi hedefe aldılar. S-400’e karşı çıkmalarının sebebi de saldırılara karşı savunma hattı oluşturmamızı istemediklerindendir. Onlar müttefiklerinin saldırılara karşı savunmasız olmasını isteyecek kadar dost ve basit yalanlara kanacağımızı sanacak kadar akıllı(!) olmaya devam etsinler.

Güneyimizdeki hadiseleri Kıbrıs açıklarında karbon gazı meselesiyle yapılan yaklaşık 400 gemiyi bulan yığınakla düşündüğünüzde muazzam bir saldırı hazırlığı ile karşı karşıya olduğumuz anlaşılır. Saldırıyı kim mi yapacak? Kim savunmasız kalmamızı istiyorsa o yapacak. Aslında çeşitli cephelerden hazırlıklarla birlikte Akdeniz’de bir oldubitti ile son öldürücü vuruşun planlarının yapıldığını anlamamak için cahil ve gafil olmak gerekir. Şu rezalete bakınız, orada Fransa’sından, Hollanda’sına, Mısır’ına, İsrail’ine kadar birçok devlet var. Bunların burada ne işi var denmiyor da, Türkiye’nin bizzat kendi kıt’a sahanlığına ne işi varmış diye soruluyor.

Akıllarınca bizi buradaki enerji kaynaklarından mahrum etmek istiyorlar. Bir iki efelenmeyle geri adım atacağımızı sananlar, önce Fatih, ardından Yavuz sondaj gemilerimizle yaptığımız arama faaliyetiyle sersemlediler. Gemilerimizin hava ve denizden korunmaya alınması kararlılığımızın göstergesi olmuştur. O her talimata evet denilen monşerler dönemi, eski Türkiye’de kalmıştır. Bu 15 Temmuz’dan bu yana bütünüyle böyledir. Bir dev bedeniyle, aklıyla, ruhuyla uyanmıştır. Doğrulması tarihin fay hatlarını harekete geçirmiştir. Aklımız başımızda, kendimizdeyiz, ne dediğimizi ne yaptığımızı biliyoruz. Daha da önemlisi sizlerin Suriye’de ve Akdeniz’de neler planladığınızı biliyoruz. Bugün dünden daha güçlüyüz. Yerli ve millî imkânlarımızla her türlü savaşı sürdürecek imkân, kararlılık ve cesarete de sahibiz. Esasen 15 Temmuz bu savaşın ilk sıcak cephesiydi Yenildiniz. Korkmuyoruz. Hakkımız, güvenliğimiz için sonuna kadar savunacağız. Vatan için, mazlumlar için, bütün bir ümmet ve mazlumların felahı için kanımız aksa da yenileceksiniz. Zelil bir hezimet sizi bekliyor.

ABD kararlılığımız karşısında tuzak kuran siyasetini daha fazla sürdüremez. Yalandan da olsa Türkiye ile hasım pozisyonunda gözükemez. Son hesaplamalarda sadece bizi yitirmemek için pragmatist bir hamle yapacaktır ve son dakika gelişmesi olarak da bu hamleyi yapmıştır. Millî Savunma Bakanlığında yapılan görüşmeler Türk tarafının temel önerileri kabul edilecek tarzda nihayetlenmiş, ‘Müşterek Hareket Merkezi’ kurulması kararlaştırılmıştır. Ayrıca Türk ve ABD askeri yetkililerince güvenli bölgenin bir barış koridoru olması ve yerinden edilmiş Suriyelilerin ülkelerine dönmeleri için her türlü ilave tedbirin alınması konusunda da mutabık kalındığı açıklanmıştır. Bu, ara çözüm de olsa ümit veren bir gelişmedir. ABD şartları daha fazla zorlaması durumunda başına gelecekleri sezmiş midir? Sadece sezmemiş görmüş, anlamıştır. Son anda karizmayı çizdirmeyecek bir seçenek üzerinde anlaşmayı tercih etmek zorunda kalmıştır. ABD kendisine ümit bağlayan ayrılıkçı kâfir Kürtleri bir kez daha yüz üstü bırakmıştır. Kürt, Türk, Arap, kim olursa olsun, bari bu son gelişmeden sonra ABD ve Siyonistlerin ipiyle kuyuya inilemeyeceğini anlaşılmalıdır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3288/turkiye-oyunu-bozuyor-bozacak.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar