Ahlâksız Îman

İster Tanrı isterse insan kaynaklı olsun her din/inanç, insanın mutluluğunu ve onun bu evrendeki konumunu anlama ve anlamlandırma çabasına katkı sunan en büyük yardımcısıdır. Bu nedenle Tanrı fikri insanın en kadim fikri olmuştur. İnsana, şu uçsuz bucaksız evrende varlığına dair anlamlı ve muknî şeyleri söyleyebilecek merci her zaman Tanrı/din olagelmiştir.

Maturîdî, Tevîlat’ul- Kuran isimli tefsirinde,  Araf Suresi 94. ayeti açıklarken insanları üç kategoriye ayırmış ve dikkat çekici bir açıklama yapmıştır. “Akıllarıyla varlığı algılayanlar, uyarıyla hakikati anlayanlar ve her ikisiyle de anlamayanlar” tasnifi ilginçtir. Birincisi adeta filozoflara ve hakîmlere işaret ederken ikincisi peygamberler aracılığıyla hakikati kavrayabilenlere ve sonuncusu da hakikati hiç bir şekilde kavrayamayanlara dönüktür. Bu yaklaşım tüm dinler ve felsefe sistemlerine dair bir çerçeve çizme imkânı sunar bize. Yani ister ilâhî olsun isterse insânî olsun hakikati arama endişesini içinde barındıran her iyi niyetli çaba kendini ifade etme hakkına sahiptir. Mutlaklaştırılmayan, dayatma ve dünyevi hesapların aracı haline getirilmeyen her fikir değerlidir.

Buradan hareketle dinleri ve felsefi fikirleri bir hiyerarşik değer sıralamasına sokmadan anlamaya çalışmak insanlık barışı için en önemli başlangıç olacaktır. Bugün insanlığın en büyük ihtiyacı barıştır. Her ne kadar Dünyada büyük kitlesel ölümlere sebep olan savaşlar din kaynaklı değilse de(1. ve 2. Dünya Savaşları) yine de büyük toplumsal gerginliklerde din önemli bir rol oynamaktadır. Ne yazık ki farklı din mensupları arasındaki uzlaşı ancak din dışı yollarla ikame edilebilir bir hal almıştır. Dinler arası çatışmadan daha vahimi ise aynı din mensupları arasındaki çatışmalardır. Bırakın diğer din ve felsefi sistemleri ilâhî bir dinin farklı yorumcuları bile kendi içinde sonu gelmez kavga ve hatta savaş ortamlarına sürüklenebilmektedirler.

Peki bu neden böyle olmaktadır?

İlâhî dinler üzerinden gidelim. Din, Yüce Yaratıcı tarafından bir elçi aracılığıyla insanlara vazedilir. Tanrı sözü (vahiy) insan muhayyilesine indiği andan itibaren kaynağı ilahi olmakla beraber artık biraz da insanidir. Zaten aşkın varlıktan içkin varlığa gelen şey içkin varlığın anlam dünyasına uygun olmak zorundadır. Bu da vahyi bir nebze insanileştirir. En azından onu anlama çabası ve ona verdiği manalar artık insanidir. İlâhî olanın kutsanması ne yazık ki insani olanın da kutsanmasını beraberinde getirir. Bundan sonra bitimsiz münakaşalar ve münazaralar başlamış demektir. Nerdeyse her bir kelime, her bir ayet, her bir yargı, tartışma sebebidir. Bu durum aynı dinin müminleri arasında sonu gelmeyecek olan kavga ortamını oluşturur. Ve insanı mutlu etmeye gelen din, bağlıları tarafından huzursuzluk sebebi haline dönüştürülür. Mezhep savaşları, tekfirci akımlar, iftiralar, irtidat iddiaları, idamlar, taşlayarak öldürmeler, kamera karşısında insanların kafasını kesmeler, köleleştirilen insanlar, câriye olarak alınıp satılan kadınlar ve daha neler neler… İnsana hem dünya hem de ahiret saadeti sağlamak için inzal olunan mesajlar ne yazık ki ilk önce kendi dünyasını ve sonra da ahiretini berbat etmenin aracı haline getirilir.

Peki bunu kim yapar? 

Dinin gayesini ve Tanrının yöntemini bir birinden farklı anlayanlar yapar. Her iki tarafa göre karşısındaki yanlış anlamaktadır. Bu anlayış farkları ya da yanlış anlayışlar pek çok trajediye sebep olur: Bereket devam etsin, Nil gazaba gelip tarlalarımızı silip süpürmesin diye gelinlik kızlarını nehre atanlar gibi. İnsanların ihtiyaçları gerçekleşsin diye muska yazıp satan mollaların, tartıştıkları Afganlı Ferhunde’yi insanların ve polisin gözü önünde taşlayarak öldürmesi sonra da yakması gibi. Siyasi ve dini otoritesi sarsılan baronların, toplumu uyarmaya çalışan aydınları susturması ve onlara baskı uygulaması gibi. Dini menfaat aracı haline getirenlerin buna itiraz edenlere mobbing uygulaması gibi. Din inancını müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid eden 15 Temmuz darbeci zihniyeti FETÖ gibi. Kendi kurduğu tarikat ve cemaat yapılanması kan kaybedecek diye skolastik zihniyeti reddeden fikir erbabını din dışı ilan etmek gibi.

Müslümanların tarihinde ne yazık ki bu durumun yüzlerce örneği vardır. Yani ahlaktan yoksun bir imana sahip olanların işledikleri cinayetlere dair örnekler… Hz. Ali ve Hariciler gibi. Anlayış farkından dolayı sürgün edilen Ebu Zer gibi. Görüşlerinden dolayı katledilen sahabi Hucr bin Adiy gibi. İki kez kafir olduğuna dair fetva verilip hapishanede zehirlenerek şehit edilen İmam Ebu Hanife gibi. Mihne zamanında işkenceye maruz bırakılan Ahmed bin Hanbel gibi. Bir mezara gömülmesine bile razı olunmayan büyük müfessir ve tarihçi Taberi gibi. Kuyulara atılan Hanefilerin deha imamı Serahsi gibi. Görüşleri kendilerininkine uymuyor diye idam edilen Sühreverdi, Hallac ve Molla Lütfi gibi… Tüm bunlar, “din insan içindir” gerçeği yerine, “insan din içindir” yanılgısının Müslüman toplum tarafından kabul edilmesinin acı sonuçlarıdır.

Şaban Ali Düzgün, “din ve insan arasındaki ilişki, bilinçli ve iradeli bir teslimiyete dayanır. Kendini körü körüne tapınağa adayanların, tutkusal bir inanca kapılanların aksine, kendini neye/kime ve neden teslim ettiğini çok iyi bilen bir teslimiyettir bu” der. Yani din, kendi doğrularımıza fanatikçe bir bağlılık değildir. Din, akıl ve irade sahibi şahsiyeti bu nitelikleriyle yücelmeye davet eden bir çağrıdır. Din, insanı kemâle erdirecek yollara (yola değil) yönlendiren bir rehberdir. Din, ahlaki davranışlarla insana huzur vadeden ve bunu bire bir yaşama imkânı sunan müessesedir. Bilgisiz bir iman makbul bir iman değildir. İmanın kuru bir kabulden ibaret olmadığını, marifet (bilgi), tasdik (irade), ikrar (ilan) ve amelden (ahlak) ibaret bilinçli bir tercih olduğunu unutmamalıyız. Mâlum, “cahilin dindarlığı arttıkça sapması da artar.”

Tüm bunlardan dolayı imanımızın da ahlaklı olmasını temenni etmeliyiz. Ahlaksız bir imanın insana neler yaptırabileceğine dair pek çok örnek verdik. Ahlakı, imanın sebep şartı olarak gösteren bir ayetle bitirelim. “De ki: Eğer böyle inanıyorsanız imanınız size ne kötü şeyler emrediyor!” (Bakara 93)

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3274/ahlksiz-man.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar