Eleştiri Kültürü

Cemil Meriç, “Eleştirinin olmadığı yerde çınlayan alkışlar, alkışlananları yüceltmez. Olsa olsa daha da alçaltır. Eleştiri, bir uçurtmanın havalanabilmesi için gerekli olan rüzgâr gibidir” der.

Müslüman aklının oluşum süreci ve bu sürecin belirleyici amilleri önemlidir. Muhammed Âbid el-Câbiri’nin, İslam - Arap aklının oluşumu, yapısı ve sorunlarıyla ilgili eserlerini burada hatırlatarak devam edelim. Câbiri’nin İslam siyasal aklının oluşumunda dikkat çektiği akîde, kabile ve ganimetin özellikle siyaset ve imamet mitolojisini nasıl oluşturduğu ile ilgili vurguları dikkat çekicidir. Buradan hareketle özellikle Harun Reşid’in oğulları sonrası yüceltilen, bilgi sahibi olmadan iman sahibi olma tavrını Müslüman aklı işlevsizleştiren bir etken olarak not etmeliyiz. Aklın işlevsizleşmesi beraberinde onlarca sorunu getirdi. Kaderci anlayışlardan tutun da din adına üretilen tüm çözüm ve yorumların mutlaklaştırılmasına, Emevi döneminde yoğun olarak zuhur eden “siyasi tek doğruculuk” fikrinden Osmanlı’daki sultanın otoritesinin sorgulanamamasına kadar onlarca tavır artık kutsanarak dokunulmaz kılınmıştı. Dokunulmazlık aynı zamanda eleştirilemezlik demekti.

Tüm bu örnekleri verirken Emevi, Abbasi, Osmanlı vb. tarihi gerçekliklerimizi kıyasıya eleştirmenin bir yolunu arıyor değiliz. Geçmiş, kavganın; gelecek uzlaşmanın konusudur, bunu biliyoruz. Eleştiri kültürünün Müslüman dünyada kabul görmemesinin nedenlerini tespit etme ve bunun neye mal olduğunu fark etme gayretinden başka bir amacımız olamaz.

Geldiğimiz noktada, Müslüman dünyada, ne siyasi figürlere, ne kendisini din adına otorite sayan kişi ve kurumlara, ne de askeri, ekonomik ve hatta futbol gibi bir alanda bile kendisini belirleyici tayin edenlere dönük yapacağınız eleştiriler olumlu karşılanacaktır; tam tersi olacak, yani düşmanlık olarak algılanacaktır. Bu aslında büyük bir özgüvensizlik göstergesidir. Savunduğu teze güvenemeyenler eleştiriden rahatsızlık duyar. Tenkit, akıllı insanları güçlendirir; aptalları ise öfkelendirir.

Çağdaş Batı, insanı çıkmaza sokan bir medeniyet üretti, bu doğru. Ama öncesinde büyük bir bilgi birikimi ve eleştirel düşünce geleneği oluşturduğunu da görmeliyiz. Newton’dan Pascal’a, Descertes’den Kant’a, Spinoza’dan Nietzsche’ye onlarca düşünürün, Batı’nın eleştirel aklını oluşturduğunu biliyoruz. Bu bilgi birikimi ve eleştirel düşünce üzerine hümanist değil ama insan merkezli bir medeniyet kurabilmiş olsaydı Batı, geleceğe daha büyük bir ümitle bakma şansına sahip olacaktık. Hegel’in tez, antitez ve sentez üçlemesine dayanan diyalektiği, bir toplum ne kadar çok karşıt düşünce üretebiliyorsa sürekli dinamik kalma şansını yakalar gerçekliği olarak Batıyı adeta inşa etmiştir. Hatta Batı diyalektik yöntemi medeniyetlere uygulamış ve en sonunda Batıya alternatif bir medeniyetin kalmayışı savından hareketle F. Fukayama tarafından “Tarihin Sonu ve Liberalizmin Zaferi” tezini ileri sürülebilmiştir. Batı, eleştirel akla dayalı medeniyet sıçramasını gerçekleştirirken Doğu’da Toynbee’nin dediği oldu, yani bir zamanlar kendisinin icat edip mükemmel uyguladığı “tarihi tenkit metodunu” bir kenara bırakıp adeta tarihi kutsadı ve sosyal dinamizmini kaybetti. Artık Doğu’da akıl şeytanlaştırılacak, düşünme eylemi unutulacak, soru sorma ve eleştiri düşmanlık veya ihanet sayılacaktı. Batı, asabiyetten vatandaşlık üst kimliğine geçerek toplumsal uzlaşıyı yakalarken Doğu, ümmetten, ulus devlete, oradan da etnik milliyetçiliğe doğru atomize olmaya devam edecekti. Orada da kalmayıp en son aile mefhumunu ayakta tutmanın mücadelesini verme gayretlerini çaresizce sürdürecekti.

Peki bizde durum ne oldu?

Özgüvenini yitirmiş tüm kişi ve kurumlar kendilerini “lâ yüs’el/sorgulanamaz” bir konuma taşıyarak korumaya aldı. Dini mahiyetli tüm yapılar ve bunların üst kademelerindekiler adeta ismet sıfatını haiz bir hale getirildi. Kutsanarak yapıldı bu. Aynı koruma kalkanı sadece dini mahiyetli yapılarla sınırlı kalmayıp diğer kurumlara da sıçradı. Siyaset arenası bunların başında geliyordu. Özellikle muhâfazakâr siyasi yapılar kendi görüşlerini dine ait kavramlarla ifade ederek adeta korumaya alıyordu. Artık serdedilen fikir eleştirilemiyor eğer eleştiren olursa da “dava, ihanet, tekfir…” gibi dini bir jargonla etkisiz hale getiriliyordu.

Biz önce Mustafa Kemal’in ve Fatih’in çocukları diye ikiye ayrıldık. Sonra Fatih’in çocuklarından ayrılanlara rahmetli Erbakan Hoca, “Bizans’ın çocukları” deyiverdi. 2002’deki Fetih kutlamalarını Saadetliler Çağlayan’da, Ak Partililer de Kazlıçeşme’de yapacaktı. İşte “Fatih’in ve Bizans’ın çocukları” ifadeleri bu hengamede söylenmişti. Günümüz siyaseti de bu söylediklerimizden farklı değildir. Bizde, bizden olmayanlara layık görülen pek çok isim vardır. Zındık, mülhid, hain, bidatçı, modernist, reformist, cihatçı, radikal, Kemalist, laik, seküler, liberal, tarihselci, hurafeci, mason, İngiliz uşağı, Amerikan mandacısı, Avrasyacı, gelenekçi, Osmanlıcı, Ümmetçi, İslamcı, Batıcı, Fetöcü, Tarikatçi, sağcı, solcu, Maocu, Ülkücü gibi sonuna –cı, -cu eki alan onlarca kelime var buna örnek verebileceğimiz.

Biz Doğu insanı olarak, hoşgörüyü, çoğulculuğu, tahammülü, bilginin değerini, aklın önemini, eleştirinin kıymetini, çalışmanın erdemini, geleneksel tecrübemizin avantajını bir kez daha keşfetmek zorundayız. Yetiştirdiğimiz az sayıdaki düşünürü/mütefekkiri de yukarıdaki yaftalarla susturma yoluna gitmeden anlamaya çalışmamız gerekmektedir. Bir İkbal, bir Şeriati, bir Aliya, bir Said Halim Paşa, bir Erol Güngör, bir Sezai Karakoç, bir Cemil Meriç …kolay yetişmiyor. Şu sorularla bitirelim.

Söyledikleri ile bizi sarsmayan kişiler mütefekkir olabilir mi?

“Tesâdümüefkardanbarîkai hakikat tevellüd eder” diyen biz değil miydik?

Eleştirinin bir görev, özeleştirinin de istiğfar olduğunu ne çabuk unuttuk?

Alışık olmadığımız şeyleri söylemeden ve yaşadığımız hayatı ciddi bir eleştiriye tabi tutmadan insanlığa bir umut olabileceğimizi mi düşünüyoruz?

Ali Şeriati, “sizi rahatsız etmeye geldim” diyordu. Bunu sadece bizi rahatsız etmek için mi söylüyordu?

Unutmayalım; kuvvetli kafalar ölü fikirlerle düşünemez. Yüksek fikirler yüksek dağlara benzer; alışık olmayanları ürkütür.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3252/elestiri-kulturu.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar