Aman Dikkat! Akdeniz'de 192 Yıl Önceki 'Navarin Olayı' Hortlamasın!

ABD Neden Müttefiğimiz gibi davranmayıp, düșmanca davranıyor ?

Tarihe 192 yıl öncesindeki NAVARİN OLAYINA göz atmadan bu günü yorumlamak, gece ISLIK çalarak yolda yürümeye benzer..

Geçmişten günümüze ABD ile olan ilişkilerimiz, NAVARİN olayı, Rusya, İngiltere ve Fransa.

ABD 1783’te bağımsız bir devlet olmuştur. Bağımsızlığından sonra Dünya üzerindeki Ticaret Arena’sında ben de varım diyerek öncelik verdiği yerlerden biri de AKDENİZ’dir.

Tarihten bu güne Amerika ile ilişkilerimiz hakkında bir iz sürelim.

1795 yıllarında Akdeniz’de söz sahibi Osmanlıdır. Osmanlı ABD’yi o dönemlerde resmi olarak tanımıyordu.
ABD gemileri ticaret yapmak için Akdeniz’e girdiler.Cezayir Akdenize giren Amerikan gemilerine el koydu.
ABD 1796‟da Trablus ve 1797‟de Tunus ile antlaşma yaparak, Cezayir‟e yılda 12.000 altın vermek zorunda kaldı, bununla kalmayıp, 1795 -1815 YILLARI boyunca vergi ödemek durumunda da kaldı.

ABD, Osmanlı ile İlk resmî ziyaretini George Washington Fırkateyn’i ile 9 Kasım 1800 tarihinde İstanbul’u ziyaretiile gerçekleştirdi. Osmanlı’nın ABD ile ilk teması da bu yıllarda resmi olarak başlamış oldu.

Bu kısa özetten kıssa’dan hisse çıkarıp konuya geçelim.

NAVARİN OLAYI VE OSMANLI’NIN ABD İLE DEVLET İLİŞKİLERİ.

Navarin Osmanlı Donanmasının AKDENİZ’de tamamen yok edildiği yerdir..

1827 yılında II. Mahmut zamanında Fransız, İngiliz ve Rus gemilerinden oluşan müttefik donanması ve Yunan’lılar Navarin‟de Osmanlı Donanmasını imha ettiler.
Navarin olayından sonra, ABD ile Osmanlı ilk defa 7 Mayıs 1830 yılında Seyr-i Sefâin ticaret antlaşması ile ikili ilişkilere de bu vesile ile başlamış oldu.

NAVARİN OLAYI NEDİR ?

Navarin olayı, Osmanlı Padişahı II.Mahmut’un dedği gibi, ( Rahmetli Erbakanın’da sık sık dile getirdiği ) ‘’ Batılılara Asla Güvenmeyeceksiniz ! ‘’ ile analizimize başlangıç yapalım isterseniz.
Navarin olayı, bizi yöneten Devlet büyüklerimiz, Siyasi Parti Kurmaya Çalışan Büyüklerimiz, Muhalefetimiz ve sokakta gezen her vatandaşımızın bilmesi gereken bir olaydır. Hele AKDENİZ’de suların ısındığı şu günlerde.

*** NAVARİN Osmanlı Donanmasının yok olduğu yerdir Milad’dır.
*** Fransa, İngiltere, Yunanistan ve Batılıların yanında Rusya’nın emellerinin gerçekleştiği savaştır,
*** Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanmanın yolunun açıldığı, tarihtir.
*** Muhanet’e muhtaç olarak ( nedenini Makalemin ileryeleyen bölümlerinde göreceksiniz ) ABD ile ilişkilerimizin başladığı talihsizliktir.
*** İrili Ufaklı elimizden çıkan Ege Adalarının, kıyı sahanlıklarının günümüze kadar gelişidir.
*** Boğazlar sorununun günümüze kadar uzantısı, Nirengi ve Kırılma noktasıdır NAVARİN olayı.

20 Ekim 1827 Navarin, bugün Yunanistan topraklarında kalan bir liman şehridir. 1460 yılından itibaren Osmanlı;’ların elinde bulunan şehrin tarihi önemi; İngiliz, Fransız ve Rus gemilerinden oluşan müttefik donanmanın 20 Ekim 1827 tarihinde Osmanlı donanması ile yaptığı ve adı geçen devletlerle bir savaş durumu olmamasına rağmen Osmanlı donanmasını adeta bir baskınla yok ettiği savaştan gelir.
1821’de Mora’ da başlayan Rum isyanının kısa sürede gelişmiş, kaleler Rumların eline geçmiştir.
Rumlar, buralardaki Türklere çok kötü davrandılar ve binlercesini öldürdüler.

Mora’ daki isyanın yönetimini Papaz’lar ele almış, Bu da isyanın Ulusal ve Dinsel bir karakter almasına yol açmıştı. Diğer taraf, Ege denizindeki adalarda bulunan Rumlar, savaş gemileri haline getirdikleri ticaret gemileri ile ayaklanarak, İsyanı Ege adalarına da yaydılar. Böylece Mora’ da ve adalarda genel bir Rum isyanı ile birlikte Ege denizinde Türk-Yunan egemenlik savaşı başlamış oldu.

Soruna daha sonra batılı devletlerin kendi çıkarları doğrultusunda müdahale etmeleri üzerine Rum isyanı farklı bir boyut kazandı.

1824 yılına gelindiğinde, çarpışmalar Kara’da ve Deniz’de bütün şiddetiyle sürüyordu. Bunun üzerine Osmanlı Hükümeti, Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’dan yardım istedi.

Bu arada İngiltere’nin dışında Rusya ve Fransa’nın da Osmanlı Devleti konusundaki ilgi ve çıkarları devam ediyordu.

Yunan isyanının başarıya ulaşmasına katkı sağlamak İngiliz Hükümeti 6 Temmuz 1827 günü Londra’da ikinci bir konferans tertipledi ve konferansa İngiltere’nin yanı sıra Rusya ve Fransa temsilcileri de katıldılar ve sonuçta Yunanistan’ın Osmanlı Devleti’ne vergi veren bir muhtar devlet olmasını ve Türkl’erin Mora’dan çıkarılmalarını, bu koşulların reddedilmesi halinde Osmanlı Devleti’ne karşı şiddet politikasının izleneceği, bu amaçla da Ege Denizi’nde bir birleşik filo bulundurulacağını öngören bir andlaşma imzaladılar.

Aynı tarihlerde Kavalalı Mehmet Ali Paşa ile Osmanlı Derya Kaptanı Hüsrev Paşa arasındaki çekişme son haddine ulaşmış !!! Mısır Donanması ve kara kuvvetinin komutanı İbrahim Paşa, Osmanlı donanması ile koordineli hareket etmek yerine bölgeye intikal eden Fransız amirali ile görüşmelere de başlamıştı.

Osmanlı-Mısır Müttefik donanmasının Navarin’ de bulunduğu bir sırada İngiliz, Fransız ve Rus müttefik Donanması da liman ağzında bulunuyordu.

Bu sırada Navarin’ de bulunan Türk filosunun komutanı Çengeloğlu Tahir Paşa, Mısır filosunun komutanı da Muharrem Bey’di. Bütün donanma komutanlığı da karacı olan İbrahim Paşa’ya verilmiş bulunuyordu.

İbrahim Paşa filo ve gemi komutanlarını toplantıya çağırmış ve uzun görüşmelerden sonra Türk donanmasının üç devlet donanmasıyla harp etme gücünde bulunmadığı sonucuna varılmıştı.

İbrahim Paşa, daha sonra yerine herhangi bir vekil bırakmaksızın, kara harekâtını yönetmek üzere Mora’ ya gitmişti.
Hareketinden önce Çengeloğlu Tahir Paşa’ya “herhangi bir silahlı çatışmaya meydan vermeme“ emrini vermişti.

Müttefik amiraller, Posta Gemisi süsü vererek limana bir Fransız gemisi soktular.
Posta gemisi süsü verilen bu gemi sözde Mısır filosunda çalışmakta olan Fransız subaylarına mektup ve paketlerini getirmişti.
Fransız gemisinin komutanı, limana demirledikten sonra, bir taraftan limanda yatan Osmanlı ve Mısır savaş gemilerinde görevli Fransız subaylarını Osmanlı Donanması’na yapacakları baskın harekâtından haberdar ederken, diğer taraftan da Osmanlı-Mısır donanmasının demir yerlerinin krokilerini yaptırmış, hatta Mısır filosunun da limanı terk etmesini önermişti.
Mısır filosunun ayrı, Osmanlı filosunun ayrı ve müstahkem mevkiler komutanının ayrı ayrı olması, her üçünün üstünde bir komutan olmayışının eksikliği ile ayrıca İbrahim Paşa’nın, Çengeloğlu Tahir Paşa’ya daha önce belirtilen şekilde bağlayıcı bir talimat vermesi üzerine, Osmanlı tarafında tam bir karışıklık yaşanıyordu.

Buna karşılık İngiliz, Fransız ve Rus müttefik donanmasına ait gemiler 20 Ekim 1827 günü birer birer limana girdiler.
Bu esnada Türkler hiçbir düşmanlık belirtisi göstermemişti. Savaş hali olmadığı içinde bir saldırı kesinlikle beklenmiyordu.
İngiliz, Fransız ve Rus donanmaları, Navarin limanını derhal ablukaya alarak Yunan’lılarla birlikte harekete geçtiler.

Türk Donanması savaş hali olmadığı halde beklerken, Müttefik donanmanın amirallerinin verdiği emirle gemilerinin hep birlikte ateş açmaları bir birlerini izleyince, Osmanlı donanması sonuçta büyük bir bozguna uğramış ve Osmanlı gemilerinin hemen hemen hepsi zarar görmüş, 57 tanesi yanmıştı.

Osmanlı donanmasının adeta yok olmasına yol açan NAVARİN Olayı; Rusya’nın güneye ve AKDENİZ’ede inmesinin de yolunu açılmıştır.

Navarin yenilgisi, Denizlerle birbirine bağlı olarak üç kıtada toprakları ve yaklaşık 16.000 mil kıyısı bulunan Osmanlı İmparatorluğu’nu, aniden “Donanmasız Bir Deniz İmparatorluğu” haline düşürdüğü gibi, diğer taraftan Siyasi ve Askeri yönlerden büyük kayıplara uğramasının başlangıcı olmuştur.

Navarin Deniz Savaşı Osmanlı Devleti’ni Donanmasız bırakmakla kalmamış, denize elverişli ve tecrübe sahibi subay ve gemicileri, yarı teknik personeli de beraberinde yok etmişti.

Navarin olayi ile, Türkler deniz gücü yok edildiği için, bir bakıma Yunanistan’ın bağımsızlığı da onaylanmış oluyordu.

Harp iki yıl daha devam etmiş, 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Rusya’ya karşı yaşanan bir yenilgi sonunda 1829 yılında imzalanan Edirne Antlaşması ile de Yunanistan’ın bağımsızlığı gerçekleşmiş ve daha sonra günümüze kadar devam edecek olan “Ege Sorunu”nun da başlangıcını oluşturmuştur.

Navarin Olayı’nın en acı sonuçlarından biri de; Rusya’ya, Osmanlı Devleti’ne karşı savaş açmak için uygun bir fırsat ve ortamı yaratmış olmasıydı.

Sultan III.Selim’in inşa ettirdiği donanmanın meydana gelişi ve harp kifayetine ulaştırılması için altı yıla ihtiyaç duyulmuştu. Buna karşılık o yıllarda Rus’lar hem Karadeniz, hem de Akdeniz’den bastırmaya başlamış, “Boğazlar Sorunu” olarak siyasi literatüre geçecek olan Rus’ların Boğazlardan sıcak denizlere inme isteği sık sık gündeme gelir olmuştur.

Navarin olayının sebeplerini sıralarken parantez içerisinde ‘’ Muhanete Muhtaç olma yolunda ABD ‘’ ’den bahsetmiştim.
Osmanli Büyük beladan kaçınayım darken, ABD ( yanki ) ye bulaşmanın bedelini şimdilerde adeta daha iyi görür gibiyiz.

ABD 9 Kasım 1830’larda Osmanlı ile Ser-I Sefain ( Ticaret,Kültürel ve Sosyal dayanışma adı altında ) anlaşmasını imzalar. Osmanlı bu anlaşmayı NAVARİN yenilgisinin gölgesinde yaptığı için, ABD’nin çıkarlarına daha yakındır.
Takip eden yıllarda 1831’de ilki İzmir olmak üzere, İstanbul, Beyrut gibi Vilayetlerde Konsoluklar açmaya başlar.
ABD ile Osmanlı arasındaki inişli çıkışlı ilişkilerinde başladığı dönemdir artık.

Taki 11 Ağustos 1874 Osmanlı ABD arasında Suçluların İadesi Anlaşması imzalanıncaya kadar.

Neden bu tarihe kadar ?

ABD 1840 ‘lı yıllardan başlayarak, Osmanlının hakim olduğu alanlarda Misyonerlik Okulları açmaya başladı.
ABD’nin ana amacı Osmanlı Kültürü ile Entelektüel bakışı değiştirmekti.
Bu konuda vereceğim rakam çok ama olayın vehameti açısından bir kaç örnek vermemde fayda var.
1890 yılında Osmanlı topraklarında ; Misyoner sayısı, 177, Misyoner yardımcısı, 791, Kolej ve Yüksek Okul sayısı 16.990, 117 Kilise ve Genel toplam Nüfusları 28,667 dir.
Amerikan Protestan Misyonerlerinin çalışması neticesinde, Ermenilerin azınsamayacak bir kısmı Protestan olmuştur.

Osmanlının 93 harbi ile aldığı ağır yenilgiden sonar, ABD 1895’te Amerikan Senatosu tarafından Ermeniler lehine, Osmanlının aleyhine karar almış, bu karar hala günümüzde baskı olarak kullanılmaya devam etmektedir.

Sevgili okurlarım köşemin yüz ölçümüne gore ancak bu kadar özetleyebildim.
ABD’nin ve Diğer Batılılarla birlikte Rusya’nın konumunu, geçmiş tarihimizden bu güne özetle, ilerleyen yazılarımda ayrıca değerlendirmelerde bulunacağım.

Akdeniz’deki son gelişmeler tarihin tecrübelerine, o tarihlerde kimlerin kimlerle olduğuna, Aktörlerin hala değişmediğine bakarak hareket etmemizde büyük fayda var.

Büyüklerimizin söylediği klasik bir söz var. ‘’ Devletlerin Dostluğu olmaz, çıkarları vardır ‘’ diye. Bu söze katılmıyorum. Tarihe baktığımızda bize dost olmayan Devletlerin yine aynileri olduklarını görürüz.

Kıbrıs Barış Harekatının yıl dönümünde Devlet büyüklerimizin orada olup, Dünya’nın gözünün üzerimizde olduğu günlerde ZEYTİN DALI uzatıp, en azından diplomatik manevrayı elimizde bulundurmak isterdim.

TEK DOSTUMUZ VAR, ODA KENDİMİZ, YETERKİ BİRLİK BERABERLİĞİMİZİ BOZMAYALIM.

Kurt’a sormuşlar ensen neden kalın ? Kurt cevap vermiş ‘’ Kendi işimi kendi gördüğüm için.
‘’ Müslümanım diye geçinen bazı Arap Devletlerinde ( İstisnalar hariç ) en çok işlerindeki kullandıkları Deve’yede sormuşlar, boynun neden eğri ? Deve cevap vermiş ‘’ Nerem doğru kI’’ .

İyi haftalar dileğiyle.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3230/aman-dikkat-akdenizde-192-yil-onceki-navarin-olayi-hortlamasin.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar