İmam Maturidi'nin Türk-İslam Düşüncesindeki Yeri ve Önemi

İmam Maturidi’nin (d.333/944), Türk-İslam düşüncesindeki yeri ve önemini anlamak için, ilkönce “düşünce” kavramı üzerinde durarak konuya giriş yapmak yerinde olacaktır. İnsan düşüncesi canlı ve hareketli bir yapıdır. Oluşumunu gerçekleştirdiği ortamdan kaynaklanan bir takım özellikler kazanarak devamlılık içeren gelişim ve değişimini sürdürür. Bu mahiyette işleyen sürece “düşünce hayatı” denir.

Düşünce din, dil, tarih, sanat ve benzeri unsurları içeren kültürden beslenir. Diğer bir yönüyle de düşünce kültürden doğar ancak kültürün geleceği de düşünceye bağlıdır. Yani düşünce ve kültür arasındaki birliktelik ve uyumun sıhhati, toplumlar açısından büyük bir öneme sahiptir. Zira düşünce ve kültür arasındaki uyumsuzluğun toplumlara yansıması “kimlik bunalımı” olarak tezahür eder. Toplumlar açısından bu olumsuz durum ile karşılaşmamak için, düşünce hayatının sürekliliğini ifade eden “tarihi çizgiyi” muhafaza ederek, düşüncenin gelişimin ve yenileşme çabalarının kesintiye uğratılmadan devam ettirilmesi lazımdır.

İnsan düşüncesinin, hammaddesi kültürel unsurlar olduğuna göre, düşüncenin mahiyetini kültürde aramak ve analiz etmek istendiği takdirde, kendi tarihi ve kültürel atmosferinde tahlil etmek gereklidir. Bu kapsamda her milletin kültürel yapısı farklı olduğu için, düşünce içerikleri de doğal olarak farklılık arz edecektir. Milletlerin kültür ve düşünce tarihlerinin en önemli istikamet taşları, tarihi şahsiyetler ile onların vermiş oldukları eserlerdir. Milletlerin tarihi çizgilerini kesintisiz olarak geleceği taşıyabilmeleri, bu değerlerine sahip çıkmasına bağlıdır.Türk düşünce tarihinde en önemli şahsiyetlerin başında İmam Maturidi gelir. Onun ortaya koyduğu eserlerinin etrafında şekillenen düşünce sisteminin, Türk-İslam düşünce hayatındaki yerini tespit ve tahlil etmek, milletimizin istikbale dair atacağı adımların sağlıklı olması açısından kayda değerdir.

Türklerin müslüman olması ile birlikte düşünce hayatlarının seyri doğal olarak farklı bir boyuta yönelmiştir. Kimilerine göre Müslümanlıkla tanımlanan Türklük özgünlüğünü yitirmiş; kimilerine göre ise Türk kültürüne karışan Müslümanlık aslından uzaklaşmıştır; bu iki görüş etrafındaki tartışmalar güncelliğini kaybetmeden günümüze kadar gelmiştir. Ancak neticede Türklerin, Müslüman olduktan sonra kültürünü ve öz değerlerini kaybetmeden geleneklerine bağlı bir islam anlayışı geliştirmeyi tercih ederek, tarihe mal olmuş denge üzerine dayalı Türk-İslam medeniyeti inşa ettikleri bir hakikat olarak gözler önündedir.

Türklerin İslamiyetin özüne bağlı olarak kendi kültürel değerlerine dayalı özgün bir medeniyet anlayışı inşa etmesinde, İmam Maturidi’nin tek başına nakle dayalı din anlayışını kullanmaktan ziyade büyük ölçüde aklın ilkelerine göre “tevil” yöntemini kullanması önemli bir işlev görmüştür. Zira İmam Maturidi’nin günümüze kadar gelen kelam alanındaki Kitabu’t-tevhit ve tefsir alanında Te’vilatu’l-Kur’an adlı eserleri başta olmak üzere vermiş olduğu tüm eserleri ile kuşatıcı bir “Türk Müslümanlığı” ile “Türk din anlayışı” hayata geçirilmiş ve tarihi süreç içerisinde bu anlayışın çok geniş coğrafyaları etki altına alması ile birlikte Avrupa örneğinde olduğu gibi Türk deyince Müslümanlık, Müslüman deyince Türkler akla gelmeye başlamıştır.

Maturidilik, İslamiyetin prensiplerini Türk kültürünün özelliklerine göre şekillendirerek, Türk düşünce hayatında, Türk din anlayışının vücut bulmasına vesile olmuştur. Maturidilik, Türk düşünce hayatında bu büyük hizmeti yaparken, aynı zamanda Arap olmayan diğer milletlerin de kültürleri ve geleneklerinden kopmadan, Müslümanlığı içselleştirebilecekleri bir düşünce örgüsünü ortaya koymasına vesile olmuştur. Maturidi düşünce sisteminin “fikri örgüsünün” dayandığı “dini öğretinin” temel ilkeleri “akıl, vahiy, sünnet, örf ve adet” kullandığı yöntemler ise “içtihat ve kıyas” olmuştur.

Maturidi düşünce sisteminin temel amacı “akla ve sağduyuyu ters düşmeyen, evrensel boyutta tüm insanlığı kuşatacak bir din anlayışı ikame ederek geliştirmektir”. Bu amaçla aslında varılmak istenen nokta ise, Arap kültürünün siyasi çekişmelerle dolu arka planında şekillenen İslamiyet yorumundan sıyrılarak, Kuran’ın ana yaşam ölçülerinin tüm milletlerin kendi özgün bakışı açısı ile yorumlanarak bir zenginlik içinde hayatı kuşatacak bir yaklaşımla ele alınmak istenmesidir. Bu yolla elde edilmek istenen sonuç ise “ insanların kültürüne ve geleneğine bağlı müslüman olmalarını sağlamaktır”.

Konuya biraz daha derinlemesine bakılacak olursa, İslamiyetin geniş coğrafyalara yayılmasına müteakip başlayan siyasi çekişmelerin yoğun olarak yaşandığı bir dönemde, İmam Maturidi, Seyhun Irmağının doğusunda Maveraünnehir bölgesinde bulunan ilim merkezi Semerkant’a, Türk dünyasını etki altına alan, “akıcılığı ve hoşgörüyü” merkezinde barındıran “Türk din anlayışını” inşa etmiştir. Maturidiliğin hayat bulduğu kültür havzasının manevi atmosferi, Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli, Hacı Bayramı Veli gibi gönül erlerinin yetişmesine ve adalet, güven, hoşgörü esasları üzerine bina edilen Türk-İslam medeniyetini ortaya koyan Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin kuruluşuna zemin hazırlamıştır. Hanifilik ve Maturidilik, Türk dünyası açısından et ve kemik gibi olmuştur. Maturidilik, itikadi (inanç) noktasında ana iskeleti, Hanefilik fıkhi (ameli) noktada sinir sistemini, Yesevilik ise iç derinliği temsil eden ahlaki noktada, adeta bir ruh konumunda olmuştur.

Günümüzde müslümanların yaşadığı coğrafyaların içinde bulunduğu savaşlar ve siyasi çekişmeler, İmam Maturidi’nin zihni anlayışının vücut bularak tüm Türk dünyası başta olmak üzere, insanlığa huzur getiren düşünce sistemini inşa ettiği zaman aralığından farklı değildir. İbni Haldun’un toplum nazariyesinde ifadesini bulun zirveye ulaşınca zamanla meydana gelen çürüme, bugün mazlum durumda olan İslam coğrafyasında zülüm olarak tezahür etmektedir. Türk milletinin bir ipek kozası örer gibi öz değerlerine dönerek “fetih ruhunu” tekrar kuşanması gerekmektedir. Bu kapsamda, hem ülke içindeki dini ve siyasi inanç bölünmüşlüğünün çatışmaya dönüşmesini engelleyecek, bireylerin özgünlüğü ve özgürlüğünü temin edecek olan akıcılığı ve hoşgörüyü esas alan Maturidi’nin Türk din anlayışının, günümüz şartlarında yeniden inşaasına koyulmak; bir yandan da İslam coğrafyasında farklı kültürel sebeplerden kaynaklanan İslam’ın farklı yorumlanması nedeni ile doğan çeşitli bakış açılarının, müslümanların birbirini ötekileştirmesi niyeti ile kullanılması yerine, bir düşünce zenginliği olarak ele alınması ve ümmet düşünce sisteminin bir ürünü olarak görülmesini sağlayan Maturidi düşünce sisteminin, tekrar işlenerek gün yüzüne çıkarılması artık elzem olmuştur.

Sonuç olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk Düşünce hayatının yüzlerce yıllık tarihi çizgisini keşfedip, günümüz şartlarına göre güncelleyerek, kültürel, siyasi, ekonomik ve dini alanda hayata geçirmelidir. Bu noktada İmam Maturidi’nin eserlerinde ortaya koyduğu inanç/itikat boyutundaki özgün ve orijinal düşünce sistemi tarihi mirasımız olarak gözler önünde durmaktadır.


http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3229/imam-maturidinin-turk-islam-dusuncesindeki-yeri-ve-onemi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar