15 Temmuz ve Samimiyet

Üç sene önce bugün, bu saatlerde olanları düşünüyorum da üzerinden asırlar geçse de gördüklerimi hatırımdan söküp atamam. TRT’de okunan darbe bildirisinin ardından insanlar büyük bir telaş içinde marketlere saldırıyor, erzak depoluyor, bankamatiklerden para çekmeye çalışıyor ‘’Sokağa çıkma yasağı ilan edilmeden eve girmemiz lazım, acele edin !’’ diye bağırınıyorlardı. Yaşım itibariyle daha önce hiç böyle bir manzarayla karşı karşıya kalmamıştım. O manzara ikinci dünya savaşından sonra fırçalara düşmüş buram buram tedirginlik, buram buram karamsarlık kokan resimleri andırmıştı bana. O geceden, 15 Temmuz’dan bahsediyorum elbette…

15 Temmuz’un 3.senesinde yapılan kutlamalara göz atıyorum, sosyal medya hesaplarından paylaşılan mesajları okuyorum ve inanın kendimi üzülmekten alıkoyamıyorum. Bu zamana kadar tarih yazarken, tarih okurken yaptığımız yanlışlardan hiç çıkarım yapamamışız; gayemiz tarihsel olayları belli taraflara çekerek kahramanlar veya düşmanlar yaratmak olmamalıdır. Yaşanan olayları bir mizana koyup değerlendirmedikten sonra akılları ve vicdanları tatmin edecek yanıtları verip bu olayları sindiremedikten sonra meydanlarda toplanıp marş söylemenin bir kum zerresi kadar ehemmiyeti yoktur. Yapılanlar ve yapılacak olanlar toplumu kanalize etmek için kullanılan bir motivasyon kaynağı olmanın ötesine geçmez, geçemez. Niyet toplumun gazını almak değil, gaz yaparak toplumu huzursuz eden unsurları ortadan kaldırmak olmalıdır.

15 Temmuz gecesinde olanlar olurken saygıyla takip ettiğim bazı siyasiler ‘’Tiyatro’’ yorumunu yapmıştı ben ‘’Her ne olursa olsun seçilmiş Cumhurbaşkanı desteklenmelidir.’’ diyerek demokrasiye aykırı her türlü müdahalenin karşısında seçimle göreve getirilen lideri savunmamız gerektiğini söylemiştim. Bu söylemimin her daim de arkasındayım. Lakin bugün geride bıraktığımız 3 seneye göz attığımda iktidar bloğunun icraatlarında, FETÖ ile mücadelesinde samimiyet kırıntısı göremiyorum.

15 Temmuz’da devletine sahip çıkmak için sokaklara azgın bir deniz misali dökülen bu millet, siyasi iktidarın başarısızlıkları yüzünden onlarca evladını şehit verdi. Vaziyetle hiç ama hiç bağlantısı olmayan nice yiğit köprüde göğsünü siper etti, canını teslim etti ama yine de cuntaya geçit vermedi. Bu millet iktidarın hataları sebebiyle canıyla bedel öderken, tehditler karşısında dizleri titremeden dikilirken aynı iktidar FETÖ ile mücadelede ne yaptı?

Mühim makamlardaki kişiler yönlendirici imajı üstlenerek topluma rol-model olurlar. Dolayısıyla bu kişilerin söyledikleri, yaptıkları, önerdikleri, yedikleri ve içtikleri toplumda izler bırakır. İşaret ettikleri kurumlar, işaret ettikleri isimler bir süre sonra toplum için de değerli hale gelir. FETÖ İle ilişkileri gerekçesiyle devlet memurları görevden alındı, akademisyenler okullarından koparıldı, gazeteler mühürlendi başımızın üstüne ortada bir suç varsa tabii ki herkes cezasını çekmelidir. Lakin gelin görün ki tesadüfen FETÖ’nün dershanesinde deneme sınavına giren öğrenciler bedel ödedi, Banka Asya üzerinden havale yapan amcalar bedel ödedi, askeri lisede er olduğu için komutanının emriyle dışarı çıkan 18’likler bedel ödedi. Fakat meclisin kürsüsünde ‘’Hocaefendi’’ diye gözyaşı dökenler bedel ödemedi. Henüz iktidar kandırıldığını bile anlamamışken bu örgüte ‘’Terörist’’ demeyi başaran aydınlara ‘’Muhterem Hocaefendi hakkında bu şekilde konuşamazsın, haddini bil !’’diyenler bedel ödemedi. ‘’Bitsin bu hasret, gel artık hocam !’’ diyenler bedel ödemedi. Damadı FETÖ ile ilişkileri yüzünden içeriye alınanlar bedel ödemedi. Bu örgütün verdiği akla hizmet Ergenekon adı altında kahraman ordumuzu rezil edenler bedel ödemedi. Ödemedikleri gibi sıkıştıkları her yerde, onları eleştiren herkese rahatsızlık duymadan ‘’Sen FETÖ’cüsün, sen PKK’lısın !’’ diyebildiler. Bu söylemler üzerine seçim kampanyası inşa edip, kendilerine oy vermeyenleri ‘’hain’’ ilan edebildiler. Bu vakanın üstüne farklı cemaatlerle aynı ilişkileri kurabildiler, mensuplarını devlet kadrolarına yerleştirebildiler ve bundan da çekinmediler. İYİ Parti’nin 15 Temmuz’un siyasi ayağı araştırılsın önergesini kabul etmeyip, Millet İttifakı’na FETÖ ile bağlantılı demekten çekinmediler.

15 Temmuz değil ama 15 Temmuz’dan sonra izlediklerimiz kesinlikle bir tiyatroydu, trajikomik bir oyundu hem de…

3 Senedir yeterince poz verdik, vatan sevdamızı özlü sözler paylaşarak ispat ettik; artık idrak ve icraat gerekiyor. 15 Temmuz’da bu devletin kurucu ideallerinden uzaklaşmanın bedelini ödedik, laiklik ilkesini kürsülerde oy için harap etmenin bedelini ödedik, koskoca devleti dini sömürerek insanları kullanan cemaatlere emanet etmenin bedelini ödedik. Oynanan bu tiyatro bir an evvel son perdeye geçmeli ve 15 Temmuz’un tüm detaylarıyla aydınlatılmalıdır. Yaşanan bu elim hadise iktidarın başarısızlıklarını örten bahane olarak değil, hastalıkların ortaya çıktığı röntgen olarak görülmelidir.

Bunu başarmak kahraman Ömer Halisdemir’e borcumuzdur, bunu başarmak tankların altında ezilip şehadet şerbetini içenlere borcumuzdur. Bunu başarmak memleketi emanet edeceğimiz gençliğe borcumuzdur, bunu başarmak yedi düvele meydan okuyup Anadolu’yu bize miras bırakan Mustafa Kemal’e borcumuzdur ve bunu başarmak evladına kına yakıp ‘’Ya şehit ol ya gazi !’’ diyen analara borcumuzdur !

15 Temmuz 2016 Vakasının 3’ncü yılında Çanakkale’den Afrin’e bu toprakları muhafaza etmek için toprağın altına yatan tüm şehitlerimizi rahmetle yad ediyor, şanlı hilali göklerde parlatmak için etinden et feda eden gazilerimize sağlıklı ömürler diliyorum.

Şov yapmanın ötesinde kavrayarak anacağımız 15 Temmuz’lar geçirmeyi ve yeniden aydınlık ufuklara dönebilmeyi temenni ediyorum…

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3215/15-temmuz-ve-samimiyet.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar