Yeis Ve Karamsarlık Biter Ama Ümit Bitmez

        Bizi savaş meydanlarında yenemeyenler, bizi içimizden vurarak veya kültür emperyalizmi ile çürüterek yenmenin peşindeler. Avuçları arasına aldıkları ile darbeler yaparak veya yaptırtarak bunu hep yaptılar. En son örneği 15 Temmuz darbe girişimidir. Artık halkımız bunu anladığı için “YETER ARTIK” dedi ve gereken cevabı verdi. Fakat kültür emperyalizmini durdurmak için böyle bir gayreti gösteremedik. Toplumumuzun içine düştüğü hazin durum hepimizi rahatsız etmekte. Basit bir yol verme tartışması bile cinayetle sonuçlanabiliyor. Ekonomik bunalıma giren aileler, kanaat ve sabır yerine boşanmayı seçebiliyor. Özellikle bizi diri tutacak olan maneviyatımızı yok eden etkinlikler baş tacı edilebiliniyor. Özgürlük naraları evlerimizin içine kadar girmiş ve nesiller arasında bağlar tamir edilemeyecek kadar tarumar olmuş durumda. Dini söylemler, milli refleksler rayından çıkarılmaya çalışılıyor. 12 Eylül darbe girişiminde milliyetçilere yapılan işkence ve zulümler milli refleksi bertaraf etmek için kullanıldı. Başardılar mı? Ortada. Milli ruhu taşıyanların artık bir azınlık olduğu gerçeği saklanamaz durumda.  Dini söylemlere gelince, özgür düşünce adına bu aziz milletin itikadına ve ona hayat veren tasavvufi yaşayışına artık herkes rahat bir şekilde dil uzatıyor. Şüpheler oluşturuyor ve böylece imanlar zedeleniyor. Mevlana’lar, Yunus’lar artık birer suçlu haline getiriliyor.

            Hepimizin bildiği bu vahim tabloyu yeniden yazarak canınızı sıkmak istemem. Evet yeni bir hal gerekli, hem de çok gerekli. Tarihi altın harflerle dolu ve hiç esaret görmemiş ve asla işgalci ve emperyalist olmamış bu milletin çocuklarına “TARİH DERSİ” seçmeli olsun mu diye tartışılması bile vahametin doruk noktasıdır. Evet yeni bir hal gerekli hem de tez elden gerekli. Bu vahim tablodan kurtulabilir miyiz? Elbette kurtulabiliriz. Yeter ki bu aziz milletin öz değerlerine saygılı ve milli ve manevi değerlerimizin gerçekçi bir şekilde baş tacı edileceğini bileceği ehil eller öne geçsin. Yeter ki bu vahim kültür emperyalizmine karşı kendi muhteşem kültürüyle sevaşanlara kapılar açsın.

            Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem’e “Dünya nedir?” diye sorduklarında o her bir parmağı susayanlara çeşme olan ellerini bir aşağı, bir yukarı kaldırarak “Dünya bir öyle, bir böyle” demişti. Yani dünya bazen kötülerin ellerinde, bazen de iyilerin ellerinde olacak. Veya Dünya, bazen iyiliklerle, bazen de kötülüklerle dolacak demişti ve bu halin kıyamete kadar böyle değişerek devam edeceğini belirtmişti. Şimdi ki hali düşünecek olursak milyonlarca müslüman ve gayri müslimin mazlum olarak yaşadığı bir dünyanın hali hiç de hoş olmasa gerek. Bombaların altında ve açlık ve susuzluktan ölen milyonlar…

            Öyleyse yeni bir hal’in gelişi çok yakındır. Karanlığın en koyu olduğu zaman Güneş’in doğma vaktidir. Yeni bir hal vaktidir. Güneş mutlaka doğacaktır. Yeni bir hal mutlaka gelecektir. Lakin Güneş doğduğunda bu aydınlığı kullanacak temiz eller gereklidir. Elleri kirli olanlar yeni bir halin öncüleri olamazlar. O bakımdan tüm tahliller iyi yapılmalı. Özellikle imamın sarığındaki en ufak bir leke dahi görülmemeli. İmamete elbisesi lüks dantelalarla süslü sarığı kirlenmesin diye naylonlarla kaplanmış suni imamlar değil. Cemaatin kendisini öne çıkaracağı tabii liderler ve imamlar gereklidir. Muhsin Başkan gibi.

            Sözlerimiz ümitsizliğin değil tam aksine ümidin yakın olduğu ve buna tez elden hazırlık yapılması gereğidir. Bir zamanlar Gözyaşı Geceleri’nde “Kim Kimi Bekliyor” diye bir program yapmıştık. Orada “Mehdi”yi bekleyen bir oyuncuya “Mehdi geldiğinde sen ona asker olabilecek misin?” diye soru yöneltmiştik. Önemli olan Mehdi’nin gelmesi değil, bizim kendi değerlerimize sahip çıkan bir hayatı yaşamamızdır. Mehdi meselesi de bize çok vahim acılar yaşattı. Bunu da söylemeden geçmeyelim. Mehdi diye nice sahte şeyhler gelip geçti şu kısa hayatımızda. Müstehcen görüntülerle Mehdiliğini ilan eden Harun Yahya’yı bile gördük. Her neyse.

Halkın içinden çıkan, hayatı halkının yaşadığı gibi mütevazi bir hayat yaşayan. Allah’tan gayrı hiçbir şeyden korkmayan. Canı ancak Allah’ın alabileceğinin şuurunu gösteren. Hırsızlığa ve yolsuzluğa karşı “Kızım Fatıma bile olsa” diyebilecek şuurda önderler elbette bu milletin içinden çıkmıştır ve çıkacaktır.

Yeis ve karamsarlık her yanımızı sardı. Evet doğrudur insanlar bu karamsarlığın girdabında boğuluyor. Ama her karanlığın bir zevali vardır. Ümit ise kaçınılmazdır. Zaten bizim inancımızda ümitsizlik haram değil mi?

Bu aziz Türk Milleti’nin Allah’ın ordusu olarak yaratıldığının, görevinin ümmetin ve tüm mazlumların korunması olduğunun şuurunda maneviyatı güçlü bir lider elbette çıkacaktır. Düşmanın bile güvendiği bir lider. Topyekün bir milleti kucaklayan bir öncü. Bunca verdiğimiz emekler zayi olmayacak ve Allah bu emeklerin karşılığını mutlaka verecektir.

Şu dünya coğrafyasına ve dahi İslam coğrafyasına baktığımızda bu ağır yük bu aziz Türk milletinin omuzlarındadır. Allah bizi Türk olarak yaratmıştır. Diğer milletlerden üstünüz iddiasında değiliz ama; mazlumun yanında olmaktan dolayı farkımız var. Bunu tarihe sorun. Maide Suresi 54. Ayet. “Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah öyle bir kavim getirecektir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı vakarlıdırlar; Allah yolunda cihad ederler ve hiç kimsenin kınamasından korkmazlar. İşte bu Allah’ın dilediğine verdiği bir lutfudur. Allah’ın lutfu geniştir; O, her şeyi bilir.”

            Herkes üstüne düşen görevi yerine getirecektir. Siyasette nasıl yeni bir hal bekleniyorsa, sanatta, sanayide, üretimde, ziraatta, ilimde ve fende de yeni bir hal olmalıdır. Asırlarca bizi dünyaya muhtar yapan itikadımız ve karakterimiz ise aynen korunmalı ve modernizmin kurbanı olmamalıdır.

            Ben karamsarlıkların girdabında boğulurken bile ümitvarım. Otobüse binerken yaşlı kartı kullanıyorum ama bu yaşımda Rabbimin bana verdiği kabiliyeti sanat yolunda kullanmak için çabalıyorum. Siyasetçiler de yeise ve karamsarlığa kapılmadan bu samimi halkın görüşlerini baş tacı ederek yılmadan büyük bir azimle yürümeliler. “Siyaset gömleğin ilk düğmesidir. Yanlış iliklenirse hepsini etkiler” demişti Muhsin başkan. Haydi öyleyse ilk düğmeyi doğru iliklemeye.

            Şımarık zenginlerin ardından yürümeyeceğimizi bilsinler istedim. Bizim istediğimiz zalim kapitalizm ve onun bekçileri değil. Efendimiz hem yetim, hem öksüzdü. Yılmadı başardı. Hatice validemizin mallarıyla yaşarken vefatındaki halinden daha zengindi. Fakirken zengin olmadı. Zenginliği “emrolunduğu gibi dosdoğru olması” idi. Zenginliği uğruna canlarını seve seve veren milyonlarca ümmeti idi. Bunu O kutlu yolda başaracaklara yol aydınlığı diliyorum. Mazlumların gözyaşları ile karşıladıklarına ve karşılayacaklarına dua ediyorum.

            Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’in müjdelediği yeni bir halin elbette geleceğini ve o günün şimdiden kutlu olması niyazımla. Vasselam.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3198/yeis-ve-karamsarlik-biter-ama-umit-bitmez.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar