Hayata Dair

Hayata dâir konuşmak insanı konuşmaktır, zamanı konuşmaktır. Ve bugünü, buradayı, yâni bu mekanı konuşmaktır. İnsanın arzularını, acılarını, umutlarını, dostluklarını, bir bütün olarak hayatını konuşmaktır.
Mesela mutluluk. Pek çokları mutluluğu insandan daha yüksekte arar, bazıları da daha alçakta. Oysa mutluluk insanın boyun hizasındadır. Yâni şimdi ve buradadır. Biz bunu göremeyiz çoğu zaman. Hep yarınlarda zannederiz. Ama yarın kimseye vâd edilmemiştir.
Keyif, mutluluk, huzur, saadet, refah, felah vb. kavramları hep karıştırırız. Örneğin keyif hayatı değerli kılmaz bilakis hayat keyif almayı değerli kılar. Hayatın amacını doğru konuşlandıran/konumlandıran şahsiyet, huzurlu şahsiyettir. Birey olmanın daraltıcı manalarından kurtularak kimlik ve kişilik sahibi yâni duruş sahibi bir şahsiyet olarak felaha erebiliriz. Hep isteyen, alan ve arzulayan değil vermeyi de bilen kişidir şahsiyet. Sevmek verebilmektir. Vermeyen sevemez. Sevmeyen iman edemez. İman etmeyen de cennete giremez.
Bireyin şaşılacak halleri çoktur. Çocukluktan sıkılır, büyümek için acele eder ve sonra da çocukluğunu özler. Para kazanmak için sağlığını kaybeder ve sağlığını kazanmak için tekrar parasını harcar. Hiç ölmeyecek gibi yaşar fakat hiç yaşamamış gibi ölür. Şahsiyet bu hatalara düşmeden hayatını denge üzere kurabilen insandır.
Zenginlik ve fakirlik olgusu modern insanın hayatını belirleyen temel âmentü esaslarındandır. Aslında “para her şeyi yapar” diyen insan para için her şeyi yapabilecek insandır. Modern insan, “zengin bir insanın hayatta çok şeye sahip olan değil az şeye ihtiyacı olandır” ilkesinden habersizdir. “Fakir insan malı az olan değil arzusu çok olandır” gerçeğinden de habersizdir.
Huzurlu muyuz, mutlu mu? Bazen mutlu olmadan da huzurlu olamaz mıyız? Mutluluk dışardan huzur ise içerden yâni insanın ruhundan dışa fışkıran bir hâl değil midir? Mutlu olmak için sahip olmaya çalışırız. Pek çok şey vardır sahip olmak istediğimiz. Ve onlara sahip olamadan mutlu olamayacağımızı düşündüğümüz. Ama sahip olduğumuzda mutlu olma garantisi olmayan şeylerdir bunlar. Bu nedenle modern insan tüketir. Tüketmek için de üretir. Üretim ve tüketim modern insanın serap cennetidir. AVM’ler kapitalizmin dayattığı tapınaklar gibidir. Her pazar gidip bakın, arabanızı park edecek yer bulamazsınız. İnsanların gerçekten, bu aldıklarına ya da almaya çabalayıp alamadıklarına ihtiyacı var mı diye sorarsınız kendinize. Kendisini, kullanmayacağı şeyleri bile almak zorunda hisseden insan ne kadar özgürdür diye düşünür kalırsınız.
İnsana huzur vâd eden İlâhî buyruklar nesh oldu / hükmü kalmadı da, modernizm yeni din, tüketim yeni âmentü, AVM’ler yeni tapınak olarak Dünyayı bir kez daha mı şekillendiriyor? Paylaşmayı huzura ermenin şartı olarak gören insan, “bir mum diğer bir mumu yakmakla ateşinden bir şey kaybetmez” ilkesini bırakıp egolarını şişirmenin peşine düşmüşse eğer Dünya sil baştan yeniden yaratılıyor demektir. “Hiçbir kalbe kapısı kırılarak girilemez” diyen medeniyet, çoktan yerini, “kazanmak için her yol mubahtır” diyen medeniyete bıraktı. Üstün Dökmen, “Yere düşen ekmeğin üstüne basan insan görmedim, ama düşen dostunu tekmeleyen çok kişi gördüm.” diyordu ya hani, artık insan rekabetle ve daha çok kazanarak mutlu olacağı yanılgısına tam iman etmiş durumda.
İnsanlığı bu hale getiren modern Batı Medeniyeti bir de bununla övünmesin mi? Ama biz biliyoruz ki karanlık aydınlığın yokluk halidir. Yâni aslolan aydınlıktır, karanlık değil. Tekrar huzur vadeden bir medeniyeti bu insanlığa bahşetmek gibi bir arzumuz, bir idealimiz varsa eğer gece gündüz bunun için çaba sarf etmeliyiz. “Gülü senin olsun bana dikenlerden bahset” adanmışlığıyla cehenneme döndürdükleri bu Dünyayı bir emanet bilinciyle belki de son bir kez daha inşa etmenin hayalleri bile şu andaki gerçekliğinden daha huzur verici değil mi? Evet bu gün için bu bir hayal. Belki de bu bir rüya.
Rüyalarımızı gerçekleştirmek istiyorsak önce uyanmalıyız.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3184/hayata-dair.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar