Toplumun Gerisinde Kalmak

İşimiz zor değil, işimizi zorlaştıran karamsarlık empoze eden yazı ve konuşmalardır. Bu tür yazılar, kendimize olan güveni kaybetmekten ve krizi derinleştirmekten başka işe yaramıyor.
Türkiye daha önce de büyük felaketler yaşadı. Tam yok olmanın eşiğindeyken bu milletin cevheri aslisine inanmış, fedakar bir kadronun öncülüğünde Türkiye Cumhuriyetini kurdu. Ne yazık ki olaylara ideolojik bakmak çoğu zaman bu gerçeği görmemize mani oluyor.
Son yıllarda yaşanan Abdülhamit/Atatürk yarıştırmasını düşünün. Tarih bir anlam alanı olmaktan çıkıp bir kavga alanına dönüştü. İki büyük tarihi şahsiyetin etrafında kamplar oluştu. Neticede hepimizin olan tarih parçalarına ayrılarak her parçası bir başka grubun bayrağı haline getirildi.
Bunlar ideolojik bilginin toplumu körleştirmesinden başka bir şey değildi. Üstelik her iki şahsiyete tarafı olanların bakışları da arızalıydı. Tarihte ifa ettikleri fonksiyon yerine hep özel hayatları üzerinden kavga edildi. Bu da hem onları anlamamızı hem de tarihten ders çıkarmamızı engelledi.
Siyasetçilerin vazifesi işte böyle anlarda daha büyük anlam kazanır. Siyasetçi kavga çıkarmak için değil, kavgaları önlemek, toplumu barıştırmak için vardır. Lakin siyasetçilerimiz böyle bir misyon ifa etmek yerine hep ateşe körükle gitmeyi tercih ettiler. Ayrıştıran, dövüştüren, hasımlaştıran her siyaset gayri meşrudur.
İstanbul seçimleri ile birlikte yeni bir sosyolojinin ortaya çıktığı ve bu sosyolojinin baskın unsurunu adalet, demokrasi ve barıştırıcı siyaset arayışlarının oluşturduğu iddia ediliyor. Benim gözlemlerim de aynı istikamette, yeni siyaset biçimi daha yumuşak daha uzlaşmacı bir dil üzerinden oluşacaktır. Bu siyasetin ideolojik olmaktan ziyade daha liberal, hürriyetçi ve bireye dönük olacağı söylenebilir. Dolayısıyla -siyasal İslam- üzerinden yapılan ve toplumu din üzerinden kavramaya çalışan mevcut siyasetin giderek altındaki zeminin kayacağına dair çözümlemeler hiç de afaki değildir. Bundan sonra toplumu din bağı ile bir siyasete bağlamak giderek zorlaşmıştır.
Bundan böyle yapılması gereken, yeni trendleri ve eğilimleri iyi okuyarak siyaseti bu sosyolojiye uydurmaktır. Bunun yolu da daha sorumlu, daha dikkatli bir siyaset dilinden geçmektedir. Geçen gün bir internet yazarı(İsmail Türk) bunu çok veciz ifade etmiş, seçimi dil bakımından sövenlerle sevenlerin rekabeti olarak tanımlamış, Kılıçdaroğlu bize hiç sövmedi ki diyerek yazısını bitirmişti. Bu, siyasi tercihlerde kullanılan dilin bazen ideolojik yönlendirmelerden daha öne çıktığının göstergesiydi. Seven dil, bir çok insanın ideolojik bağlılıklarından baskın çıkmış oylarını CHP'ye vermelerine neden olmuştu.
Başarı, yaşadıklarından ders alıp gerekli hazırlıkları yapanlara mahsustur. Bugün ortada büyük alaka gören yeni parti arayışları varsa, bunun en önemli nedeni kendini değiştirmeyi reddeden, ısrarla aynı çizgiyi sürdürmeye çalışan siyaset anlayışıdır. Toplumun arkasında kalanlar hiç bir mücadeleyi kazanamazlar. Son seçimlerde yaşanan budur,değişimi görememek ve hızla beklentileri değişen toplumun gerisinde kalmak.İşimizi zorlaştıran biraz da bu bilinçli körlüktür.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3176/toplumun-gerisinde-kalmak.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

İbrahim
04.07.2019 10:36
Abdülhamid ile m.kamal, itikad, icraat ve tahayyülat cihetlerinden çok makuse, pek zıt ve kabil-i tevfik olmaz şahsiyetlerdir. O cihetten O Şahsiyetlerin izlerinden gidip, himmetlerini kendilerine hedef ittihaz edenler ELBETTE Kİ nizaya düşecekler, anlaşamayacaklar, farklı fikirlere sahip olacaklardır. Çünkü Abdühamid-i Sani, Din-ü devlet ve İlay-ı Kelimetullah için çalışmış, diğeri (m.kamal) ise batılılaşma ve ecnebi kanunlarını, adetlerini bu millete müstebidane tatbik etmek için nice zulümler irtikab etmiştir. Fark bu efendi..!

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar