Öğrenci, Öğretmen, Okul


1.

Oku diye başlayan, beşikten mezara kadar ilim istemekle emrolunan bir medeniyetin insanlarıyız.

İlmin, cinsiyet farkı gözetmeden, kadın erkek herkese farz olduğu beyan edilen bir medeniyetin insanlarıyız.

Bilenlerle bilmeyenlerin kesinlikle aynı olmadığı, bilen kişinin uykusunun, bilmeyen kişinin ibadetinden daha faydalı olduğu ifade edilen bir medeniyetin insanlarıyız.

Bilenin mürekkebinin, bilmeyen şehidin kanından daha ağır olduğu kabul edilen bir medeniyetin insanlarıyız.

Bilmek, öğrenmek, bilgiye ulaşmak, bilgiyi edinmek için mesafe kavramının ortadan kalktığı bir medeniyetin insanlarıyız.

Bilginin, iyi, güzel, faydalı olmak kaydıyla, müminin yitiği olduğu ve bu yitiği kimin yanında, kimin yöresinde, kimin töresinde bulursa bulsun alması gerektiğini amentü gibi ufkuna asan bir medeniyetin insanlarıyız.

*

2.

Allah’ın Resulü (sav) ilmi faydalı ve faydasız olarak ikiye ayırır ve faydasız ilimden Allah’a cc sığınır.

Öyleyse okurken, öğrenirken, beşikten mezara ilim peşinde koşarken ilk önce dikkate almamız gereken husus, edindiğimiz bilginin mutlaka faydalı olmasıdır.

Edindiğimiz bilgi kime/ kimlere faydalı olacaktır?

Herkese, canlı cansız her şeye...

İşte öğrenmenin, bilmenin, bilmek için enerji ve para harcamanın, zaman tüketmenin, uykusuz kalmanın, anadan babadan kardaştan ayrılmanın, akla gelmedik sıkıntılara katlanmanın, üzülmenin, gerektiğinde göz yaşı dökmenin asıl amacı canlı cansız her şeye faydalı olacak bilgiyi edinmektir.

Çünkü bizler, insanların hayırlısı olabilmek için, insanlara faydalı olmanın gerekliliğini rehber edinmiş bir medeniyetin insanlarıyız.

Bu çerçevede faydalı bilgiler öğreneceğiz; bu faydalı bilgilerle insanların ihtiyaçlarını gidererek onlara faydalı olacağız ve böylece insanların hayırlısı olma mazhariyetine kavuşacağız.

Demek oluyor ki, insanların hayırlısı olabilmek için insanlara faydalı olmaya, insanlara faydalı olmak için de faydalı bilgilere sahip olmaya, faydalı bilgilere sahip olabilmek için de faydalı bilgiler peşinde koşmaya mecburuz.

Öyleyse, eğitimin, öğretimin, öğrenmenin ve öğretmenin, okumanın, bilmenin ana eksenini belirleyecek ve ana çerçevesini çizecek olan faydalılıktır.

Yani bizim medeniyetimizin insanları okumak için okumanın, öğrenmek için öğrenmenin, bilmek için bilmenin peşinde olmazlar, olamazlar, olmamalıdırlar.

Bir başka ifadeyle, bizim medeniyetimizin insanı malumat furuş olmanın; Hz Ali’nin (ra) ifadesiyle, bir nokta olan ilmi gereksiz bilgilerle çoğaltmanın, bilgiyi ana eksenden uzaklaştırmanın, onu ana çerçevenin dışına çıkarmanın, Anadolu insanının o enfes ifadesiyle ‘boşa kürek sallamanın’ tuzağına düşmemelidir.

Düşerse ne olur mu diyorsunuz?

Düşerse, hiç işe yaramayan, hayatta hiç karşılığı olmayan, ne kendisinin, ne öğrettiklerinin ihtiyacını gidermeyen, karın doyurmayan, derde çare olmayan bir yığın faydasız bilginin hamalı olur, tıpkı bugün çoğu insanımızın, çoğu diplomalımızın olduğu gibi...

Bu oluşun amiyane tabirle ifadesi, insanın nakit olan vaktini, bir avara kasnak gibi dönerek, boşa harcamasıdır.

Eskilerin ifadesiyle, hebaen mensura yani boşu boşuna bir harcayış, boşu boşuna bir ömür tüketiş...

Gerçekten de, yine eskilerin ifadesiyle ‘benim oğlan bina okur, döner döner yine okur’un karşılığında edinilen bir yığın faydasız, işlevsiz, gereksiz bilgi...

Hayattan kopuk...

Hayatın gerçeklerinden uzak...

*

3.

Endülüs’ün bilge adamı, güzel insan İbn-i Haldun ilmi ikiye ayırır:

Zaruret için öğrenilen bilgi

Kemalat için öğrenilen bilgi

Ve bu ayırmadan, tasniften, sınıflamadan sonra hükmünü verir:

Zaruret için ilim öğrenmek, kemalat/ fazilet/ erdem için ilim öğrenmekten önce gelir.

Bir başka ifadeyle, belki kimileri için kemalat için ilim öğrenmek öncelik taşısa da, büyük çoğunluk için ilim öğrenmenin amacı zaruret nedeniyle ilim öğrenmektir.

Yani kimi tuzu kuru insanlar bilmiş olmak için bilmenin peşinde koşarlarken, büyük çoğunluk yaşamak için, daha iyi yaşamak için, kendilerine göre en iyi yaşamak için bilginin ve öğrenmenin peşinde olacaklardır.

Anlaşılacağı gibi okumanın, öğrenmenin, bilmenin, ilim sahibi olmanın amacı, ekseni, çerçevesi bellidir:

Yaşamak, daha iyi yaşamak, en iyi yaşamak için bilgi sahibi olmak...

Öyleyse?

Edindiğimiz bilgiler en azından bizim karnımızı doyuracak, en yukarıdan ise bize hayal ettiğimiz en iyi hayatı sağlayacak, en güzel hayatı yaşatacak özellikte olacaktır.

Bu amacı gerçekleştirmek için de bilginin, o bilgiye dayalı üretimin, inşanın, ihyanın, imarın hayatta karşılığı olmalı, bu karşılığın doğal sonucu olarak müşterisi bulunmalıdır.

*

4.

Bütün bu söylenenlerin muhatabı ise, bir milletin geleceği olan, geleceğe uzanan eli konumundaki çocuktur, öğrencidir, gençtir...

Bu bakımdan eğitimin, öğretimin ana unsuru çocuktur, öğrencidir, gençtir.

Milletler geleceğe uzanan elleri konumundaki çocuklarını, öğrencilerini, gençlerini iyi yetiştirmek, iyi eğitmek, iyi donatmak, iyi doldurmak, iyi inşa etmek, iyi imar etmek, iyi ihya etmek zorundadırlar...

Hele de bizim gibi ebed müddet çizgisinde bir millet olma sevdası taşıyan, kendine özgün muhteşem bir medeniyetin davasını güden, önderliğini yapan, sancağını taşıyan bir millet çocuğunu, öğrencisini, gencini özünden kaybetmeden çağın gereklerine göre donatmak, doldurmak, yetiştirmek için çok daha dikkatli olmak zorundadır.

Çocuğu, öğrenciyi, genci özünden koparmadan dolduracak, donatacak, yetiştirecek olan kişi ise öğretmendir.

Bu bakımdan, bu aşamada eğitimin ana unsuru öğretmendir.

Hal böyle olunca:

Öğretmenin zihnen, ruhen, örfen sağlıklı olması gerekir.

Anlaşılacağı gibi zihnen, ruhen, örfen sağlıklı olmayan kişilerden öğretmen olmaz.

Zihnen, ruhen, örfen sağlıklı olmayan kişilerden öğretmen olursa, onların dolduracağı, donatacağı, yetiştireceği çocuğun, öğrencinin, gencin zihnen, ruhen, örfen sağlıklı olması mümkün değildir.

Bu bakımdan öğretmenin özel kişiliğe sahip olması gerekir.

Her okuyanın, her diploma sahibinin öğretmen olmaması gerekir.

Hele de bu zaman diliminde, ailelerin çocuklarına çoz az zaman ayırdıkları göz önüne alınarak, öğretmen olacak kişilerin çok özel, örnek şahsiyetler olmasına özen göstermek icap eder.

Sadece diplomayla, sadece bilgi sınavıyla seçilecek olan öğretmenlerin gencimizi doldurması, donatması, yetiştirmesi; onu zihnen, ruhen, örfen sağlıklı kılması mümkün değildir.

Eskilerin ifadesiyle kişiyi yarım hoca dinden, yarım doktor candan ederse, yarım öğretmen de bir çocuğu, bir öğrenciyi, bir genci ve bir milleti geleceğinden eder.

Yarım öğretmenin dolduracağı, donatacağı, yetiştireceği çocuk, öğrenci, genç bizim çocuğumuz, bizim öğrencimiz, bizim gencimiz olmaz, olamaz.

Bizim olmayan çocuğun, öğrencinin, gencin getireceği gelecek de bizim milletimizin geleceği, bizim medeniyetimizin geleceği olmaz.

An itibariyle ülkeyi yönetenlerin, maalesef böyle bir tasaları, dertleri, meseleleri yoktur.

Hepsi de günü kurtarmak, kendilerine göre iyi donatılmış olan okulları, zihni, ruhi, örfi sağlığı bilinmeyen öğretmenlerle doldurmak peşindedirler.

Ve bu gidişin nereye olduğunun hiç farkında da, kaygısında da, tasasında da değillerdir.

Çünkü öyle bir meseleleri yoktur.

Oysa eğitim bir ülkenin en önemli meselesidir.

Milletleri geleceğe taşıyacak, gelecekte onurlu bir hayat yaşatacak olan eğitimdir.

Eğitimin ana aktörü ise öğretmendir.

Bu bakımdan öğretmen okuldan, okulun en iyi şekilde donatılmasından çok daha önemlidir.

Bir başka ifadeyle, önce öğretmen donatılmalı, sonra okul...

Çünkü iyi donatılmış, zihnen, ruhen, örfen sağlıklı bir öğretmen, en kötü şartlarda bile çocuğu, öğrenciyi, genci en mükemmel şekilde dolduracak, donatacak, yetiştirecek ve geleceğe hazırlayacaktır.

Fakat iyi donatılmamış, zihnen, ruhen, örfen sağlıklı olmayan bir öğretmen, en iyi donatılmış bir okulda bile çocuğu, öğrenciyi, genci dolduramayacak, donatamayacak, yetiştiremeyecek ve onu medeniyetimizin insanı olarak geleceğe hazırlayamayacaktır.

Medeniyetimizin insanı olacak insanımızı yetiştirecek olan öğretmenlere sahip bir eğitim anlayışına kavuşmak ümidiyle...

  

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3173/ogrenci-ogretmen-okul.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar