Siyaset Gerekli ama Çare Değil

           “Biz bu hale nasıl geldik?” sorusunu sordurtan meselelerimizin ana ekseni; insanlığımızı ve ahlâkımızı kaybetmemiz değil mi? Eften püften sebeplerle cinayetler. Tacizler ve tecavüzler. Boşanmalar. Yalanlar ve iftiralar. Rüşvet. Dolandırıcılık. Yolsuzluk ve hırsızlık. Dedikodu, gıybet ve laf taşımacılık. Hukuksuzluk ve adaletsizlik. Liyakatsizlik. Tembellik. Trafik kurallarına uymamak. Hakkına razı olmamak. Ölesiye tüketim ve doyumsuzluk. Hırs ve tamah. Ve daha neler neler. Tüm bu ahlâkî problemlerimizi siyaset çözebilir mi? ÇÖZEMEZ. Bunlar çözülmedikten sonra güncel siyaset ne yapabilir? Bu ahlâkî zaafların içindeki toplumdan çıkacak milletvekilleri, bakanlar, müsteşarlar, amirler ve memurlar neyi halledebilirler ki? İhalelerdeki fesadı kim önleyebilir ki? Toplumun bu zaafları düzeltilmedikçe siyasilerin biri gider, diğeri gelir ama değişen bir şey olmaz.

          Gelelim inançlarımıza. Zaafımız var mı, var. Kulluk için yaratılmışız. Kulluktan murad ibadet ise tarumar olmuşuz. Kulluktan murad kul haklarına riayet ise perişan olmuşuz. Allah’ın kulu değil de egomuzun, çıkarlarımızın kulu olmuşuz. Güncel siyaset buna da bir şey yapamadığı gibi tam tersine siyaseti, inançlarımızın da üstüne çıkarıp kulluğumuzu ayaklar altına almışız. Olmazsa olmazlarımızın başına siyaseti getirmişiz. Oysa olmazsa olmazımız insanlığımız ve inançlarımız değil miydi? Namazımız değil miydi? Kul hakkı değil miydi? Komşusu açken tok yatan bizden değildir düsturu değil miydi? Pekâlâ, güncel siyaset inançları artık neredeyse yok olmaya yüz tutmuş bir topluma ne yapabilir. Müdahale bile edemez. Çünkü kulluk insanın kendi ile Rabbi arasında bir meseledir. Kul kendi inanacak. Neye nasıl inanması ve yaşaması gerektiğini kimden öğrenecek? Öncelikle otokontrolü, yani mahalle baskısı kötülüklerden yana değil doğruluklardan yana kurulmalıydı. Sokak ortasında yapılan bir ahlaksızlığa müdahale edemiyor “evladım bu yaptığınız ahlâksızlık” diyemiyoruz. Neden “sözde özgürlük” baskısının altındayız. Bunu bu hale getiren de güncel siyaset. LGBT’liler onur(hâşâ) yürüyüşü yapıyor, yapamasalar da tüm topluma kendilerini kabul ettiriyor ama toplum onları dışlayamıyor. “Onlar da insan ve özgürler” naraları her tarafı kaplıyor. İnsanlığın felaketi diyemiyorsunuz. Ama birileri onları selamlıyabiliyor. Hiçbir siyasi parti tüzüğüne bu ahlâksızlığa ağır cezalar getirmeyi koymuyor, koyamıyor.

          Bu gidişi durdurmak gerekiyor. Elbette inançsızlığın kapılarını açacak ve ahlâksızlığa pirim verecek olanlara siyaseten geçit verilmemeli diyenlerin öncelikle kendileri ahlaklı ve erdemli olmak mecburiyetindedirler.

           Çözüm mü? Toplumun inançlı ve ahlaklı olması için çalışmalar yapılması gerekmektedir. Bu çalışmaları kimler yapıyorsa siyasilere düşen elzem görev, onları desteklemeleridir. Önceliği bu olmayan hiçbir siyasi parti geleceğimizin teminatı olmayacaktır, olamayacaktır. Yaptığınız yollardan LGBT’liler yürüyecek, köprülerden bu ahlâksızlar geçecekse geleceğimiz tehlikededir ve dahi bu ahlaksızların yarınlarda parti kurmayacaklarının bir garantisi yoktur. Olmaz demeyin. Hain, kalleş batının kullandığı maşa olan PKK’nın nasıl sözde meşru(!) partisi kurulmuş ve bizim vergilerimizden verilen paralarla destekleniyorsa, bir gün demokrasi ve özgürlük adına o da olacaktır.

                Uyuşturucu müptelası bir genç “Bir gün tüm dünya bizim olacak” sözlerini sarf etmiş. “Türk Cihan Hakimiyeti” davasını güden bir milletin çocukları ne ara bu hale düştü? Evet devlet gerekli, bu yüzden siyaset de gerekli. Suçluları cezalandırmak yetmiyor. Hele ki bu cezalarla. Toplumun kendisi düzelmedikçe bu belayı def etmek mümkün olmayacaktır.

           Yavuz Bahadıroğlu ağabeyin tespiti ile Osmanlı’nın eğitiminin temeli “kötüyü göstermemek”tir. Çocuklar ve gençler hayatlarında hiçbir kötülük görmeden büyürlerdi. Gördükleri sadece doğrular ve güzelliklerdi. Biz ise TV ekranlarında ve her türlü sosyal medyada kötülüklerin kapısını sonuna kadar açmış gidiyoruz. Hele haberleri hiç sormayın. Aman ha yasaklar iyi bir şey değildir öngörüleri almış başını gidiyor. Şu internetin kötülüklerine bir yasak getirelim diyen yok.

                 LGBT’li başbakan çıkaran, eşcinsellerin evlilik yapabilmeleri için kanun çıkaran batılıları memnun etmek gayeniz ise bu millete ihanet etmiş olursunuz. Bin yıldır bu topraklar için bu toprağa düşmüş şehitlere ihanet etmiş olursunuz. Hoca Ahmed Yesevî’ye, Mevlânâ’ya, Yunus Emre’ye, Hacı Bayram’ı Velî’ye, Hacı Bektaş’ı Velî’ye ihanet etmiş olursunuz. İktidarlara gelebilmek için halkını bırakıp dünyanın desteğini almaya çalışanların bu millete yapabilecekleri hiçbir şeyleri yoktur. Artık yorulduk, bıktık ve usandık.

                 Tekraren diyorum ki; Türk milletinin inançlarını ve töresini yaşatmak için çabalayanlara destek verin. Siyasilerin yapacağı en önemli mesele budur. İnançlarımız ve törelerimizle uzaktan yakından alakası olmayanları sanatçı statüsünden çıkarın. Şehvet kokan şarkıları ve ahlâksız klipleri ile cennet vatanımıza pis kokular saçan, asırlarca İslam’ın bayraktarlığını yapmış bu asil milletin çocuklarını Allah’a isyan ettirmeye çalışanları protokolünüzden çıkarın. Sanatın kırıntısını taşısa bile imanlı gençlere kapılar açın. Bize açmadınız bari onlara açın. Bizimkiler beceremez laflarını bırakın. Destek verin bakın neler yapıyorlar.

                 Türkiye’nin kurtuluşu önce insanımızın milli ve manevi kurtuluşundadır. Ahiretini kaybetmiş bir toplumun dünyayı kazanmasının hiçbir anlamı yoktur. “fakirlik neredeyse küfür olayazdı” sözünce yoksulluğu, insanlar ahiretlerini kaybetmesinler diye önlemelisiniz. Yoksa iktidarınızı kaybetmemek için değil.

                 Sevgili Diyanet İşlerimiz, hutbelerde resmi ve soğuk bildirileri bırakın. İdealist imamlar nasıl yetişir onun derdine düşün. Bir avuç idealist imamlarımızın önünü kesmeyin. Aksine sayısını çoğaltın. Siyasetten uzaklaşın. Hiç yakışmıyor.

                 Manevi dünyamızın gönül erleri olarak gördüğümüz tarikatlarımız, müridlerinize “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” diyen Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem’in ahlâkını vird olarak verin. Bizi cennete götürecek en büyük zikrin ahlâk olduğunu öğretin. Ahlâkı olmayanın zikri de olamayacağını gösterin.

                 Bu bozulma böyle sürerse din düşmanlarına, vatan hainlerine kapıları kendi ellerimizle açacağız.

                 Yiğit düştüğü yerden kalkarmış. Biz sinema filmleriyle, TV dizileriyle ve şehvet kokan şarkılarla düştük. Çağın bu silahını bizim çocuklar kullanmalı ve yeniden ayağa kalkmalıyız.

                 Yüce Kudret insanı neden yarattı? Kutsal kitapları ve Peygamberleri neden gönderdi?  Allah yarattığı kullarından ne istiyor?

             Mekke’nin müşrikleri Sevgili Peygamberimiz’e “Kâbe’nin anahtarını sana verelim, Sen yönet. En güzel kadınları sana verelim. Yeter ki bu davandan vazgeç” dediklerinde “İktidar olayım da yavaş yavaş işleri yoluna koyarım” demedi. Dedi ki “Bir elime güneşi, bir elime ayı verseniz de davamdan vazgeçmem”.

    Devlet olmazsa olmaz. Suçlular rahat edememeli. Adalet yerine getirilmeli. Toplumda bir düzen kurulmalı. Düşmanlara karşı güçlü bir ordu olmalı. Devlet için siyaset olmazsa olmaz.

    Siyaset gerekli ama çare değil. Nokta.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3172/siyaset-gerekli-ama-care-degil.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar