Lgbt veya Cinsel Engellilik

Polis, 28 Haziran 1969’da New York’un Stonewall Inn Barı’ına baskın düzenler. Ayaklanma çıkar. Yüzlerce kişi yaralanır. İlk kez o tarihte LGBT’ler “eşcinsel olmaktan utanmıyoruz” sloganını açıktan haykırır. İlk “Onur Yürüyüşü” ABD’nin bazı kentlerinde 1970’de, Avrupa’da ise 1972’de Almanya’da yapılır. Türkiye’de ise 1994’te “Onur Haftası Etkinlikleri” düzenlenir. Eşcinsellik tarihin eski zamanlarından beri var olan bir cinsel tercih karmaşasıdır. Bunun biyolojik, çevresel, politik ve hatta ekonomik nedenleri vardır. Erkeklerdeki meme uçları ne anlam ifade eder diye bir soruyla girelim konuya. Altı haftalık cenin dişidir. Erkek memesi bu sürede oluşur. Altıncı haftadan sonra erkek cinsiyet kromozomu Y’nin üzerindeki SRY geni aktifleşir. Ama bir şeyler ters gider. Beden erkekleşirken beyin dişi kalır veya tersi olur. Normal olan ikisinin aynı yönde değişim geçirmesidir. Sonuç transseksüel bir bireydir. Bu anlattığımız biyolojik nedene bağlı cinsiyet bozukluğudur. Lezbiyen, gay, biseksüel veya transseksüel diye isimlendirilen cinsiyet karmaşası bazen de çevresel nedenlerden doğabilir. Erkek çocuğa kız elbiseleri giydirmek, arkadaşlarının sürekli karşı cinsten olması, ailenin ona karşı cinstenmiş gibi davranması veya rol model aldığı kişilerin karşı cinsten oluşu gibi. Burada diğer sebeplere de girebiliriz, ama uzatmayalım.

Görmezden gelinen bu konu ile ilgili TÜİK’in her hangi bir çalışması yok veya ben ulaşamadım. Belki de muhafazakar bir toplum oluşumuz buna engel olmuştur. Ama Mart 2013’de yayınlanan bir rapor var.  Araştırmayı CommuniWit ve OutNow adlı iki kuruluş yapmış. OutNow aslında bir pazarlama şirketi imiş. Bu da konunun ekonomik yâni kapitalist tüketim kültürüne bakan yönüne işaret ediyor. Araştırmaya dönersek; 400 LGBT ile online olarak yapılan anket çalışmasına göre katılımcıların yarıdan fazlası üniversite mezunu imiş. Yine %5’i eğitim öğretim sektöründe çalışıyormuş. %61’i yasalar izin verse evlenebileceğini belirtmiş. Hatta yarısı çocuk sahibi olmayı istiyormuş. OutNow’un kurucusu ve yöneticisi Ian Jahnson, “resmi olmayan bilgilere göre Türkiye’de 3 milyondan fazla eşcinsel yaşıyor ve Türkiye LGBT’lerin kendilerini en çok baskı altında hissettiği ülkelerden biri” diyor.

Türk Psikologlar Derneği, homoseksüellik hastalık ve bozukluk değildir diyor. Dolayısıyla tedavisi de yoktur diye ekliyor. Bunu normal bir hâl olarak algılıyor. Fakat Nevzat Tarhan aynı görüşte değil. O, “erkeklerde testosteron, kadınlarda östrojen hormonu vardır. Genetik bozuklukta yâni hormonların salınımındaki sorun yüzünden cinsel kimlik kargaşası çıkar. Tedavi edilmelidir. Amerika Psikiyatri Birliği bu konuyu “cinsel kimlik bozukluğu” olarak adlandırdı. Bu bozukluk bazen de psikiyatrik etkenlerden oluşabilir” demektedir.

Konunun bir de ekonomik ayağı var. Batıda pek çok şirket “LGBT Pazarı” kurdu. Amsterdam’da düzenlenen Onur Yürüyüşü’nde pembe ve gök kuşağı renginde ambalajlanmış yiyecek, içecek ve eşyalar alıcılara sunuldu. Petrol devi Shell bile kendi renklerini bu hareketle özdeşleşmiş gök kuşağı renklerine benzetti. Hatta bununla da kalmayıp eşcinsel derneklere ve hareketlere sponsor oldu. Artık bu hareket dünya üzerinde milyar dolarlık bir sektöre dönmüş durumda. Yani el altından Yeşiller hareketi gibi desteklenmekte.

Tüm bu bilgilerden sonra en netameli bölüme geçebiliriz. Bugün Türkiye’de bazı siyasi desteklerle tekrar bir muhalif hareket olarak sahaya sürülmeye çalışılan LGBT’leri biz nasıl değerlendireceğiz? “İbneler, sapıklar, Lût Kavminin torunları, aile düşmanları, kıyamet habercileri… gibi tanımlamalarla sorunu ne kadar çözebileceğimizi düşünüyoruz? Endonezya, Suudi Arabistan veya İran hukuk sistemindeki (yüz kırbaç veya idam) gibi uygulamaların toplumsal gerçekliğimizle ne kadar örtüştüğüne dâir malumatımız hangi düzeyde? Görmezden gelerek veya baskı uygulayarak hangi hedeflere ulaşabileceğimizin bir teorik çalışması yapıldı mı? Devlet bu konuda ne düşünüyor? Çalışma Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı aynı basiretsiz uygulamalarına devam edecek mi? İstanbul Sözleşmesi aileyi savunan halkın gündeminden hiç düşmüyor, peki Hükümet bu konuyu ne zaman gündemine almayı düşünüyor? Muhafazakâr kesim, Alevîlere yaptığını bunlara da yaparak sorunu kangren haline getirip getirmeyeceğini düşündü mü acaba?  LGBT sorununu salt bir ahlak sorunu gibi algılamak ne kadar adil bir yaklaşım olabilir? Bir kısmı için bedensel ve zihinsel engelliler gibi bir engel olamaz mı bu durum? Bunları yok etmeye dönük eylemler ve söylemler Hitler faşizmini hiç mi anımsatmıyor? En can alıcı soruyu ideolojik LGBT’lere sorarak bitirelim. Muhtemelen evrime inanıyorlardır. 1.8 milyon yıl önce homo erectus vardı, 500 bin yıl önce de ilk iki ayağı üzerine kalkmış homo neandertal. 250 bin yıl önce homo sapiens ortaya çıkıp neandertali tarihe gömdü. 50 bin yıl önce de bugünkü insan yer yüzünün hakimi oldu. Yâni beşer olarak çıkılan yolculuk insanlıkta son buldu. Bu uzun yolculuğa ilk çıktığında beşerin, cinsel tercihleri nasıldı; geldiği son aşamada nasıl oldu? Yoksa geri evrim/ tersine evrim (devolüsyon) oldu da LGBT’lerden başka kimsenin haberi mi olmadı? “Sevdikten sonra, yaş, cinsiyet, irsiyet ve diğer kısıtlayıcı sebepler teferruattır” yaklaşımıyla tekrar homo erectusa döndüğünün farkında değil mi acaba bu cinsel eşitlikçiler? Bundan 10 bin yıl önceye geldiğimizde Âdem Peygamber, sonra Nuh, sonra İbrahim, İsa ve Muhammed (S) ile gelinen insanlık düzeyini daha da ileriye götürecek ilkeleri vazederek zamanlarında insanın tekamülüne katkı sağlamadılar mı? İnsan, içindeki iyi, güzel ve doğruyu çoğaltabildiği; kötü, çirkin ve yanlışı azaltabildiği kadar insansa şayet ve mâşeri vicdan sınırsız cinsel tercihi kötü, çirkin ve yanlış görmüşse eğer bize düşen buna tâbi olarak insanlığa katkı sunmak değil midir? Mutlak özgürlüğün ve sınırsız hazların peşinde koşarken, insan olabilme erdemlerini yitirmek kayıpların en büyüğü değil midir?

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3171/lgbt-veya-cinsel-engellilik.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar