“Yeni Bir Hâl”

İş dünyasını ve medyayı ele geçirerek iktidarınızı elde tutabilirsiniz ama kültürünün ana yollarından ayrılmış bir toplumla nereye kadar gidebilirsiniz. Tarlaya ektiğiniz emekleriniz yeşeremeyecek, kuruyup kalacaktır. Dava kuru bir cihangirlik davasına dönüşecektir. Şunu unutmayınız ki Fatih İstanbul’u, “Ben siftahımı yaptım, yan komşudan alın” diyen bir halkla fethetmiştir.

Osmanlı’nın bu güzel ahlaklı insanlarını o zamanın tasavvufi dergahları yetiştiriyordu. O dergahlarda “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” diyen bir Peygamber ve ahlakı öğretiliyordu. Dervişler Peygamber’e benzeyebilmenin çabasını gösteriyorlardı. Şimdilerde ise dergahlar çok azı müstesna sadece şeyhlerini ululamak için kullanılıyor. Artık günümüz dergahları “en doğru yol benim yolum”, “cennete sadece benim cemaatim girecek” demekten başka toplumun güzel ahlâka bürünmesine hiç katkıları kalmamıştır. Halkın üzerindeki tesirlerini kaybedince bunun yerini Sinemalar, Televizyon ve tiyatrolar almış durumdadır. Tabii ki bu sahadaki yönetmenler, senaristler ve özellikle ahlâktan yoksun sanatçılar genç nesillerin idolü haline getirilmişler ve o muhteşem kültürümüzü yerle yeksan etmişlerdir. O muhteşem edebli türkülerimiz ve şarkılarımızın yerini, nefisleri ve şehveti tahrik eden sözde şarkılar almıştır.

Toplumun ahlâkİ yeniden İslam’ın getirdiği o güzelim insan karakterine bürünmediği sürece çaresizlik içinde kıvranmaya devam edeceğiz. Kadına şiddet, çocuk tacizleri en ufak tartışmalarda cinayetler durmayacak, mahkemelerin birinci sırasını alan boşanmalar yüzünden tarumar olan aile yapımız dağılıp gidecektir. Koca Âkif’in İstiklâl marşımızda dediği gibi “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak, Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak” Bu ocak aile ocağımızdır. Aile ocağımız tütmeyince bir millette kalamaz. İçi boş yerli ve milli sözleri size iktidarları verebilir ama bir toplumu kurtarmaya yetmeyecektir. Altından yollar, gümüşten kaldırımlar yapsanız da ahlakını kaybetmiş bir toplumda kimse mutlu olamayacaktır. İnsanların kurtuluşunu ekonomide görenler maneviyatın çöküşüne bir çare bulamadıkları sürece başarıları ancak bir avuç azınlığı mutlu edecektir. Evet “yeni bir hâl” gerekmektedir. Ama bu “yeni bir hâl” asıl hastalığı teşhis edemeyenler tarafından asla “yeni bir hâl” olmayacaktır. Çare bulamamışların yerini çare bulamayacakların gelmesinden başka bir hâl olmayacaktır. Herkes şunu iyi biliyor ki, istediğiniz kanunları çıkarsanız da ahlâkî zaafları olanlar bu kanunların içini boşaltacaklardır. Ahlâkî temelleri sarsılmış bir toplumda adalet dağıtacak ne bir idareci ve ne de hakimler ve savcılar bulamayacaksınız. İstediğiniz kadar üretim yapın ahlâkı aşka dönüştürmeyen insanlar kaliteyi asla bulamayacaklardır.

İnsanlar evlenmekten bile korkar olmuşlardır. Evlenenler evliliklerini sürdüremez olmuşlardır. Eskiden evlenenlere “Bir yastık da kocayın” sözü artık gerilerde kaldı. Yastıklar da ayrıldı. Yakında sofralarımız da batılılarınki gibi ayrılacak. Aynı ailenin mensupları aynı evde yaşamaktan bıkmışlar, mutsuzlar. Ne kadar iyi aile olsanız bile çocuğunuz büyüdükçe sokağa çıkacak ve bu ahlâkî zaaflar içindeki çevrenin etkisinde kalarak ailelerinden kopacaklar ki olan budur. Bir de sağlıksız ailenin çocuklarını düşünün. Tablo vahim.

Herkes korkusundan “daha iyisini bulamayız” diyerek olana teslim olma kolaycılığına kapılmışlardır. Bu hâle bir çareyi mevcut olanlar bulamazsa yeni bir hâl diyenler bulmalıdır. Peki yeni bir hali vurgulayanların bu hâle çareleri nelerdir? Mevcut hâldekilerden farklı ne yapacaklardır? Kırmızı ışıkta sabredip beklemeyi beceremeyen bu topluma yalanda, aldatmada soru çalmada, torpilde, rüşvette, kayırmacılıkta, yolsuzlukta vs. vs. nasıl durduracaksınız?

Ya tarihteki Taptuk Emre’lerin, Hacı Bektaş-ı Veli’lerin, Hacı Bayram-ı Veli’lerin, Mevlânâ’ların dergahlarını yeniden ihya edeceksiniz, ki bu imkansız görünüyor. Ya da, bu çağın etkili silahı olan Sinemayı, Televizyonu, Tiyatroyu ve müziği bu yola kendini adamış insanların sayısını çoğaltıp onların önünü açacaksınız. Dizileriniz yuva bozmayı, zinayı değil kutlu aile ocağını işleyecek. Yalan söylemeyi marifet olarak gösteren dizilerin yerini yalanı lanetleyen diziler alacak. İşkence yapan kahramanların yerini “Yaratılanı severim Yaradan’dan ötürü” diyen kahramanlar alacak. İnsanın kalitesini markalarda, şatafatlarda arayanlar yerine insanlığı ile zenginleşen asil insanları örnek olarak sunan filmler, dizilerin yapılmasına değer vereceksiniz. Bu yoldaki idealist insanların önünü açmayacaksanız “yeni bir hâl”in bir anlamı kalmayacaktır. Fetö gibi ahlaksız, hatta yüce kitabımızda lanetlenen karaktersizleri, kadere isyan şarkıları ile ünlenenleri sırf iktidarınızı korumak ve “Bakın bunlar bile bizi destekliyor” demek için sanatçı diye el üstünde tutacaksanız “yeni bir hâl”in bir anlamı olmayacaktır.

Yeni nesil gençlik hareketlerinin artık kalmadığı, hepsinin siyasallaştığı bir zamanda kahrolmamak elde değil. Son gençliğimizi de Fetö denen alçak ifsat etti. Gençlerimizin en zekilerini, en ahlaklılarını ellerine geçirip ABD’nin uşağı yaptılar. Kendi insanını öldürecek birer caniye çevirdiler. Bu ihanete bulaşmamış ihlaslı “tabanı ibadet” olanlar da büyük bir hüsranla tarumar oldular. Geriye kalan gençler ise herkese güvenini kaybetmiş, ahireti arka planlarına atmış sadece kendini düşünmek mecburiyetinde kalmışlar topluluğu. Hâl, çok vahim.

Elbette Müslüman ümitsiz olamaz. Bir şeyler yapılmalı. Hem de acilen yapılmalı. Ya mevcutlar bu hâli fark edip yönlerini dünyaya değil insana çevirecekler, ya da “yeni bir hâl” için birileri kendini feda etmek için yollara düşecekler. Mevcudu beğenmeyenlerin çaresi inanç deyince uzak duranlar değil, inanç deyince yüreği sevgiyle tutuşan ve kul hakkı diyerek insanlara hizmeti en ön planda tutanlar olmalı. Medine’deki bir yangını söndürmek için hemen “fakirlere ekmek dağıtın” diyen Ömer’i arıyoruz. İktidarını koruyup kollayacak olan zenginleştirdiğiniz holding patronları değil, öncelikle düşündüğünüz fakirlerin duaları olacaktır.

“yeni bir hâl” olmalı mı? Olmalı. Hem de tez elden. Sahibi olduğumuz ülkenin zenginliğini paylaşmak da adalet. Mahkemeler de adalet. İş bulmak da, işe almak da adalet. Kısas da adalet. Makam, mevki de adalet. Eğer adaleti sağlamakta tereddüdünüz var ise, “ne yapalım canım anca bu kadar oluyor” diyecekseniz yeni umutlara sürüklemeyin bizi. Şimdiki hâle alıştık. Dayanırız, katlanırız. Hatalarını görüp düzelmeleri için dua ederiz.

Ekmek, su, aş bulmak gecikebilir,

Temele taş bulmak gecikebilir,

Devlete baş bulmak gecikebilir,

Adalet gecikmez tez verilmeli.

(Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’na rahmet niyazımızla)

Bu “yeni bir hâl” de tek korku Allah korkusu olmalı. Başka tüm korkular yenilmeli. İktidarımı kaybedersem korkusu olmamalı. Sadece idareciler de değil bu toplumun her ferdinde yerleşmeli bu korku. Korku derken; bir zalimden korkar gibi değil Sevgiliyi incitmekten çekinmektir bu korku. İnsana yakışan korku da budur. “Nil’in kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa Allah hesabını Ömer’den sorar” korkusu sarmadıkça yürekleri “yeni bir hâl”in bir anlamı olmayacaktır. Din adına yapılan yanlışlıklar inancımızı sarsmakta. Zemin ayaklarımızın altından kayıp gitmektedir. “Hâkimiyet Allah’ındır” deyip hâkimiyeti kendine raci kılmak halka yapılan en büyük kötülüktür. Duvarlarınızda adaletin pırıltısı değil de kendi posterleriniz olacaksa tertemiz vicdanlarımızı kirletmeyin. Bâri Allah’ı işlerinize karıştırmayın. Sadece Allah’ın kullarının idaresine talip iseniz, icraatınızı Allah bilsin yeter. Yaptıklarını Allah için yapanlar kullardan övgü beklememeliler. Eğer içinizde en ufak bir alkış beklentiniz varsa ne olur vaz geçin ve hayallerimizi hüsrana çevirmeyin.

Mesnevî-î Şerifteki şu kıssayı hiç unutmayın. Ormanlar Padişahı Arslan, Kurt ve Tilki’ye birlikte ava çıkmayı teklif eder. Aslında Ormanlar Padişahı Arslan’ın onlara ihtiyacı yoktur ama; lütufta bulunur. O gün bir öküz, bir keçi ve bir tavşan avlarlar. Ormanlar Padişahı Arslan Kurt’a “aramızda adaletli bir taksim yap” der. Kurt “Bu öküz sizin, tavşan Tilki’nin, keçi de benim olsun” der. Kendince adaletli bir taksim yaptığını sanır. Arslan kükreyerek Kurt’un başını alır. “Benim huzurumda nasıl ‘ben’ dersin. Tilki korkudan ne yapacağını şaşırmıştır. Arslan bu sefer Tilki’ye döner ve “Sen aramızda adaletli bir taksim yap” deyince Tilki “Efendim, tavşanı sabah kahvaltısında, keçiyi öğle yemeğinizde, öküzü de akşam yersiniz” der. Arslan Tilki’ye “Bu adaletli taksimi nereden öğrendin” diye sorunca Tilki “Kurdun başına gelenlerden” der. Mevlânâ sözün sonunda “Kim ki Allah’ın karşısında “Ben, ben” derse helak olmaya müstehâk olur diye bitirir. Ben sadece özetledim. Dikkat edin ki “Ol deyince olduran sadece O’dur” unutmayasınız. Övünmekten Allah da, kulları da hoşlanmaz. Unutmayın ki dünyayı tezyin eden değil, ancak âdil olan hükümdarlar Peygamberler ile haşrolacaklardır.

Diyecek söz çok, beklentiler çok. Sarılması gereken yaralar çok. Fakirler, yoksullar yer sofralarında oturup bulabildikleri ile karınlarını doyururken sadece seçim günlerinde yer sofralarında fotoğraf çektirenlerden bıktık. “yeni bir hâl” diyerek oturduğunuz evlerden şatafatlı yerlere çıkacaksanız bizi umutlandırmayın boşuna. Halkın ikinci yeni bir gömleğe parası yokken, onlarca gömleğiniz ve çeşit çeşit onlarca kravatınız olacaksa bizi hayal kırıklığına uğratmayın. Halkın çocuğu evlenebilmek için iş bulamazken, sizin çocuğunuz zenginler zengini olacaksa bizi umutlandırmayın. Olmasın mı canım. Olsun tabi ama o zaman gidin tüccar olun. Koç’un, Sabancı’nın çocuklarına bir şey diyen var mı? Ama halkın başına geçecekseniz, bu ateşten gömleği giyecekseniz bunları yapmayın. Yapacaksanız bizi umutlandırmayın. Öğle tatilinde ofisinden yaya olarak çıkıp karşı caddedeki Berlin’in Türk dönercisinden bir ekmek arası alıp yedikten sonra tekrar ofisine yaya olarak dönen Merkel kadar olamayacaksanız bizi umutlandırmayın. Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem bir gün ashabına “size nasihat edeyim mi?” deyince “et ya Rasulallah” dediler. “Size biri iyilik yapmak istese, tüm dünya bir araya gelse Allah dilemedikçe bu iyiliği sana yapamaz. Birisi size kötülük yapmak istese yine tüm dünya bir araya gelse Allah dilemedikçe size kötülük yapamaz” demişti. Gerçekten buna inanıyor musunuz? İnanıyorsanız en güçlü sizsiniz. Durmayın yürüyün. Allah yardımcınız olsun.

Ümitlenmek istiyorum. Çocuklarım için, torunlarım için umutlanmak istiyorum. “yeni bir hâl”e inanmak istiyorum. “İşte böyle olmalı” demek istiyorum. Başımıza geçenlerin hâli bize umut vermeli. Kanaati öğretmeli. Sabrı öğretmeli. Ahlakı öğretmeli. İbrahim Sadri’nin “Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse” şiirini önce siz dinlemelisiniz. Yoksa halkın dinlemesini isteyip kendinizi piru pak ilan edecekseniz, İbrahim Sadri’yi dinlemeyin hiç. Biz dinleriz gözyaşlarımızla. Bir değil bin kere dinleriz.

Toplantılarınıza sadece zenginler katılacaksa, beş yıldızlı otellerden çıkmayacaksanız, gücü Allah’tan değil de şatafattan bekleyecekseniz bizi umutlandırmayın. Zaten emek emek çabaladığımız tüm umutlarımızı kıranlar var. Bir de siz eklenmeyin.

Ah Muhsin Başkanım ah. Kıymetini bilemedik. Rabbim de seni yanına aldı vesselam.

Hak şerleri hayreyler

Ârif ânı seyreyler

Zannetme ki gayreyler

Mevlâ görelim neyler,

Neylerse güzel eyler…

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3150/yeni-bir-hl.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

muzaffer yıldız
28.06.2019 14:44
gönlünüze kaleminize sağlık hislerime tercüman bir yazı Rabbim hakkı hak bilip her daim hak yol üzere eylesin

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar