Söz Konusu Dünya ise Gerisi Teferruattır!

Hazret-i Ömer Radıyallahu anh, Ehli Beyt’ten değildi. Bu yüzden Sevgili Peygamberimiz’in aile hayatını çok yakından bilmezdi. Bir keresinde bir münasebetle O’nun evine, yanına girdi. Efendimiz aleyhisselatü vesselam’ın bir hasırın üzerinde yattığını görünce ağlamaya başladı. Ömer’in ağlayışına uyanan Efendimiz, “Ya Ömer niye ağlıyorsun?” deyince Ömer, gözyaşları ile “Ya Rasulallah sen ki iki cihan serverisin. Bizansın imparatorları, İran’ın kisraları saraylarda kuştüyü yataklarda yatarken sen hasırda mı yatıyorsun? Hasırın izi yanaklarına çıkmış” dedi. Allah’ın Habibi olmakla şereflenmiş Efendimiz Ömer’e dönerek, “Ya Ömer, istemez misin? Dünya onların ahiret bizim olsun” deyivermişti.

Hazret-i Ebubekir radıyallahu anh emirel mü’minin iken, bir keresinde yanındakilerden su istemişti. Hemen gidip bir tas içinde getirdiler. Halife Ebubekir, eline verilen tası görünce düşüp bayıldı. Kendine geldiğinde “Ya Emirel mü’minin ne oldu ki?” diye sordular. Onlara dönerek anlattı. “Bir defasında Rasulullah’ın yanına girmiştim. Elleri ve kollarıyla bir şeyi kendinden uzaklaştırmaya çalışır gibiydi. Ya Rasulallah ne oldu diye sorduğumda ‘Ya Ebabekr, dünya bana kendini sundu. Ben de benim seninle işim yok diyerek onu kovaladım. Dünya giderken bana dedi ki; Sen benim elimden kurtuldun ama ümmetin benden kurtulamayacak, dedi’ Ben sizden su istemiştim. Siz ise bana soğuk mu soğuk bal şerbeti getirdiniz. Bunu görünce acaba dünya bana kendini mi sundu, beni yakaladı mı diye korktum. Demişti.

Mevlânâ Mesnevi-i Şerifinde anlatır ki; Hazret-i Ömer Emirel Mü’minin iken Bizans elçisi Medine’ye gelir. Medinelilere “Kralınızın sarayı nerede?” diye sorar. Onlar da bizim kralımız da yok sarayı da yok derler. “Peki devlet başkanınızla görüşmek istiyorum. Kendisi nerededir, nasıl görüşebilirim diye sorunca, Medineliler elleriyle işaret ederek “İşte ilerideki ağacın altında” derler. Bizans elçisi ağaca yaklaşır. Ömer toprağa uzanmış uyumaktadır. Bizans elçisini bir korku kaplar, titremeye başlar. Kendi kendine “Ben ki Bizans elçisiyim. Bugüne kadar nice kralların huzuruna çıktım hiç korkmadım, bana ne oluyor derken Ömer uyanır. Başında beklemekte olan Bizanslının titrediğini görünce “Korkma” der. Mevlânâ sözü şöyle tamamlar “Korkma sözü korkaklara ziyafettir.” Hazret-i Ömer korkusuz bir devlet başkanıydı. Neden mi? Halkın içinde bir ağacın altında yatacak kadar adil ve bu yüzden de korkusuzdu. Ölüm ancak Allah’ın emriydi. İman buydu. Kimse ölüm vaktini ne bir saniye ileriye ne bir saniye geriye alamazdı. Ölümden niye korksundu? Ömer ölürse ümmet ne olur? Devlet ne olur? Allah’ın işine karışmayın beyler. Yoksa her şeyin sahibi bir Allah olduğunu unuttunuz mu?

Bedevinin biri bir gün Mescid-i Nebevi’ye girer. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem’i görünce korkar. Efendimiz aleyhisselatü vesselam bedevinin korktuğunu görünce ona yaklaşır ve “Korkma, ben kuru et yiyen bir kadının oğluyum” der.

Bir gün Efendimiz aleyhisselatü vesselam’a adamın biri bir hırka hediye eder ve gider. Biraz sonra sahabeden birisi yaklaşarak “Ya Rasulallah hırka çok hoşuma gitti” deyince Canlar Canı hemen çıkarıp biraz önce hediye edilen hırkayı ona hediye eder. Sahabeler adama çok kızarlar. “Neden böyle yaptın? Bilmiyor musun Peygamberimiz’in başka hırkası yoktu. Onun için O’na hediye edilmişti.

İki Cihan Güneş’inin kaldığı Hazret-i Aişe radıyallahu anha’nın odası o kadar küçüktü ki, namaza durduğunda, secdedeki nefesini, Aişe validemiz yattığı yerden duyardı. Bir keresinde secdede öyle çok kalmıştı ki, kutlu validemiz endişeye kapılmış yanına iyice sokulup nefesini dinlemiş ve rahatlamıştı.

Bunları biliyoruz demesin kimse bana. Yeniden hatırlayın. Biz böyle insaniyetin, böyle bir kulluğun, böyle bir adaletin destanlarıyla imanımızı kuvvetlendirdik ömrümüz boyunca. İmanımız bu kıssalarla kuvvetlendi. Kimse bana ben Kur’an-ı Kerim’i baştan sonra tefsirini okudum da imanımı kuvvetlendirdi demesin bana. İlahiyatçılar zaten meslekleri olduğu için okuyorlar. Maaşlarını da alıyorlar. Ama bizler bu muhteşem hayat hikayeleri ile teslim olduk Efendimiz aleyhisselatü vesselam’a ve getirdiği Kur’an’a. Örnek bir insandı ve örnek bir devlet adamı, örnek bir aile reisi…. Her şeyde örnekti. O ve ashabı. Örnekti bize. Bizim zamanımızda da yaşanabilirdi ve yaşanmalıydı. Dünya, dünya diye koşan Müslümanlar Allah’a giden yollarda Gulyabani(yol kesici) oldular. Hem Müslüman, hem dünya düşkünü olunmazdı. Çok sevdiğimizi dilden söylediğimiz Peygamberin iki kollarıyla kovaladığı dünya sevgilimiz oldu. Ahireti dünyaya değiştik. Canım “Allah verdiği nimetini kulunun üzerinde görmek ister” diye başlayan yozlaşma bizi Allah’ın en kutlu nimetlerinden uzaklaştırdı. Adalet bir insan için en büyük nimetti. Çarçur ettik. Tevazu büyük hikmetti rafa kaldırdık. Yardımlaşma büyük ihsandı ihalelerde ucuza sattık. Cömertlik gibi bir zenginliği benliğimizle takas ettik. Söz konusu dünya olunca gerisi teferruattır dedik. Ahireti kazanmak yerine şu dünyaya biraz da biz hükmedelim derdine düştük. Kutsal davamız kuru bir cihangirlik davasına dönüştü.

Ben lüksün peşine takılmış, marka olmadan giyinip kuşanamayan bir Müslüman değil, üzerinde çul da olsa temiz ve takva elbisesi giyinmiş Müslümanı özlüyorum. O takva elbisesi ki “Yaradılanı severim, Yaradan’dan ötürü” düsturu olacak. Sözde kalmayacak. Evleri fakir evi, sofraları fakir sofrasıydı. Devlet başkanıydılar. Ganimetler geliyordu evlerine. Bir sabah erkenden bir kadın Hazret-i Aişe’nin kapısını çaldı. “ya Aişe dün ganimet dağıtıldı. Sizin hakkınıza düşenden bana biraz verebilir misin? Çok muhtacım” Resulün Hümeyrası Aişe kadına dönerek dedi ki; “Bilmez misin ki Ehl-i Beyt bir vakit namazı varlıklarını bırakmazlar. İkinci bir namaz vakti girmeden dağıtırlar. Dün gece hepsini dağıttım”

Şimdi aklınıza neler ve kimler geliyor değil mi? Sahabelerin bir duası varmış. “Ya Rabbi bizi İslam’a fitne eyleme” Bizim yüzümüzden insanlar dinden soğumasınlar, İslam’a girmekten vazgeçmesinler.

İslam’ın beşinci halifesi olarak bilinen, halifelik zamanında sadaka verecek fakir’in kalmadığı söylenen Ömer bin Abdülaziz kimin oğludur bilir misiniz? Bilirsiniz de tekrar etmekte ve tekrar tekrar düşünmekte fayda var. Dava budur çünkü. Bunun dışındaki her şey teferruattır.

Hazret-i Ömer Emirel Mü’minin iken Medine’de geceleri şehri dolaşır aç ve açıkta kimse var mı diye yüreğine dert basardı. O Ömer ki; Medine’de bir vakit yangın çıkmıştı da itfaiyecilerden önce şu talimatı vermişti tedbir diye. “Fakirlere ekmek dağıtın” Belaların gelişi fakirlerin ahıdır. Bunu kimse unutmaya. Neyse yine bir Gece Medine’yi teftiş ederken gece yarısı. Bir evden ahu enin işitir. Kapıya yaklaşır ve dinlemeye başlar. Evdeki yalnız ana kız konuşmaktadırlar.

  • Kızım gözlerimin önünde eriyip gidiyorsun. Sana doğru dürüst yiyecek getiremiyorum.
  • Olsun ana sen elinden geleni yapıyorsun
  • Yapıyorum da yetmiyor kızım. Ana yüreğim dayanmıyor artık.
  • Ağlama ana
  • Baban öldüğünden beri bir ineğimizden sağdığımız sütle yaşamaya çalışıyoruz. O da olmuyor.
  • Üzülme ana ne olur.
  • Haydi kızım biraz su getir de şu sağdığımız süte katalım.
  • Ne diyon sen ana
  • Kızım sattığımız sütün parası yetmiyor. Biraz su katıp çoğaltalım. Sana biraz yiyecek daha alırım.
  • Ana sen ne diyon ana. Yapma ana. Ya Ömer duyarsa. O böyle şeyleri hiç sevmez.
  • Kızım Ömer nereden duyacak, uyuyordur zahir.

Kız ağlamaya başlar ve haykırmaya başlar. Kızla beraber Ömer de kapının dışında ağlamaktadır.

  • Yapma ana. Bırak öleyim ana. Boğazımdan haram lokma geçirme ana. Ömer duymazsa da Allah görüyor anaaa.

Kız içerde Ömer dışarıda ağlamaktadır. Ömer hızla ayrılır oradan ve sabah erkenden o eve dünürcü gönderir ve oğluna o kızı istetir. O aileyi de kurtarır kendi sorumluluğunu da kurtarır. Ömer’in gelini olan o kız Ömer bin Abdülaziz’in annesi olacaktır. O kızdan Ömer bin Abdülaziz gibi bir evlat doğacaktır.

    Bizim imanımız bu kıssalarla büyülendi. İnancımız aşka dönüştü. Yapmayın beyler Allah aşkına yapmayın, aşkımızı öldürmeyin. Eğer biraz olsun Ömer’lere benzemeyecekseniz oturmayın o koltuklara. Ne olur o makamları işgal etmeyin. Aşkımızı öldürmeyin. Ya da işgal ettiğiniz o makamların ne olduğunu kavrayın ve kendinize gelin.

Neredesiniz? Ben varım diyecek yok mu? Analar böyle yiğitler doğurmadı mı? Eğer ki bunu yapacak gücü size Allah vermiş ise sorumluluğunuz var. Kaçmayın ve korkmayın. Meydanı bizimle aynı derdi çekmeyenlere bırakmayın.

            Ey genç kızlar bu hikayeyi unutmayın. Çağın Ömer'lerini yetiştirecek olan sizlersiniz. Bu konuda yarışın birbirinizle. Yoksa bu gidişle top yekün helak olacağız. Vesselam.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3147/soz-konusu-dunya-ise-gerisi-teferruattir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar