Asıl Sorunun Etrafında Dolanmak

Genel seçim gibi bir seçim süreci geçirdik. İstanbul belediyesi nihayet sahibini buldu. Seçmen 13 bin oy farkını kabul etmiyor musunuz, alın size 800 bin fark dedi.

Tabiatıyla dünden itibaren seçim sonuçları ile ilgili analizler yapılmaya  başlandı, bunlar içerisinde çok değerli olanları da var, hala  bir pozisyon kapabilir miyim düşüncesiyle yapılan çıkar devşirme amaçlı analizler de var.

Söz gelimi eski gazeteci vekillerden Ş. Tayyar, Cumhurbaşkanımızı yanlış yönlendirdiler kullanılan ayrıştırıcı propaganda dili seçim kaybettirdi dedi.

Sanki miting meydanlarında o sözleri Sayın CB söylememiş de başka birileri söylemiş gibi davranmayı tercih etti.

Bir başka gazeteci Aydın Ünal görüşlerini sosyal medyada paylaşarak daha ayağı yere basan önerilerde bulundu. Pelikan baronlarına dikkat çekerek, kadroların gençleştirilmesini, FETÖ ile mücadelenin adalet içerisinde yapılmasını, trol düzeninden istişare düzenine geçilmesini, Kürt meselesinde yapıcı bir dil kullanılması gerektiğini yazdı.

Benzer tespitleri başkaları da yaptılar.

Bu köşede biz de birçok defa kullanılan kutuplaştırıcı dilin maliyetinin büyük olacağını ifade ettik. Öyle bir dil kullanıldı ki ülkede AK partiye oy verenlerin dışında herkes din düşmanı, kafir, hain, terörist ilan edildi. En hazmedilemez olanı da herhalde Hayreddin Karaman'ın AK partiye oy vermeyenleri -düşman- ilan eden yazısıydı. Başka bir ülke olsa Karaman bu yazısından dolayı aynı gün yargının önüne çıkarılırdı. Çıkarılmadı, tam aksine bu görüşleri belli çevrelerde alkış da aldı. Halbuki din adamı toplumun vicdanıdır, Karaman toplum vicdanını yok eden bir konumu tercih etti.

Seçim analizlerinin özellikle yandaş medyadaki ortak noktası hezimetin asıl müsebbibini konuşmak yerine sorunun ve sorumlunun etrafında dolaşmak oldu. Sayın Cumhurbaşkanı elinden geleni yapmış ama danışmanları, çalışma arkadaşları yanlış yapmıştı. Bir defa şunun adını koyalım o danışmanları seçen de Sayın Cumhurbaşkanıdır. Meselenin bu noktaya gelmesinin sebebi de bizzat Cumhurbaşkanının kullandığı ayrıştırıcı dildir. Daha iki gün önce ya Sisi'yi seçeceksiniz ya Binali Yıldırım'ı demedi mi? Bu kadar insan İmamoğlu'nu mu, Sisi'yi mi seçti. Seçimi bu noktaya getiren bu tür beyanlardır.

Kadro değiştirmekle, yeni bir politik dil kullanmakla ortaya çıkan zararı telafi etmek mümkün değil. Üstelik yeni bir siyaset dilinin ortaya çıkacağına da inanmıyorum. Sadece Türkçe bilen bir insan sadece Türkçe konuşur. İktidarı temsil edenlerin bildikleri başka bir dil yok, aynı dili sürdüreceklerinden en küçük bir kuşku duymuyorum. Çünkü bu uyarıyı herkes yaptı ama AK parti propaganda dilini değiştirmedi.

Bu kadar sözden, aşağılamadan, iftiradan hatta yalandan sonra geriye söylenecek ne kaldı. 31 Mart'a kadar her gün her saat beka sorunu konuşuldu. Beka derken kastedilenin PKK terörü ve onun Suriye'deki yeni yapılanmasının olduğu belliydi. Ama bunu diyenler seçime bir gün kala o sorunun en büyük sorumlusu Öcalan ile ittifaka girmekten imtina etmediler. Vatandaş artık sizin beka sorunu söyleminize nasıl inanır? En iddialı söylemlerin bile altı boş çıktı. Son bir hafta AK partinin toplum nezdindeki inandırıcılığı yerle bir edildi. Korku ve panik hata üstüne hata yapmaya sebep oldu. Kırmızı listede aranan ve 1993 yılında Şemdinli Derecik sınır karakolunda 26 erimizin şehadetine sebep olan Osman Öcalan devletin televizyonlarına çıkarılarak konuşturuldu.Bu sadece suç değil, on binlerce şehidin kanı üzerinde dans etmektir. Bu kadar yanlıştan sonra kaybetmek mukadderdi ve öyle oldu. Milleti bir defa aldatırsınız, iki defa aldatırsınız ilelebet aldatamazsınız.

 AK parti bir muhasebe yapacaksa adı akçalı işlere karışanları yargıya teslim ederek başlamalıdır.

Öcalan'lara devletin resmi ajans ve kanallarını açanlardan bunun hesabını sorarak başlamalıdır.

CB sisteminin ülkeye hiç bir hayır getirmediğini görerek yeniden güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüşün adımlarını atarak başlamalıdır.

Kuvvetler ayrılığını ve bağımsız yargıyı tesis ederek başlamalıdır.

Siyasi etik yasasını çıkararak ahlakı olmayanı siyasetten uzaklaştırarak başlamalıdır.

Toplumun vicdanı olmak yerine siyasette mevki kapmaya çalışan, dini siyasetin emrine vererek onu itibarsızlaştıran muhteris din adamlarından hesap sorarak başlamalıdır.

Önüne gelene küfreden, iftira atan trol çetesini dağıtarak başlamalıdır.

Üç beş bakan değiştirmekle üç beş güzel söz söylemekle ne muhasebe olur ne de milletin beklediği değişim olur.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3141/asil-sorunun-etrafinda-dolanmak.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar