Kitleleri Yönetmek Kolay Mı?

Bir araya gelmiş insan toplulukları durgun (potansiyel) enerjiye sahiptir. Onlara yüksek hedefler gösterildiği zaman, bu durgun enerji hareket (kinetik) enerjisine dönüşür. Buna bağlı olarak toplulukları harekete geçirebilmek veya onları bir düzene koyabilmek için ortak düşünce ve duygularına hitap etmek gerekir.

Ortak dil, coğrafya, tarih birliği, beraber yaşama arzusu ve din birliği olan topluluklar, birer millet olma hüviyetine sahiptir. Çoğu zaman tek başına din bile insan kitlelerini bir millet haline dönüştürmeye yetmektedir. Bu şekilde benzer unsurlarla bir araya gelen toplulukları yönetmek çok daha kolaydır. Zira ortak duygu ve düşüncelere seslenmek, bir aksülamel bulmak için çoğu zaman yeterli olabilmektedir.

İslam aleminde müfessir ve muhaddis olarak şöhret bulmuş İbni Ata, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) ebedi âleme irtihalinden sonra hilafete geçen dört adil ve Raşid Halifenin idare şeklini şöyle anlatırdı: “Vakta ki Hz. Resul (s.a.v.) göç etti, makama Hz. Ebubekir (r.a.) geçti; halkı idare ederken, nübüvvet mevsimi henüz mevcut olmasına rağmen, elinde bir kamış çubuğu bulunurdu. Hâlbuki halk, henüz nübüvvet havasını teneffüs ediyordu. Hz. Ebubekir’in (r.a.) vefatından sonra yerine Hz. Ömer (r.a.) geçti, eline sopa aldı; halkı onunla hizaya getiriyor, Allah’ın emrini onunla icra ediyordu. Hz. Ömer’den sonra hilafete geçen Hz. Osman (r.a.) sopa ile halkı idare edemez oldu, kamçı kullandı. İki arkadaşına nasip olan kolaylık, ona olmadı. Hz. Osman’ın şehadetinden sonra hilafeti alan Hz. Ali (r.a.) kılıçtan başka şeyle halkı idare etmeye gücü yetmedi. Uygun bulduğu yerde kılıcını kullandı.” Aslında bu anlatım, İslam toplumunun kendilerini bir araya getiren esas değerler ve bağlarından nasıl zamanla uzaklaştığını da göstermektedir.

Ancak esas problemi değişik amaçlara sahip oldukları halde bir araya gelmiş insan grupları oluşturur ki bunlara halk, kitle ve yığın da deriz. Bu tür insan topluluklarının en büyük ve ortak istekleri günlük ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Bu yüzden bu topluluklar, soğanın fiyatını memleket meselelerinin önüne rahatlıkla geçirebilirler. Soğanın fiyatını mesele yapanlar, bir gevrek mısır için daha büyük problemler üretebilirler.

Gustave Le Bon, Kitleler Psikolojisi adlı eserinde bu tür insan toplulukları için şu tespiti yapar: “Günlük hayatın gereksinimleri, olayların bir çeşit görünmeyen yönünü oluşturmasaydı, demokrasiler zor dayanabilirlerdi. İstediklerini çılgınca bir şiddetle elde etmeyi arzu eden kitleler, bunları uzun süre istemezler. Devamlı düşünceye yeteneksiz oldukları gibi devamlı bir iradeye de yeteneksizdirler.”

Kitleler, devamlı düşünme ve irade yeteneğine sahip olamadıkları zaman çok kolay yönetilip yönlendirilebilirler. Bu gerçeği fark eden Napolyon, bir  Devlet Şurası toplantısında şunları itiraf etmiştir: “Vendee Savaşı’nı kendimi Katolik yaparak kazandım. Kendimi Müslüman gösterdikten sonra Mısır’a yerleştim. Kendimi Papa’nın nüfuzunu yaymaya taraftar göstererektir ki İtalya papazlarını elde ettim. Eğer Yahudi bir kavme hükmetseydim Süleyman’ın tapınağını yeniden kurardım.” Hedefsiz toplulukları yönetmek için bazı kimseler, çok yüzlülüğü bir yöntem olarak kabul etmiştir. Politika dedikleri de bu olsa gerek.  

Ortak değerleri olmayan kitleleleri, heyecanlı bir nutuk ya da çarpıcı bir görsel, onları bir sel misali istenilen hedeflere doğru harekete geçirmeye yetmektedir. Roma İmparatorlğu’nda Mark Antuvan, Sezar’ın katilleri aleyhine halkı kışkırtmak için ilmî söylevler söylemeye ihtiyaç duymamaıştı; halka Jül Sezar’ın vasiyetini okuması ve ölüsünü göstermesi yetmişti. İslam tarihinde de Hz. Muaviye de, Şam halkını Hz. Ali aleyhine kışkırtmak için Hz. Osman’ın kanlı gömleği ile Hz. Osman’ı korumak isterken hanımı Naile’nin kopan parmaklarını Şam Ümeyye Camiinde teşhir etmişti. Böylece halkı kendi etrafında toplamayı başarmıştı.

Daha sonra Halife olan Hz. Muaviye, halkın genel durumuna göre idareyi sağladığını şöyle ifade etmişti: “Kamçım yettiğinde kılıcımı çıkarmadım, dilim yettiğinde kamçımı çıkarmadım. Şayet benim ile insanlar arasında bir kıl bile olsa onu koparmazdım.”  Kendisine, “bunu nasıl yapardın?” diye sorduklarında ise, “Onlar çektiğinde, ben gevşetirdim; onlar gevşettiğinde de ben çekerdim” diye cevap vermiştir.

Abdullah b. Zübeyr: “Gözleriyle gördüğünü fikriyle de göremeyenin hayırlı bir hayatı olmaz” demiştir. Başarılı ve etkili yönetmeyi; gözlerin göremediğini görebilen, yeni fikirler üreten, ileri görüşler ortaya koyabilen ve öngörü ile fark edebilenler başarmışlardır; tarih sayfaları bunu başaramayanların hazin hikâyeleri ile doludur. Bunun en çarpıcı örneğini Abbasi Halifesi Emin’de buluruz. Halife Emin, kadın-erkek Saray mensuplarının sabah gün ışımasına kadar bütün gece dans ettiği bir musiki gecesi tertiplemişti. Kardeşi Horasan bölgesinden gelen Me’mun’un ordusu Bağdat’ı kuşattığında Halife Emin, acıklı bir halde Dicle kıyısındaki Sarayında en gözde şarkıcı kızları dinlemekteydi. Halife Emin, bu gafletin faturasını kesik başıyla ödemiştir.

Hasılı kelam, kitleleri yönetmek için bilgi, tecrübe, feraset ve yetenek ister; kişisel arzu ve hevesler, toplumların kıyametinin kopmasına sebep olan ucuz duygulardır. Blaise Pascal, Roma ile Mısır arasındaki talihsiz küçük bir savaşla ilgili olarak söylediği gibi: “Kleopetra’nın burnu biraz daha küçük olsaydı, bütün dünya tarihi daha farklı olabilirdi.” Zira bazı kimselerin büyük burunları, binlerce insanın hayalinin ve hayatının sönmesine neden olabilmektedir.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3137/kitleleri-yonetmek-kolay-mi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar