Güzel İnsanları Katleden Ülke: Mısır

Firavunlar döneminden beri Mısır’da Nil Nehri taşmasın diye, ülkenin en güzel kızı nehre atılırdı; şimdi de Mısır’ın milli ve dini duygularının bir nehir gibi coşmaması için en güzel insanları heba ediliyor.

Mısır, stratejik öneminden dolayı ve özellikle Süveyş Kanalı’nın açılmasından bu yana sömürgeci Batı’nın iştahını kabartmaktadır. Nil’in güzel evladı bu münbit ülke, Osmanlı İmparatorluğundan koparıldığından bu yana huzur ve refah yüzü görmemiştir.  Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın öncülük yaptığı bu kopuş, daha sonra ülkeyi Mısırlılardan da koparmıştır. 1821’den 1885’ kadar Mısır’ın başına 8 Çerkez, 2 Kürt, 5 Türk, 2 Yunan, 1 Arnavut, 1 İngiliz (gelecekteki Gordon Paşa) ve bu arada bir tek Mısırlı, yönetici olarak gelmiştir.

Önce İngilizler, Mısır’ı işgal etmiştir. Ardından İngilizlere karşı harekete geçerek büyük bir donanmayla İskenderiye’ye giden Napolyon, ülkenin işgali için kapsamlı bir plan yapar; yanında kalabalık bir ilim adamı grubunu da götürür. Napolyon Bonaparte’nin Mısır’a yaptığı sefer yeni tip bir yayılmacılığa geçişi simgeler.

Konsül (Napolyon’un  o sıradaki ünvanı), orduyla birlikte bu bilim adamı kalabalığında: 21 matematikçi, 3 astronom, 17 mühendis, 13 doğa bilimci, 22 basımcı vb. aralarında Monge, Geoffroy, Saint-Hilaire, Berthollet gibi çok ünlü şahsiyetler de vardı. Mısır çıkarması sırasındaki gözlemlerini yazan Fransız akademisyenler, Description de I’Egypte adlı 24 ciltlik devasa bir eser vücuda getirirler. Eser, Fransız emperyal vizyonunun en rafine örneklerinden biridir. Fransız entelijansiyası, işgal etmeye çalıştığı Mısır’ı en ince ayrıntısına kadar yazar, tahlil ve tasnif etmiştir.

Parçalanacak Osmanlı topraklarında Fransa’nın payı ya Mısır ya da Berberistan olacaktı. Bu toprakların işgali için Napolyon’un önemli bir gerekçesi vardı: “Çünkü bu haydutlar Avrupa’nın ve modern zamanların ayıbıdır.” Bugün olduğu gibi dün de, biz vahşileri medenileştirmek üzere ülkelerimizi işgal etmektedirler.

İşgal ve sömürüye karşı Mısır’da en gür sedayı ortaya koyanlar Müslüman kimliğine sahip üstatlar olmuştur. Bunların başında Müslüman Kardeşler’in lideri Hasan el-Benna gelir. Bu büyük dava adamı, organize bir kumpasla altı kurşunla şehit edilir ve cenazesine kimsenin katılmasına bile müsaade edilmez. Cenazeye yalnızca yaşlı babası ile kadınlar katılabilmişti. Evet cenazeye, babası ile ailesinin hanımların dışında, bir de Hıristiyan Maliye Bakanı Mekrem Ubdeyd katılmıştı. Mesihî Hıristiyan diye ona mani olmamışlardı. Üstadın kabrine kadar gelen bu zat: “Davasındaki ihlasına, sabrına, iffet ve nezahetine hayran olduğum Hasan el-Benna’nın cenazesini yalnız bırakmayı, bu cenazeye iştirak etmemeyi, en kötü bir ihanet ve cinayet sayıyorum” demişti. Cenazeyi dört asker taşımıştı ve babası namazı kıldı öylece gömdüler…

Daha sonra büyük mütefekkir Muhammed Seyyit Kutup, sadece fikirlerinden dolayı zindanlara atıldıktan sonra 1966 yılında idam sehpasına sürülmüştür. “Bir mümin, münafıklardan özür dilemez” diyerek, bir özre karşı canının bağışlanacağını bildiği halde şerefle idam sehpasına yürümüştü. Bu fikir abidesinin cesedi de, bilinmeyen bir yere gömülmüştü.

Nihayet Mısır’da halkın oyuyla Cumhurbaşkanı seçilen Muhammed Nursi, hiçbir gerekçe gösterilmeden Batı’nın beslemeleri tarafından bir darbeyle yönetimden uzaklaştırıldı. Hasta olduğu bilindiği halde, bilinçli bir şekilde ilaçları verilmeyip tedavi yapılmasına imkân tanımadıklarından bile bile ölüme sürüklemişlerdi. Haksız olarak casuslukla suçlandığı davada kalbi bu iftiraya dayanamayan Muhammed Mursi,  mahkeme salonunda şehadet şerbetini içti.

Ne zaman Mısır’da, kendi halkının çıkarını savunan birileri ortaya çıkmışsa, yağlı urgan ile öldürülmüşlerdir.

Birinci Dünya Savaşı ile birlikte Mısır, millî kimliğini bulma yolunda yeni ve büyük bir adım atmıştı. 1914’te Mısır Hidiv’i II. Abbas, ülkelerini işgal eden sömürgecilere karşı Türkiye’yi desteklemeleri için Mısır ve Sudan halkına yaptığı çağrıya karşı, İngiltere Mısır’ı işgal etmiş ve II. Abbas tahtından indirerek yerine Hüseyin Kâmil, “Sultan” ünvanıyla tahta çıkarmıştır.

Sömürgeci zorbalar, her dönem kendilerine hizmet edecek satılık uşakları rahatça bulmuşlardır. Bir dönem Mısır Cumhurbaşkanlığı yapmış olan Nasır, Almanya’ya sempatisini ve Alman yenilgisiyle yaşadığı hayal kırıkılığını ifade etmişti. Çünkü Nasır, Almanlara gönüllü hizmete amade bir uşaktı. Mısırın bir diğer Cumhurbaşkanı Enver Sedat da, kendi hatıralarında, Almanya için gönüllü casusluk yaptığını belirtmiştir. Şimdi de Amerika’nın tasmalısı Abdülfettah es-Sisi, efendileri adına bir güzel insanın ölümüne sebep olmuştur.

Mekrem Ubdeyd’in dediği gibi bu büyük ve ihlaslı dava adamının cenazesini yalnız bırakmak da bir ihanet ve cinayet olacaktır. Dünyanın her tarafında Müslümanlar, bu alçaklığı en gür seda ve büyük bir gövde gösterisi ile telin etmelidir.

Bir kez daha Abdullah b. Zübeyr’in sözünü haykırıyoruz: Vallahi Hak sahibi zelil olmaz, isterse bütün dünya üstüne gelse bile! Vallahi batıl ehli de aziz olmaz, şakağından ay doğsa bile!”

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3117/guzel-insanlari-katleden-ulke-misir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar