Adaletin Kapısı Duruşma Salonlarıdır

Yeni Akit gazetesi 16.6.2019 tarihli yayınında, af yasası ile ilgili olarak benimle yapmış olduğu mülakatı yayınladı. Orada söylediğimi burada da tekrar ediyorum:

Caydırıcılığı olmayan cezalar hem suçlu için hem de mağdur için zulümdür.

“Adil devlet” hak edenin hakkını verir.

Af canı yanana, mağdur olana aittir. Toplumda sosyal düzenin sağlanması adına tarafların barışması esastır. 'Ben yaptım' ile olmaz. Kulun hakkı kula aittir.

...

Duruşma salonları dedik...

Acaba oralarda neler oluyor? Ülkeyi idare edenler yargılama denilen sahnelerin nasıl kapatıldığını bilseler, görseler, “bu yargıdan adalet çıkmaz” diyeceklerinden eminim. İçeriden de içerisi görülmez. Zamanında bizler de göremedik. Dışarıya çıkıp da içe doğru baktığınızda adalet adına olanlar, kırılanlar, dökülenler vicdanınızı sızlatıyor.

“Yargı bu muymuş?” sorusu geliyor aklınıza.

...

Yıllardır, duruşma salonlarına kamera koyun dedik. Koyun da kürsülere atadığınız bir takım hakimlerin ne yaptıklarını görün. Kalitelerini görün. Öyle ya, bu davalar 15 yıl neden uzayıp gidiyor? “Makul süreden fazla yargılama” nedeniyle devlet durmadan tazminat neden öder?

Bu millete yazık değil mi?

Evet maalesef, hem yargılayanlar yeterli değil, hem de Avrupa’dan ithal ettiğimiz yabancı hukuk bir buçuk asırdır boynumuzda yafta gibi asılıp duruyor.


Alan da veren de şikayetçi... Gördüklerimden önemine binaen sadece bir tanesini paylaşmış olayım...


Hani arkadan gelenlere örnek olacağız, yol göstereceğiz ya!

18 yaşına basan torunum Zeynep imam hatip öğrencisi, hukukçu olmayı düşünmüş olacak ki dedesini özellikle ağır ceza mahkemesinde izlemek istedi. Ankara 2. Ağır Ceza mahkemesinde “Silahlı Terör örgütü üyesi” suçu ile ilgili duruşmaya yanımda götürdüm.

Torun izleyecek, büyüklerden ders alacak...

Davasını üstlendiğim genç, sağlıkçı Astsubay.

Sağlık Bakanlığında görevli. 2012 yıllarında Gülen cemaatinin toplantılarına iştirak etmiş, hallerini görünce de o gün bu gün alakayı kestiği halde cemaatten ismi bilinmeyen bir iki kişi kendisini o yıllar telefondan aramış. Gitmemiş, görüşmemiş...


Hepsi bu...

Gel bakalım silahlı terör örgütü üyesi!

Tabi ki yüz kızartıcı suçlama... İstihbarat bilgileri ile diğer araştırmalarda herhangi bir kayıt yok. Hepsi bir telefon konuşması. Açığa alınıyor, ağır cezada yargılanıyor. FETÖ davalarını almadım, amma ki masum olduğuna inandığım kim olsa çekinmeden savunurum, yanında olurum. Hakimlere gelince onlar taraf olamaz.

Karşılarında Yunan askeri bile olsa adil olurlar.

Allah (cc), adil olmamızı emrediyor.

...

Dosyaya sunduğum yazılı savunmada iki önemli hususa dikkat çektim:

Birincisi, telefon görüşmeleri yan delil olmadan suç olmaz, ikincisi, cemaatle karargahı ayırmak lazım... Bu tip bir savunma başkanı kızdırmış olacak ki, önce soyadımdan nereli olduğumu sordu, peşinden gelenler düşündürücü... Savunma avukatıyım, söz verdiği halde savunma yaptırmıyor. “Savunmamı zapta geç yine de kabul etme” diyorum.

Savunmamı zapta geçmediği için tartışıyoruz, salondakiler hayretle izliyor. Tabi ki ders almaya gelen torun şaşırıyor. Müvekkilim başkanın tutumundan ürküyor, korkuyor.

Benden önce mesleği hakim olan genç bir hanım aynı suçlamalardan yargılandı. Önce açığa alınmış, sonra da görevi iade edilmiş. İzledik. Genç hanım üzüntüsünden ayakta duramıyor, sürekli ağlıyor. Mahkeme başkanı öfkeli. Meslektaşı olan hanıma, “Kes be, kes be!” şeklindeki çıkışları ibretlik, tuhaf... Sonuçta, müvekkilimi savunamadım, söylemediklerimi zapta geçirerek duruşmayı bitirdi... Adına yargılama deyin, adalet deyin, ne derseniz deyin...

...

Kim olsa mahkeme başkanın o tip tavrından korkar, çekinir. “Peşin fikirli” aklına gelir. Müvekkil,korkusundan davasından çekilmemi istedi, ben de çekildim.

Kısacası yarım asırlık yargı mensubuyum görevimi yapamadım...

...

Şayet, bu halimizi kameralar kaydetmiş olsaydı devlet kürsüye gönderdiği hakiminin kalitesini görmüş olurdu. Şimdi ne dersek boş. Katibine sorsan söyleyemez, diğer üyelerle savcıya sorsan bilmem söylerler mi! Ama müvekkillim ile salonda hazır bulunanlar, torunum da dahil izlediler. Bizler de arkadan gelenlere bu şekilde örnek olmuş olduk!

“Kes be!” diyoruz.

Konuşturmuyoruz, bildiğimizi zapta geçiyoruz.

...

Torunum, “mahkemeler böyle mi oluyor dede?” sorusuna cevap vermekte zorlandım. “Hepsi böyle değildir” dedim amma, bir başkasının da başka türlü arızaları var.

Sonuçta yargı kervanı yürümüyor...

...

O bakımdan, bu ülkede adaletin sağlanması isteniyorsa ilk evvela duruşma salonlarından başlamak gerekiyor. İlk başta tayin edilen hakimin kalitesi önemli. Mahkeme başkanlıklarına atananların bir çoğu acemi. HSYK bu işe bir formül bulmalı, hem de acilen.

...

Sürekli af kanunları çıkarmakla bir yere varılmaz.Bunca vatan evlatlarını öldüreni, küçük çocuğun ırzına geçerek katleden caniyi bu millet bakacak kadar hem zengin değildir, hem de anlında enayi yazmıyor. Bu sahalara mahsus olmak üzere acilen idam!

“Önüme gelirse imzalarım” demek bizleri sorumluluktan kurtarmaz...

Yetki sende, getirt imzala.

Gün gelir sokaklarımız gaspçılarla, katillerle, ırz düşmanı canilerle, vatan hainleri katillerle dolar. Adım atamayız, günahımızla vebalimiz da boğuluruz... 


http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3114/adaletin-kapisi-durusma-salonlaridir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

İbrahim
19.06.2019 10:44
Güzel mevzuya işaret edip doğru söylemişsin hoca ! Şu var ki o hakimler, müdde-i umumi, ve sair mahkeme mensubu zatlar, fezadan gelip oraya yerleşmiş değiller veyahud sokaktan alalade gelip o makamları gaspetmiş de değiller. Neden öyle peki ? Tabi ki milletin içinden çıkıp gelmişler. Yani ortalama millet gibi, belki tahsilden sebep vasatinin biraz üzerinde. Demek oluyor ki biz (halk-millet-devlet) kendimizi düzeltmeden onların düzeleceğini beklemek beyhude. Galiba İmam Gazali'nin sözü olacak; Umera bozulursa ulema da bozulur. Ulema bozulduğunda halk da ifsad olur. Hal-i vaziyet böyle azizan. Evvelce kendimizi, akabinde mes'ul olduğumuz çevremizi düzeltmeye uğraşacağız. Var mı başka çare ?

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar