Yazmanın Sorumluluğu ve Yalan Fetvası

Yazmak büyük sorumluluk isteyen bir iş, çünkü her yazı sosyal bir eylemde bulunmak anlamına geliyor. Sizi takip eden sayı kadar etkili bir eylem. Doğru yazarsanız takipçilerinizi doğru yönde etkiler,  yanlış yazarsanız tam tersi sonuçlara neden olursunuz. Onun için yazı, bir kitlenin sorumluluğunu/vebalini de yüklenmek anlamına gelir.

Meselenin bu sorumluluk boyutu yüzünden çoğu zaman yazı yazmayı bırakmayı düşündüm, bilerek veya bilmeyerek aldatan olmaktansa çekilip bir köşede kendinizle meşgul olmanız daha az sorumluluk gerektiren bir durum. Çünkü, biz bir büyük hesap günü olduğuna inanırız, attığımız her adımda, yazdığımız her kelimede bunu düşünürüz. Hesap verme şuuru taşımayan için doğru ile yanlış arasında fark yoktur. Çıkarına uygun olan neyse doğru olan da odur.

Çoğumuz kanaatlerimizi medya haberlerinin analizinden elde ediyoruz. Bu haberler doğru olursa bizim vardığımız sonuçlar da doğru oluyor, ama bu haberler yanlı ve yanlışsa onlar üzerine kurduğunuz yazılarımız da yanlış, dolayısıyla toplumu aldatan bir mahiyet arzediyor.

Son yıllarda nasıl bir yalan haber furyasına maruz kaldığımızı söylememe gerek yok. Öyle haberler yapıldı ki çok sonraları aldatıldığımızı öğrendiğimizde ortaya telafisi mümkün olmayan sonuçlar çıkmıştı. Önce FETÖ'nün yayın organları tarafından sonra da yandaş gazete ve TV'ler tarafından aynı yalan sağanağına muhatap olduk. Onun için günümüzde -doğru habere- ulaşmak ne kadar zorsa, doğru analizler yapmak ondan daha zordur.

Bu gibi durumlarda tek güvencemiz -amelleri niyetlere göre- değerlendiren ilahi ölçüdür. Niyetimiz, her zaman inançlarımızın, milletimizin, devletimizin menfaatleri  olmuştur. Dostluğumuz da muhalefetimiz de  gerekçesiz değildir. Çıkış noktamız her zaman inançlarımız, ülkemiz ve milletimiz için doğru olanı söylemek ve yapmaktır.

Prensip olarak bir Müslüman'a inanmak gerekir. Çünkü İslam'ın açık hükümlerine göre bir Müslüman asla yalan söylemez, söylememelidir. Bu hayatın her anını kuşatan ilahi bir düsturdur. Yalanın olduğu yerde güven olmaz, güvenin olmadığı yerde de kamu düzeni olmaz. Ne yazık ki günümüzde siyaset adına yalanı teşvik eden, doğru söylemenin düşmana fayda getireceğini fetvalaştıran din alimleri var. H.Karaman'ın son yazılarına göre;  iktidara zarar verecek, karşı tarafa koz verecekse yalan söylemek caiz, doğruları söylemek caiz değildir. Din aliminin zarar verecekse doğruları gizleyin dediği yerde Müslüman'a güvenin bir anlamı kalır mı?  Dikkat edin, çıkış noktası dinin ne dediği değil, iktidarın zarar görüp görmeyeceğidir. Yani dinin iktidara göre yorumlanması ve ona göre hareket edilmesidir. Şimdi sormak lazım, siyasete göre yorumlanan, ona göre  tanzim edilen bir  dinin din olma özelliği kalır mı?

Siyaset adına yalan söylemenin dini kural gibi takdim edildiği bir yerde  doğrulara ulaşmaktan daha zor olan doğruları yazmaktır.Çünkü her doğru dine tecavüz sayılır.

Biz Müslüman'ız ve son nefesimize kadar da öyle kalacağız. Bizim dinimiz bize ne pahasına olursa olsun -doğru olmayı, doğru söylemeyi- emretmektedir. Çünkü Yüce Rabbimiz Hud suresi 112. ayette Şanlı Peygamberimize bile, "Festekim kema umirte..." " Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.diye emretmiştir. Onun için bedeli ne olursa olsun dosdoğru olacağız...

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3107/yazmanin-sorumlulugu-ve-yalan-fetvasi.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Leyla Dönmez
16.06.2019 20:48
yazınızı okuyunca ezgi akgülün şu serzenişi geldi aklıma. herkesin derdi ortak https://fosyoloji.com/nereye-kaciyorsunuz/

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar