Şefaat Var Mıdır?

Hemen ifade edelim ki şefaat kelimesi, Arapça sözlüklerde talep etmek, istemek manasına gelir. Istılah anlamı, Allah katında birilerinin bağışlanmasını talep etmek demektir.

İslam tarihinde şefaatin olup olmadığı ile ilgili, bütün gündemi meşgul eden ciddi bir tartışmanın olmadığını biliyoruz. Çünkü ayet ve sahih Hadislerde konu gayet açık bir şekilde işlenmiştir.Yalnızca Mutezilîler, büyük günah işleyenlere şefaatin olmayacağını iddia ederler. Oysa günümüzde nevzuhur bazı kimseler, hemde Kur’an adına konuştuklarını ileri sürerek, şefaatin varlığını inkâr etmektedirler. Aslında bu tür İslam’ın temel değerlerini inkâr edenlerin çoğu, değişik çöplüklerden beslenen kargalara benzerler. Onlar, “recm yoktur” derken Haricî, “Emeviler hadis uydurmuş” derken Şiî, “şefaat yoktur” derken (kısmen) Mutezilî, “ölülere Kur’an okunmaz” derken Vehhabî ve “ne malum Buharî de uydurmuş olmasın” derken de Oryantalisttirler. Yani bunlar itikat ve fikir olarak “melez”dirler, diğer bir tabirle İslam’ın düşük çocuklarıdırlar. Bunlar, Ehl-i Sünnet adına problem oluşturacak konu neredeyse onu bulup gelirler. Halbuki onların yeni sandıkları bu konular çoktan çürütülüp çöpe atılmıştır.

“Kur’an İslam’ı” adı altında şefaati inkâr edenler, aslında ya Kur’an’ın tamamını okumayan veya bilmeyen ya da hiç anlamayanlardır. Belki de,  art niyetle bu işe kalkışanlardır. Hadislere müracaat edilirse, bu hususta hiç bir şek ve şüpheye yer kalmayacağı açıktır, Çünkü bu konuda çok sayıda sahih Hadis bulunmaktadır. Lakin bu kimseler, Hadisleri inkâr ile işe başladıklarından, bu tür delilleri ileri sürmek beyhude bir çabadır. Zira onlar, Resululah’ı (s.a.v.) susturup kendileri konuşmak isterler. Halbuki onların bağlı olduklarını iddia ettikleri Kur’an bile,Resulullah’ın ayrı bir bilgi ve hüküm kaynağı olduğunu (Ahzab, 33/36) şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıkça ifade etmektedir. Kaldı ki Hadisler bir yana bırakılsa bile Kur’an,tek başına şefaatin olacağı konusunda yeterli cevabı vermektedir.

Bu nevzuhur zevat, şu ayeti delil getirerek şefaatin olamayacığını iddia ederler: “Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz.  Onlara yardım da edilmez.”(Bakara, 2/48, 123). Şu ayette de, bu manayı teyit vardır: “Ey iman edenler! Hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın. İnkâr edenler ise zalimlerin ta kendileridir.”(Bakara, 2/254).Öncelikle ilk zikrettiğimiz ayetlerin, İsrailoğullarından sözettikten sonra, onlar için bu hükmü bildirdiği gayet açıktır. Ancak bu ayetlerden genel bir hüküm çıkarılmaya çalışılsa bile, gerçek onların iddia ettikleri gibi değildir.

Çünkü, bu ayetlerde belirtilen mananın tam aksini ifade eden diğer ayetler de mevcuttur: “Rahmanın nezdinde bir ahd almış olan kimseden başkaları şefaate malik olamayacaklar.” (Meryem, 19/87). Bu ayette de gayet açık bir şekilde, Allah’tan bir ahitalanların şefaat hakkına sahip olacakları belirtilmektedir. O halde bu ayet, aynı zamanda yukarıda şefaatin olmayacağını bildiren ayetin anlamının mutlak olmadığını ve genel bir hüküm bildirmediğini de ortaya koymaktadır. Aslında Kur’an’da geçen diğer bazı ayetler, bu iki farklı ifadelerin işaret ettiği anlam dünyasını izah etmektedir. Allahu Teala şöyle buyurur: “De ki: "Şefaat tümüyle Allah'a aittir.” (Zümer, 39/44). Demek ki, şefaatin vuku bulup bulmayacağı Allah’ın dilemesiyledir. Allah, dilediklerine şefaati bahşedecek, dilediklerini de bundan mahrum bırakacaktır. Allah, kimlere şefaat edilemeyeceğini Müdessir Suresi’nde uzun uzadıya izah etmektedir: “Onlar cennetlerdedirler. Birbirlerine suçlular hakkında sorular sorarlar ve dönüp onlara şöyle derler: "Sizi Sekar'a (cehenneme) ne soktu?" Onlar şöyle derler: "Biz namaz kılanlardan değildik, yoksula yedirmezdik, batıla dalanlarla birlikte biz de dalardık, ceza gününü de yalanlıyorduk, nihayet ölüm bize gelip çattı." (Müdessir, 74/40-47) Ceza gününü yani ahireti inkâr edip Allah’a ibadet etmeyen bu kimseler için şefaat ile ilgili, şu hüküm bildirir: “Artık şefaatçilerin şefaati onlara fayda vermez.” (Müddessir, 48/47). O halde şefaatin Allah’ın bildirdiği hakikatkeri hafife alan ve onları inkâr edenler için olmayacağı gayet açıktır. Buna göre şefaat, herkes için değil, yalnızca belli zümreler için olmayacaktır.

Şefaatin Allah’ın kendilerine izin verdiği kimselerle kayıtlı olacağı ise, şu şekilde bildirilmiştir: “(Allah’ın) İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir?” (Bakara, 2/225). Demek ki şefaat, Allah’ın izin verdikleriyle sınırlı olacaktır. Şu ayette

de, bazı kimselere izin verildiği açıkça beyan edilmiştir: “Allah katında, O'nun izin verdiği kimseden başkasının şefaati yarar sağlamaz.” (Sebe, 34/23). Allahu Teala, bazı ayeterde meleklere şefaat için izin verildiğini bizlere haber vermektedir: “Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri; ancak Allah'ın izniyle, dilediği ve hoşnut olduğu kimselere yarar sağlar.” (Necm, 53/26). Allah’ın dilediği ve hoşnut olduğu kimselere, meleklerin şefaat edebileceği gayet açıktır, burada inkâra mahal yoktur. O halde bu ayete göre, “şefaat yoktur” şeklindeki genel hüküm, Allah’ın bildirdiği gerçeklerle örtüşmemektedir. Meleklerin şefaat edecekleri ile ilgili konu, şu ayetlerde daha sarih bir şekilde zikredilir: “Onlar (melekler) Allah'tan önce söz söylemezler ve hep O'nun emriyle iş görürler. Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de (yaptıklarını da yapacaklarını da) bilir. Onlar, O'nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi O'nun korkusuyla titrerler.” (Enbiya, 21/25-28). O halde Melekler, Allah’ın razı olduğu kimselere şefaat edeceklerdir; bu husus, Kur’an’da hiç bir şüpheye yer bırakmayacak kadar açık ifade edilmiştir. Allahu Teala, insanlardan bazılarının da şefaatte bulanacaklarını hem yukarıda zikrettiğimiz Sebe Sûresi (23. Ayet) hem de şimdi kaydedeceğimiz ayetle bildirmektedir: “O gün, Rahmân'ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.” (Taha, 20/109). O halde Allah’ın izin verdiği ve sözlerinden razı olduğu kimseler, şefaat edebileceklerdir. Aslında biraz Arapça gramer bilenler, yukarıda verdiğimiz Enbiya Suresi’ndeki şu ayetten şefaatin mutlaka gerçekleşeceğini hemen anlarlardı. Ayetin düzgün bir Türkçe ifadeyle tercümesi şöyledir: “Onlar, O'nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler.” Enbiya, 21/28. Ayetin Arapça metni, “Onlar şefaat edemezler” şeklinde nefiyle yani olumsuz bir şekilde başlar ve istisna ile devam eder: “Ancak Allah’ın razı oldukları hariç.” Çok iyi biliyoruz ki, sonradan gelen istisna, baştaki nefyi (olumsuzu olanı) ispat eder (Razî, Tefsiru’l-Kebir, XXII/112). O zaman ayet, “Allah’ın razı olduğu kimseler, mutlaka şefaat edeceklerdir” şeklinde anlaşılmalıdır. Tek başına bu ayet bile, şefaatin hak olduğunu ve var olduğunu ispat için yeterlidir.

“Kur’an İslam’ı” diyerek piyasada caka satanlar, Kur’an’ı bilerek anlamak istemeyen

veya cehaletlerinden anlamayan, ayetlerini tahrif eden veya anlamamazlıktan gelen

zavallı bir güruhtur. Bize sorarsanız, şunu söyleyebiliriz: Bunlar, büyük bir projenin

minnacık piyonlarıdır.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3093/sefaat-var-midir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar