Fransa’yı üzdük Hakan!

A Milli Futbol Takımı’mız, 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası (EURO 2020) Elemeleri H Grubu üçüncü maçında Fransa'yı 2-0 yenerek üçte üç yaptı ve 9 puanla grubun liderliğine yükseldi. Moda tabirle, gruba/ turnuvaya “fırtına gibi girdi”.

Fransa’yı ilk kez yendik. Hem de harika bir oyunla…

Türkiye Futbol Federasyonu’nun kayıtlarına göre, ilk olarak 1955 Akdeniz Oyunları’nda evimizde karşılaştığımız ve 0-0 berabere kaldığımız Fransa ile dünkü maça kadar resmi-özel toplamda 6 kez mücadele etmiş; birini sahamızda olmak üzere (özel maç - 15.11.2000), ardı ardına beş kez yenildiğimiz bu maçlarda, kalemizde gördüğümüz 15 gole karşılık sadece 3 gol atabilmiştik.

Milli Takımımız dün gece aldığı galibiyetle liderliğe yükseldiği gibi, yaklaşık bir yıl önce taktığı “Dünya Şampiyonu Apoleti”ni de kibarca söküverdi Fransa’nın.

…..

Bilhassa dünkü maç bağlamında söylenecek olursa, geleceğin “çok güzel günler gösterecek milli takım”ını izledi dost düşman herkes.

Modern futbol adına ne varsa, eksiksiz yansıtmayı bildi sahaya takımımız. Ders verircesine…

Genç ve dinamik bir kadroyla çıktığımız müsabakaya, orta sahayı zengin tutarak, açık gedik bırakmayarak başladı takımımız. Ve maç boyunca da sürdürdü bu doğru uygulamayı.

Sahanın her yerinde alan daraltarak, rakip oyunculara geniş hareket alanları bırakmadı. Bunu yaparken, topun arkasına geçildiğinde ise, hatlar/ bölgeler arasını sürekli olarak yakın tutmayı başardı. Maç boyunca…

Sahanın her yerinde ayağa top oynandı. Milli takımlar ve kulüpler düzeyinde yılların hastalığı olan topu yana oynama yanlışına hemen hiç düşülmedi. Aksine sürekli dikine oynamaya çalışan, gerek kanatlardan gerekse orta sahadan rakip kaleye bir an önce gitmek için gayret eden bir takım izledik dün gece.

Nitekim Cengiz’in golü tam da böyle bir anlayışın pek lezzetli bir ürünüydü. Öyle ki, kaleci Mert ile başlayan atak, toplam dört pas sonrasında Fransa kalesinin içinde gol olarak son buldu. Hem de saniyeler içerisinde…

Gereksiz koşu yapılmadı ve topun arkasında kalarak, sahanın ikinci ve üçüncü bölgeleri en kısa sürede geçilmeye çalışıldı.

Oyunun yönünü gerektiği anda ve hiç telaşa düşmeden etkili biçimde değiştiren, top rakip oyunculara geçtiğinde çok başarılı biçimde alan daraltan, geniş alan bırakmayan bir milli takım vardı sahada.

Oyunu defanstan kuran, daha çok rakip sahada oynamaya gayret eden... Savunmayı hücumda kurmayı planlayıp, bunu Cengiz ve Kenan ile başarıyla gerçekleştiren…

…..

Ve bu büyük başarının yakın plandaki mimarı Şenol Güneş

İkisi özel üçü resmi, 5 maç ve 5 galibiyet. Güzel oyun, yüzde yüz başarı. Çok önemli bir istatistik...

Dünkü maç özelinde söylenecek olursa, her şeyden önce belirtmek gerekir ki, Şenol Hoca kafasında bir takım oyunu kurgulamış ve maç başlamadan önce kafasında yenmiş Fransızları. Sergilenen paniksiz, güvenli ve sakin oyun bunu açık biçimde gösteriyordu.

Tecrübeli hoca maç sonu konuşmasında, “bugün ben yapmadım; siyaset, ekonomi, medya, seyirci ve halkımız, yani hep birlikte yaptık” diyerek, tam da kendisine yakışır bir şekilde mütevazı açıklamalar yaptı.

O kadar ki, bir Türk gazetecinin sorusunda Fransa’ya karşı küçültücü ifade kullanması üzerine, “Fransa, Fransa’dır; büyük takımdır, bize yenilmiş olması yıllardan beri sadece üç kez yenilmiş bir takım olduğu gerçeğini değiştirmez; bu maç sonucu size malzeme olsa da, biz temkinli konuşmak durumundayız” demekten geri durmadı.

Elbette bu büyük maç ve nefis galibiyet çerçevesinde stadyumu dolduran, çoğunun Konyalı olduğunu tahmin edebileceğimiz seyirci için de özel bir bölüm açılmalı.

“Konya seyircisi her zaman yaptığını yapsın yeter” derken bir bildiği varmış Şenol Hoca’nın.  Nitekim seyirci ay-yıldızlı al bayrağımızla çok iyi başladığı maçı, çok da iyi bitirdi. Fransa Teknik Direktörü Didier Deschamps bile Konya’daki seyirciye özel yer verdi maç sonu konuşmasında. Yani milli zaferin kahraman seyircisi tam bir “12. Oyuncu” oldu maç boyunca.

Ve bu tür maçlarda, seyircinin takımına olumlu anlamda neler katabileceğini bihakkın gösterdi. Gönülden alkışlar onlara…

….

Şenol Hoca’nın da işaret ettiği gibi, yıllar sonra iyi bir jenerasyon yakaladı A Milli Futbol Takımımız.

Maç boyunca ezilmek, sinik oynamak, öne geçince zaman çalmaya çalışmak bir yana, sürekli futbol oynamaya çalışan, güzellikler üretmeye çalışan bir takım… Sadece işin gereğini yapma derdindeydiler. Maç boyunca üstün oynamayı bildiler, tartışma götürmez biçimde.

Nazarlık denilebilecek türden eksikler var mıydı? Birkaç tane de olsa, evet. Hemen İzlanda maçıyla başlayacak uzun süreçte dikkate alınması dileğiyle belirtelim.

Hem Fransa Teknik Direktörü Deschamps’ın, hem de Şenol Güneş’in olumlu anlamda işaret etmiş olmasına karşın söyleyelim ki… Burak Yılmaz, kaçırdığı yüzde yüz denilebilecek 3-4 gol pozisyonunun hiç değilse birini filelerle buluşturabilmeliydi. Aksi halde, kaçırılacak o bir gol takımımızı çok önemli bir anda boynu bükük bırakabilir.

Bir de, yılların deneyimi Burak, aralarında 19-20 yaşında oyuncuların da bulunduğu kadroya iyi örnek olmak adına, girdiği pozisyonlarda düşmeyi değil ayakta kalmayı düşünmeli. Oyunda kalmak adına bir kez direnirken, birçok pozisyonda aksini yaptı. Hatta birinde, zorlasa belki ceza sahası içinde düşürülecek ve penaltı alabilecekti.

Bir diğer olay/ durum ise, psikoloji merkezli…

İlk yarının uzatma bölümünde Umtiti’nin Burak’a vurduğu dirsek sonrası, Merih Demiral’ın hemen sarı kart göstermeyen hakeme yersiz itirazı, son derece gereksiz bir sarı kart görmesine sebep oldu. Bir anlık öfke, maçın ilerleyen dakikalarında acı bir fatura ödetebilirdi.

Bu anlamda,maçın psikolojisi mutlaka çalışılmalı, bütün milli takımlar düzeyinde. Maçın teknik ve taktik çalışılması neyse, psikolojisi de aynı hassasiyetle, belki daha fazla çalışılmalı.

Merih’in gördüğü bu kart, “gereksiz kart” için, Mahmut Tekdemir’in 39. dakikada Mbappé’ye yaptığı “taktik faul” sonucu aldığı -çok yerinde- kart ise, iki farklı boyutta derslik örneklerdi.

Son bir uyarı da, kale önünde gereksiz yapılan geri paslar konusunda… Aman dikkat… Gerekli hallerde yapıldığında bile çerçevenin uzaklarında yapılmalı bu paslaşmalar. Ki, telafi için mücadele edilebilecek mesafeler bulunabilsin.

Dünkü maçta bütün oyuncuların çok çok iyi oynadığını, sorumluluklarını yerine getirdiklerini ifade etmek gerekir. Fransa’nın hocası da, sorular üzerine, “bütün mevkilerde iyiydiler, çok kaliteli oynadılar, futbolun bütün gereklerini yerine getirdiler ve galip geldiler; Türk Milli Takımı’nı çok çok tebrik ediyorum” diyerek onayladı bunu açık biçimde.

Öte yandan, 30. dakikada ilk golümüzü atan Kaan Ayhan’ın defanstaki asli görevinde de kusursuz oynadığını; aynı şekilde, 40. dakikada ikinci golümüzü armağan eden Cengiz Ünder’in oyunu iki yönlü (defans ve ofans) olarak eksiksiz oynadığını ve dahi Hasan Ali’nin, kanadından gelen Mbappé ve bindirme yapan diğer oyunculara karşı açık biçimde üstün oynadığını ayrıca belirtmiş olalım.

Doğrusu oyuncularımızın her biri tertemiz, sakin ve akıllı oynayarak alın terlerini haklı bir galibiyetle taçlandırmayı bildi. Bu galibiyette Avrupa görmüş oyuncuların fazlalığı ne derece etkiliydi, bunu ayrıca irdelemek gerekir. Zira önemli bir alt başlık bu…

Son sözler…

Maçın Slovenya’lı orta hakemi Damir Skomina ve ekibi çok başarılı bir yönetim sergiledi. Skomina’nın iletişim biçimi ve isabetli kararlarıyla, kaliteli futbola zemin hazırladığını söylemeliyiz.

Her iki takımın oyuncuları son derece iyi niyetliydi. Futbol oynamak ve güzel bir oyun izletmek amacındaydılar. Üst düzey maçta ikişerden dört sarı kart görülmüş olması açık göstergesidir bu iyi niyetin.

Konya Büyükşehir Belediye Stadyumu’nda futbol adına her şey ama her şey çok olumluydu. A Milli Takımımız yendiği için her şey ayrıca güzeldi.

Gözün aydın Hakan Çalhanoğlu… Fransa’yı üzdük biraz!

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3089/fransayi-uzduk-hakan.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar