Çatışmacı Kimlikler ve Siyaset

Siyasi kimliklerini çatışma, ayrıştırma üzerine kuranlar isteseler de barışçı, uzlaştırıcı bir siyaset izleyemezler. Onun için bazı siyasetçilere dönüp şunu yaparsanız etki alanınız genişler, bunu yapmazsanız kazanırsınız gibi analizlerin çok faydası yoktur.

Son on yılın tamamını neredeyse bizimle aynı dili konuşan, aynı kültür havzasından beslenen, aynı kıbleye yönelen insanlara düşman edilmekle geçirdik. Sonuç, parçalanmış, birbirine mühendislik ürünü algılarla bakan ve düşmanlaştırılmış bir toplum oldu. Ancak bunun da bir doyum noktası olacaktı nitekim oldu ve 31 Mart seçimlerinde bu doyumun ilk reaksiyonları ortaya çıktı.

Kaybedilen belediyeler toplumun artık tahammül edemez hale geldiği düşmanlık yüklemesine gösterdiği bir tepkiden başka bir şey değildir. Bundan ders alındı mı, hayır. Siyasi kimliğiniz çatışmacı ise gerçeği görseniz bile tabiatınızın zincirlerinden kurtularak başka türlü davranmanız zordur.

Geçmişte AK partinin fren mekanizmaları vardı, Davutoğlu, Gül hatta Arınç gibi isimler zaman zaman uçuk, sivri siyasetleri törpüleyen bir işlev görürlerdi. Bu isimlerin tamamı tasfiye edildi. Sn. Arınç, şimdilerde Yüksek İstişare Kurulu adı altında kimsenin neye yaradığını bilmediği bir kurula atansa da tasfiyenin belki de en onur kırıcı şekli budur. Zira eleştirilerin başladığı bir yerde sunulan her koltuk sözünün değeri olanları susturmak içindir. Sn. Arınç, buna fit olur mu, bugüne kadar ki çizgisine bakarak olmaması gerekir diye düşünüyorum. Vicdanının sesini dinlerse hem kendi hem ülke kazanır. Sunulan koltuğu vicdanının üzerine koyarsa hem ülke hem kendisi kaybeder. Kendi adıma hala hüsn-ü zannımı muhafaza ediyorum.

Son teravih mitinginde - ki bu siyasi bir gösteri olduğundan başka türlü adlandırılamaz- söylenenler de aynı kamplaştırma zihniyetinin devam ettiğini, devam edeceğini gösterdi. Oraya toplananların üzerinden topluma İstanbul'u Kostantiniye yapmak isteyenlerin olduğu 23 Haziran seçimlerinde karşı taraf işaret edilerek anlatıldı. Bu, farklı partilere oy verenleri Yunan'la, Bizans'la aynı kefeye koymak anlamına geliyordu. Oysa birçok köşe yazarı (M.İde, A.Beki) bu konuya ışık tutan yazılar yazdılar. Kostantiniye ismini Osmanlı'nın kullandığını, resmi yazışmalara bu ismi reddederek İstanbul'u koyduranın Atatürk olduğunu duyanlar herhalde bir defa daha şaşırmışlardır. İşte ideolojik bilginin bizi götürdüğü yer burasıdır. Yıllarca ceberut, din ve milliyet düşmanı bir Atatürk portresi çizildi. Fakat zamanla görüldü ki ne adına olursa olsun ideolojik bilgi bizi hakikatten uzaklaştırmaktan başka işe yaramıyor. Atatürk bir faniydi elbette otoriter bir yönetim kurmuştu. Ama Abdulhamit'de otoriter bir yönetim kurmuştu. Biri yıkılışı durdurmak ötekisi kuruluşu tahkim etmek için bunu yapmıştı. Bu biraz da kişilikleri ve yaşadıkları trajedilerle ilgiliydi. Birinin otoriterliğini ceberutluk, ötekininkini gereklilik olarak görürseniz hakikati kaybedersiniz. Doğru olan anlamaktır, ideolojik bilginin yerine objektif, gerçekçi bilgiyi koyabilmektir.

Bu algı bozukluğu ve ideolojik bakış tarzı değişmedikçe siyasetin söylemleri değişmez. Mesele yargı reformu şu bu değil, uygulamadır. Uygulanmayan hiç bir yasa içeriği ne olursa olsun bir anlam ifade etmez. Yasalarımızda yargı bağımsızlığı, uluslararası antlaşmaların kanun hükmünde olduğu ve anayasaya aykırılıklarının ileri sürülemeyeceğine dair sayısız düzenleme var. Son yıllarda AİHM'in verdiği kaç karar uygulandı? AYM'nin verdiği ihlal kararları mahkemeler tarafından reddedilmedi mi? Mevcut yasalar uygulansa bugün bu ölçüde bir adalet sorunundan söz edilebilir miydi? Uygulamaların yasalar yerine siyaset tarafından belirlenmesi meselenin reform paketlerinden ziyade siyasi zihniyetle alakalı olduğunu göstermektedir. Bütün yetkinin kurum ve kuruluşlardan alınıp tek elde toplanması yasaları belirleyici olmaktan çıkararak kişisel tercihleri belirleyici mevkie yükseltmiştir. Atasoy Müftoğlu'na göre bunun nedeni şudur: "Karizmatik figürler, hayata ilişkin her ne varsa kendileri belirliyor. Toplumlar karizmatik figürler aracılığı ile düşüncesizleştiriliyor, kültürsüzleştiriliyor ve içleri hamasetle boşaltılıyor. Bir toplumun maruz kalabileceği en büyük tehlike hamasete maruz kalmaktır. Çünkü hamasete maruz kalan bir bünye hiç bir zaman gerçekliğin ayırdına varamaz."

Başka söze gerek var mı?

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3085/catismaci-kimlikler-ve-siyaset.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar