“Hoşbulduk - Güle Güle”

Selâm sana Ey Okur. Hem de gönül dolusu selâm. Tanıyıp tanımadığımız herkes için bir huzur temennisidir selâm. Düşünmemiz, konuşmamız ve yazmamız insanın mutluluğu için değilse kelamla verilen selam ne kıymet ifade eder ki! Sadece sahibini deşarj eden konuşma, muhatabı kırıp döken diyalog, kimseye bir fayda sağlamayan nutuk, çelişkiler içinde bırakan diyalektik, gönülde his uyandırmayan retorik, hayata dokunmayan analitik… bizden ve sizden uzak olsun. Selam verdiysek eğer bunları yapamayız. Çünkü selam huzur temennisidir. Güven vaadidir. Barış parolasıdır. Empati ahdidir. Diğer gamlık bildirisidir. Tüm bu söylediklerimiz, bundan sonra yazacaklarımızın temel felsefesi/ temel paradigmasıdır.

Bu, Enpolitik’te ilk yazım. Onun için “hoşbulduk” diyerek başladım. Medeniyetimiz, hoş bulduklarımızı daha da hoş etme görevi yükledi sırtımıza. Onun için yazıyoruz, onun için konuşuyoruz ve bazen onun için susuyoruz. Merhum Aliya öyle der ya hani; “Akıllı adam nasıl konuşulacağını bilir, hikmetli adam ise nasıl susulacağını”. 

Sesimizi değil sözümüzü yükselteceğiz nasip olursa bu platformda. Mâlum, zambakları büyüten gök gürültüsü değil yağmurdur. Öyle demiyor muydu hakîm; “ Su hayattır, sel ölüm. Sel, suyun ifrat halidir. Su rahmet, sel afettir”. Gönül isterki yazdıklarımız su gibi rahmet olsun, su gibi azîz olsun. Sel gibi yıkıcı olmasın. Sözün afetinden Allah’a sığınırız. Zira biliriz ki hiçbir kalbe kapısı kırılarak girilemez. Yazdıklarımız ilgi çekici olmalı. Yazdıklarımız önemli olmalı. Yazdıklarımız aktüel/güncel olmalı. Ve yazdıklarımız, hayatımızla test edilmiş olmalı. Yapmadığımız/ yapamayacağımız şeylerin sözlerini haykırmak sadece kuru bir cazgırlık olacaktır. Ve aynı zamanda bizler ileride, yaptıklarımızdan çok yapmadıklarımızdan pişman olacağız.

 İşte bu ve benzer duygularla oturdum bilgisayarın önüne. Ve kocaman bir “hoşbulduk” diyerek başladım hasbihale. “Yazmak” nedir Ey Kâri, bilir misin? Yazmak vermektir. Vermek sevmektir, çünkü sevmeyen veremez. Sevmeyen iman edemez, iman etmeyen Cennete giremez. Yıllardır biriktirdiklerimizi paylaşmaktır “Yazmak”. Birlikte maksuda giderken dertleşmektir “Yazmak”. “Kaleme ve yazdıklarına yemin eden Yüce Zât’ı tasdikin bir göstergesidir “Yazmak”. “Oku” diye buyuran Rabb’e, “Ne okuyayım ya Rab? sualineyine kulca verilmiş bir cevaptır “Yazmak”. Kalemi kalbe şahit tutmaktır “Yazmak”. Beynindeki nöronlarda oluşan duyguları önce hisse sonra da kelimelere döküp duygudaş aramaktır “Yazmak”. Eğer bu yazılanlar senin iç dünyanda mâkes buluyorsa ve satırlar üzerinde seyrederken,“gerçekten ben de bunları düşünüyordum; işin bu tarafı hiç aklıma gelmemişti; nasıl olur; bu kadarına da pes…” gibi iç sesiylekonuşuyorsan, bu yazı ikimize de faydalı demektir. Yoksa okuma gitsin.

Nasip olursa önümüzdeki zamanlarda burada, dînî, felsefî, siyasî, ictimaî ve kültürel içerikli yazılarla beraber olacağız. Kitap tanıtımları, eğitime dair analizler, medeniyet meselesi, politik eleştiriler, toplumsal eğilimler ve bunların pratik tezahürleri, bilimsel gelişmelerin insanlığı postmodern sonrası zamana sürüklemesi ve bu ismi konulmamış yeni yaşam biçimlerinin bize dayatacağı mottolar, Tanrı ile güç belâ(!) sürdürdüğümüz ilişki tarzının alacağı yeni haller… konuşup yazacağımız ve ızdırâbını paylaşacağımız mevzular olacak.

Peki, başlıktaki “Güle Güle” ifadesi ne için? O, Ramazan için. Bir ay önce geldiğinde “Hoş geldin” demiştik. “Umarız hoş bulur, hoş bulmasan da hoş eder ve hoş bırakır sonra da gidersin” diyerek temennilerimizi söze dökmüştük. Belki bazı kardeşlerimizin iş yoğunluğu sebebiyle Ramazan yorucu ve zorlayıcı bir hal aldı. Ama bazıları için on bir aydır beklenen bir hasret gibi kapıyı çaldı. Heyecanla açtık kapıyı. O geldi. Yanında Kuran, yanında iman ve ihsan, yanında mukabele ve yanında îtikaf ve uzlet ve hicret vardı. Hicret; Dünyevi hırs ve hazlardan uzaklaşmak. Îtikaf ve uzlet; Yıl boyu şımarttığımız bedenimizi aç bırakarak “dur” demekve bizi insan yapan ruhumuza “yürü ve yücel” diyerek kamil insan olma gayreti içine girmek. Ve Kurân. Yüce Yaratıcı’nın insana en büyük ikramı. Kutlu Nebi’nin (s) “oku ve yücel” direktifi doğrultusunda hayatımızı tanzim eden bir İlâhi lütuf. Bir ay boyunca dünyanın çepe çevre kuşatıp bunalttığı insana sanki cennetten gönderilmiş bir nefes gibi Ramazan. Gece çalan davuluyla, minarelerindeki mahyasıyla, öksüzleri güldüren fitre ve sadakasıyla sanki bu dünyalı olmayan bir misafir gibi Ramazan. Şimdi ayrılık vakti. O görevini yaptı, sıra bizde. Onun için dedim “güle güle”, seni özleyeceğiz. Çok bekletme, yine gel. Çabuk gel. Zira sen gidince bize bir şeyler oluyor. Bizi unutma. Ve giderken kulağımıza fısıldadığı son öğüt: “Unutma ey insan! Hayatı ramazan olanın ahireti bayram olur”.

Ve bir teşekkür. Yazmama vesile olan ve 3 dönem Milletvekilliği yapan Sayın Selçuk Özdağ Beyefendiye ve Enpolitik sorumlularına teşekkürlerimi iletiyorum.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3080/hosbulduk---gule-gule.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar