Üniversitede; ‘etik’ olmayan ‘kişi’, üst makamlara atanmamalıdır!..

Akademisyen; “Üniversitelerde ve yüksek öğrenim kurumlarında, öğretim işini gerçekleştiren, araştırmalar yapan ve özgün araştırmalarıyla alanına fayda sağlayan kişilere verilen isimdir. Arş.Gör,Dr.,Dr. Öğr. Üyesi,Doç. ve Prof. unvanlarına sahiptirler.

Akademisyenin görevi; kendini sürekli geliştirmek, araştırma yapmak, üretimde bulunmak ve kaliteli öğrenci yetiştirmektir. Akademisyen, okulda siyaset yapmamalı, tarafını; devletinin ve milletinin refahı, gelişmesi için belli etmelidir.

Yükseköğretim Kurulunca (YÖK) 2017-2018 öğretim dönemine ait yükseköğretim istatistikleri yayımlandı.(Mayıs 2018) 206 üniversitede akademisyen sayısı 158.098 oldu, bunun; 24.640 Prof., 14. 456 Doç., 37.520 Dr. Öğr .Üyesi, 35.484 Öğr. Gör., 45.998 Arş.Gör. olarak çalışıyor. Akademisyenlerin 70.235'i kadın, 87.863'ü ise erkek Öğretim Üyesi.

Demek ki, yanlış yapan akademisyenler %10 olsa 15.080 olur, %1 olsa 1508 olur ki, bu bile çok fazla. Akademide; yanlış işler yapanlar minimalize edilmeli, kişilik karakter analizi v.b. yöntemlerle akademi kurtarılmalıdır.

Prof. Dr. Coşkun Can Aktan, ilginç bir akademisyen tipolojisi yapmış;

 “Okur-yazar akademisyenler”:  Bunlar  sahip oldukları unvanların görev ve sorumluluğunu taşıyan bilgili, liyakatli ve erdemli insanlardır. Tabii, burada okur-yazarlık kavramını kendi alanında kitaplar okuyan ve saygın bilimsel dergileri takip eden akademisyenler için kullanıyoruz. (Bize göre %50)

“Okur-yazmaz akademisyenler”: Bu kategorideki akademisyenler, kendilerinden beklenen görevi kanaatimce eksik yapmaktadırlar. Yazmak, bilgiyi paylaşmak demektir. Bilimin gelişmesi için akademisyenlerin sahip oldukları bilgiyi yazarak daha geniş bir kitle ile paylaşmaları gerekir. Yine de bu kategoride etik-dışı bir davranıştan söz edilemez. (Bize göre %5)

 “Okumaz-yazmaz akademisyenler”: Bazı akademisyenler tembellik, rehavet ve atalet içerisinde mesleklerini sürdürürler. Kimileri araştırma görevlisi olarak girdiği meslekte hayret edilecek bir şekilde okumadan ve yazmadan bazı akademik ilerlemelere sahip olur ve sonra da emekli olur. (Bize göre %10)

“Okumaz-yazar akademisyenler.” Doğrusu bu en tehlikeli grubu oluşturur!... Böyle türlerin varlığı da aşikardır. (Bize göre %15)

 “Okumaz-yazmaz, fakat yazdırır akademisyenler!..” Asistanlarına kitap yazan ahlaksız hocaların sayısı da az değildir!... Bu kategori tamamen ahlak dışı bir alanı temsil eder. (Bize göre %10)

“Gazeteci akademisyenler”. Bir kısım üniversite mensupları  asıl görevleri olan bilimsel araştırma çalışmalarını yapmak yerine köşe yazarlığı yapmaktadırlar. Son yıllarda bu kimselerin sayısı süratle artmıştır. Şüphesiz, bir bilim adamının bilgilerini gazetelerde yazılar yazarak kamuoyuna aktarması çok önemli ve değerli bir çabadır. Ancak, bilim adamının asıl işi “bilimsel araştırma” yapmaktır. Her ikisini de bir arada layıkıyla yapana saygımız sonsuz... (Bize göre %05)

 “Televizyoncu akademisyenler.” Televizyonlarda haber sunan, yarışma programları takdim eden, televole tarzı programlar yapan akademisyenlerin olduğunu da pekala hepimiz biliyoruz. (Bize göre %05)

Elbette, akademisyenlerin büyük kısmı; çok dikkatli, saygın kişiler. Ancak, sistemde; yanlış yapanları korumaktan vazgeçilmeli ki, yeni gelenlere örnek olunabilsin.

Çünkü; eğitim, hata kabul etmiyor.

O nedenle, akademiye girişte, mutlaka “kişilik karakter analizi yapılmalıdır” diyoruz. “Kişilik karakteri” olumsuz olan kişiye; bırakın derse girmek/öğrenci teslim etmek, idari görevlerde  kesinlikle teslim edilmemelidir.

Kısaca; Rektör dahil, her atama/görevlendirme “kişilik karakter analizi”  sonuçlarına göre yapılmalıdır…

Aşağıda bazı kötü örnekleri veriyor, bu gibi kişileri üniversitelerden arındıracak çalışmalar  bekliyoruz;

Kız öğrenci diyor ki; “Ben ..Fakültesi’ne öğrenci oldum. Evli bir Prof. hakkında olumsuz konuşuluyor ve üst sınıf öğrencileri bize; “….odasına sakın yalnız gitmeyin, taciz ediyor. Mutlaka yanınızda birisi olsun” diyorlardı. Biz de hep öyle yaptık.”

Yani, herkes biliyor, duyulmuş, ama akademisyene dokunacak/soruşturma açacak üst yetkili yok!..İlginç değil mi?

Kız öğrenci diyor ki; “Hocamız, evli, babam yaşındaydı…Çok, yardımcıydı. Bir gün, konuşurken “sizi çok seviyorum hocam” dedim. Teşekkür etti. Akşam çıkışta, kapıda duruyordu, beni yanına çağırdı, “bende seni beğeniyorum” dedi. Şaşırmıştım, hemen uzaklaştım. Ama, beni telefon mesajlarıyla rahatsız etti. Sonra, dürüstlüğü konuşulan bir hocaya bahsettim, o konuşmuş, öylece kurtuldum.” Ne diyor?, babam yaşında!..Olmasa bile; “eğitim için gönderilen kızlarımıza asılan/taciz eden akademisyene yakışıyor mu?!..

O, evli bir rektördü…Üniversitede bir kız öğrenciyle aşk ilişkisi yaşıyor ve ilde duymayan kalmamış!...Biz, o ile ziyaret/toplantıya gidince, duyduklarımız karşısında şaşırmış ve “kısa zamanda görevden alınır demiştik.” Aaaaa, birkaç ay sonra YÖK Yönetim Kurulu’na atanmasın mı? Etik mi? Doğru mu? Elbette değil!...

O, etik olmadığı bilinen bir akademisyendi; istediği makama atanmadığı için rektöre ağzına geleni söylüyor, ağlıyor, başkalarını suçluyor. Sonra, başka bir üst göreve getiriliyor. Oysa, geçmişte idareciliğinde yaptıkları tam bir facia, Herkes, aman diyor, ama rektörün derdi mi? O, kurumun geleceğinin/gelişiminin değil, denge politikasının peşinde. Kaybeden, elbette kurum oluyor…

O evli  bir kadın akademisyen, üst makam atanmıştı…O sırada, bir üst görevdeki evli akademisyenle gönül ilişkisi başlamış. Duymayan var mı?, yok; herkes biliyor, ama işlem yok!...Üst görevde, etik olması gerekenler etik değil!..Sonra, ne mi oluyor? Kadın akademisyen, “tost hazır, bekliyorum v.b.” diye yazdığı mesajı yanlış yere gönderiyor, birden ortalık karışıyor ve kadın akademisyen görevden alınıyor…Oldu mu şimdi? İlle; basına düşünce, yanlışlıkla paylaşılınca, medyada yazılınca mı gereken işlem yapılacak? Maalesef, ülkemizde böyle yürüyor işler!...

O evli bir akademisyen, iyi bir göreve atanmıştı. Evli bir kadınla tanışıp; “ortak işler yapalım, para kazanalım” demiş ve  gönül ilişkisi başlamış. “Eşimden ayrılacağım seninle evlenelim” deyince, sorun yaşayan kadın, eşinden ayrılmış. Ama hak getire, bu defa; tehditler, dayaklar v.b. Bağlı olduğu kurum başkanına gitmiş, anlatmış, o; “maalesef, benim yapacağım bir şey yok, en üst makam atadı onu” demiş. O da, en üst makama gitmiş, anlatmış ve “görevden almazsanız, basına gideceğim” demiş. Ve, görevden aldırmış. Söyler misiniz?; kurum mu kaybetmiş, akademisyen mi? Elbette, kurum!...Çünkü, akademisyen –hiçbir şey yapmamış gibi- göreve devam..

Soru: Siz, hiç “mobbing/intihal yaptığı, tacizde bulunduğu v.b. için” hakkında soruşturma açılıp, görevine son verilen akademisyen duydunuz mu?

Kişilik karakteri bozuk insandan, akademisyen olur mu?

Birbirini kollayan sitemden, doğru netice alınamaz!..

Yanlış, her zaman yanlıştır.

Taciz, her zaman tacizdir.

Mobbing, her zaman mobbingtir.

Doğru insan ise, her zaman doğrudur…

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3069/universitede-etik-olmayan-kisi-ust-makamlara-atanmamalidir.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar