İnsan Tercihlerinin Ürünüdür

Takvimlerin görebileceği en güzel zaman dilimlerinden biri olan Ramazan iklimindeyiz. Kutlu ve nurlu, sakin ve huzurlu... İçerisinde bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesi’ni bulunduran son demlerini yaşıyoruz. Mübarek olsun.

Elbette inanan, teslim olan ve iman eden insanlar için bir anlam ifade ediyor bu sözler. Ve bittabi, yüce kitabımız/ rehberimiz Kur’an-ı Kerim’de sıkça “akletmez misiniz, “düşünmez misiniz” hitabında vurgulandığı üzere, akıl sahibi bireyler için.

Zira akıl, insanoğlunu diğer canlılardan ayıran en önemli özellik. Onu ‘eşref-i mahlûkat’ tanımlamasıyla onurlandıran, şeref sahibi yapan büyük lütuf. ‘Yaratılmışların en şereflisi’ yapan tarifsiz ilahî ihsan…

Yazımıza başlık olan yargıyı yüksek sesle tekrarlayarak devam edelim söze…

İnsan, tercihlerinin ürünüdür.

Şöyle de söyleyebiliriz… Her bir insan teki, farklı konular bağlamında aklını kullanarak veya kullanmayarak (duygularının sesini dinleyerek) yaptığı tercihlerin bileşkesi olarak sürdürür yaşamını.

İnanç ve o inancı yaşama düzeyi, eğlence, beslenme, ideoloji, siyaset, seyahat, giyim, yemek vs. hayatın farklı alanlarında sergilediği tercihler, o başlıklardaki anlayış ve kabul biçimlerini ortaya koyar. Dinlediği müzik, yoğun olarak ilgilendiği spor dalı ve izini sürdüğü sanat türü veya türleri… Tuttuğu takımdan, seçmeni olduğu siyasi partiye kadar…

Bütün bunlar, bireysel yaşamının yegâne aktörü olan ‘kendisi’ hakkında dış dünyaya tanımlayıcı bilgiler ve fotoğraf verir.

Ahiret inancına sahip mü’min Müslüman iyi bilir ki, yaptığı tercihler, helâllik-haramlık ve doğruluk-yanlışlık noktasında, kimsenin kimseye yardım edemeyeceği ve ‘her koyunun kendi bacağından asılacağı’ o büyük ve çetin hesap gününde önüne teker teker konulacaktır.

Konulmakla da kalmayıp, bahşedilen en büyük nimet olan akla atıf yapılarak ve bütün tercihler bağlamında şu ana sorunun sorulacağı da iyi bilinir; Neden bunu tercih ettin?

Tersinden okunacak olursa… Farklı konular bağlamında çok çeşitli seçenekler var olduğu halde, Yüce Önder Kutlu Peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.) aracılığıyla ulaşan kutsal ilkeler başta olmak üzere, kimliğini (dinî ve millî) oluşturan temel referanslar çerçevesinde aklını kullanarak niçin şunları değil de bunları tercih ettin?

Örneklendirelim elbette…

Kiminle kol kola, omuz omuza yol yürüdün? Kimin yanında durdun?

Kimlerle arkadaş oldun? Kimi dost edindin? Kiminle, niçin evlendin?

Hangi gerekçelerle şu, şu veya şu kanaat önderlerinin izini sürdün?

Neden o liderin peşinden gidip, tercihini ondan yana kullandın ve onu yönetime taşıdın da, tercihini diğer liderden yana kullanmayıp, onun düşüncesini/ tezlerini muhalefette bıraktın?

Niçin şu şekillerde bir eğlenme ve tatil türünü tercih ettin?

Hak ve hakikati söylemek yerine, açık yanlışlarına rağmen hangi çıkarlar grubuna karşı susturdu seni? Hatta cansiperane savundun o yalanları, yanlışları? Üyesi ve taraftarı bulunduğun takımın, iş grubunun, siyasi organizasyonun, akraba çevresinin, meslek grubunun vs. yanlışlarına karşın seni üç maymunu oynama aşağılığına düşüren neydi?

Yazılı ve yazısız hükümlere bakarak ve aklını kullanarak, aidiyet bağıyla bağlı olduğun gruplar, topluluklar ve organizasyonlar yapmış olsa dahi, türlü yanlışlara hak ve hakikat adına itiraz edip, karşısında durup, doğruyu söylemekten niçin kaçındın? Neden böylesi durumlarda sustun ve dilsiz şeytana döndün? Dahası o hataları, yanlışları savundun?

Seni sen yapan temel referanslara bakarak mı verdin kararlarını, yoksa tamamen dünyevî çıkarlar bağlamında mı oluştu tercihlerin? Hangi dünyevî menfaatler ve beklentiler şekillendirdi tercihlerini?

Bunları yaparken helâl-haram kaygısı güttün mü? Cevabın hayır ise, niçin?

Ve işte can yakan temel soru…

Peki, bunu yapmayacak ve bütün bu soruları sormayacaksan, bu akıl sana neden verilmiş olabilir? Akıl nimetiyle diğer canlılardan ayrılmış ve üstünlük verilmiş olmasının sebebi nedir?

Durduğunuz pozisyonun doğruluğunu veya yanlışlığını anlamak istiyorsanız, yanınızdakilere ve karşınızdakilere bakınız” diye yazmıştım bir vakitler.

Yanımızdakiler ve karşımıza aldıklarımız kimler? Ve bu tercihleri neye göre, hangi dünyevî ve uhrevî ölçütler merkezinde yaptık, yapıyoruz?

Kimlerin dertli anında derhal omzumuzu tahsis ediyoruz; kimlere sırtımızı dönüp, dirsek gösteriyoruz? Kimleri alkışlarımızla, oylarımızla, maddî ve manevî imkânlarımızla, kısacası tercihlerimizle öne çıkarıyor, kimlerin geride/ arkada kalmasına destek veriyoruz?

Bitirirken bir kez daha ve başta kendi nefsimiz olmak üzere tekrar edelim; hepimiz tercihlerimizin ürünüyüz. Eğer kendimizi inanan bir Müslüman olarak tanımlıyorsak, bu tercihlerin bir gün gelip sonsuzluk âleminin sıfır noktasındaki hesap gününde (rûz-i mahşer) önümüze konulacağını aklımızdan çıkarmamalıyız.

Daha geniş bir bakış açısıyla söyleyecek olursak…

Tercihlerinin ürünü olan bizler, yaptığımız o tercihlerin ‘sevap-günah’, ‘iyi-kötü’, ‘doğru-yanlış’, ‘nimet-külfet’ gibi ikililerle tanımlanabilecek olumlu-olumsuz sonuçlarını kabul etmek ve olumsuzluk bağlamında söylenecek olursa, önümüze konulacak faturayı ödemek zorunda kalacağız. İki cihanda da…

Ne deniyordu o muhteşem türküde…

Cehennem dediğin dal odun yoktur/ Herkes ateşini burdan götürür.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3064/insan-tercihlerinin-urunudur.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar