Bir İngiliz Lady’sinin Türkiye Mektupları

“…Türk kadınları şüphesiz bizden pek çok hürdür…”

 “…Dünyanın bütün kadınlarından en hür yaşayan Türk kadınlarının esaretine acıdıklarını görmek bana tuhaf geliyor...”

 “…Artık bu sözlerim üzerine, Türk kadınlarının her halde fikirli, nazik ve bizim kadar hür olduklarına inanabilirsiniz…”

Bu sözler İngiliz asilzadesi ve diplomat eşi Lady Mary Wortley Montagu’ya ait.

İngiliz sarayına mensup bir asilzâde olan Lady Montegu, 26 Mayıs 1689’da İngiltere’nin Nottinghamshire bölgesindeki Thoresby’de doğdu. Babası Kingston dukası William Fielding Pierrepont olan Lady Montegu, beş yaşında iken Denbigh kontunun kızı olan annesi Lady Mary Fielding’i kaybetti.

Edward Wortley Montagu ile evlenip Londra’ya taşınan ve zekâsı ve güzelliğiyle dikkat çeken Montagu, edebiyat çevreleri ve sarayla sıkı bir ilişki kurarak, kısa sürede Lady Mary unvanıyla meşhur oldu.

1715 yılında parlamento üyesi olan eşi;  bir süre hazine dairesi şube müdürlüğü yaptıktan sonra, elçi olarak İstanbul’a tayin edildi.

Eşinin Payitaht’a elçi tayin edilmesiyle, Osmanlı kadınıyla tanışan Lady Montagu, Doğu’yu ziyaret eden ilk Hıristiyan bayan sıfatıyla ve bir kadın inceliği ve merakı ile gördüklerini yazarak tarihe adını yazdırdı.

Türkler hakkında ilk mektubunu 12 Şubat 1717 yılında İstanbul’a giderken Belgrat yolunda yazan Montegu, İstanbul’da 1717-1718 tarihleri arasında yaşamıştır. Bakıldığında az gibi görünen bu bir yıla Lady Mary o kadar çok gözlem ve Türk dostlukları sığdırmıştır ki…

İngiliz sarayına mensup bu hanımefendi, ülkesinden ayrıldıktan sonra yazdığı  52 mektuptan 30 tanesinde Türkiye’yi anlatmıştır. Lady Montagu’nun yazdığı, bu mektuplar  18. yy Osmanlı Devleti’ni bir Avrupalı gözü ile anlatır. O tarihlerde Osmanlı, Batı’da oldukça gizemli ve barbar olarak nitelendirilir. İmparatorluğa gelen önyargılı seyyahların aksine Lady Mary, gördüklerini tarafsız bir şekilde değerlendirmeye çalışmış, bizzat Türklerle arkadaşlık kurarak edindiği izlenimlerini bu mektuplarında İngiliz dostlarına anlatmıştır.


Osmanlı kadınların toplandıkları hamam gibi en mahrem yerlerine bile giren Lady Mary’nin zarif bir aristokrat bir bayan olması, sadrazamın ve kethüdanın haremine oldukça rahat bir şekilde girebilmesini sağlamıştır. Lady Mary'nin mektuplarında anlattıkları, o zaman kadar buralara girmesi yasak olan erkek seyyahların; Osmanlı kadınları, gelenekleri ve harem için uydurdukları hikayelerin bir hayal mahsulü olduklarının adeta kanıtıdır.

Aslında bu İngiliz Ladysi de her Batılı gibi Osmanlı için Avrupa’da anlatılan bu önyargılı düşüncelere hakimdi. Yakinen tanımadan önce onun için de Türk kadınları, “çirkin” oldukları kadar “nezaketsiz”  ve “kültürsüz” idi!

Layd Montegu'nun Türk kadını ile ilk sosyal teması, o zamanlar Tük kadınlarının sosyalleşme yeri olan hamamda başlar. Hamamda Türk kadını ile sohbet etme imkanı bulan Layd'nin Türk kadınına hayranlığının ilk tohumları Sofya’daki o hamamda atılır. 

Türk hanımlarının güzelliği ve zarafetinden övgüyle bahseden Montegu, kıyafetlerine dair de mektuplarında ayrıntılı bilgiler bile vermiştir. Bizzat kendisinin de giyindiği bu kıyafetler dışarıdan bir kimsenin onları tanımasına imkân vermeyecek şekilde olan bu kıyafetler İngiliz Lady'sine göre hanımlara büyük bir özgürlük getiriyor.

“Kadınların hepsi sokağa çıkacakları zaman iki yaşmak örtünmek zorundadırlar. Biri ile gözler hariç olmak üzere yüzlerini örtüyorlar, diğeri ile de saçlarını örtüp vücutlarının yarısına kadar arkalarına sarkıtıyorlar ve mutlaka vücutlarını da bir ferace ile kapatıyorlardı. Kadınların sokakta kim oldukları konusunda teşhis edilmekten alıkoyan bu kıyafetler hanımlara büyük bir özgürlük getiriyor.”

Osmanlı kadınlarının esaret altında bulunmadığı, Hıristiyan ve hatta dünyadaki bütün kadınlardan daha çok özgür olduklarını düşünen Lady Montegu mektuplarında bu görüşünü defalarca önyargılı ve art niyetli seyyahların yazdıklarına sitem ederek vurgulamıştır.

İngiltere’de saray çevresinden birine Türk’e benziyorsun denildiğinde bunu hakaret sayan bir anlayıştan gelen Lady Montegu'yu, Türk hanımlarının güzelliği de çoķ etkilemiştir. Kara gözlü, uzun boylu, beyaz tenli, siyah uzun saçlı kadınlar karşısında hayrete düşmüş, dünyanın en güzel tenli kadınlarının Türk kadınları olduğuna, İngiltere sarayında bile bu kadar güzel kadınların bulunmadığını anlatır mektuplarında.

Ancak biri vardır ki; Lady Montegu’yü en çok o etkilemiştir: Kethüda’nın eşi Fatma Hanım.

“…Fatma’da ise bilakis bir saray nezaketi var, duruşu kalbe hürmet ve şefkat telkin ediyor… Fatma kendi memleketinin âdetini beğenmekle beraber başka memleketlerin âdetlerini öğrenmeye pek meraklı. Bu hususta tarafgirliği basit düşüncelilere bırakıyor. Kendisini hiç görmeyen ve benimle beraber bulunmasa dün bu şerefe nail olamayacak bir Rum kadını Fatma Hanım’ın güzelliğine, tavırlarındaki kibarlığa o derece bayıldı ki, hayretinden hiç ağzını açamadı, sonra bana, İtalyanca: ‘Bu kat’iyen Türk değildir, hiç şüphem yok, Hıristiyan’dır’ dedi…”

Lady Montegu’nün izlenimlerine göre; Osmanlı’da erkek çalışmak para kazanmak, kadın da harcamakla yükümlüdür.  Erkeklerin harcamalarından dolayı kadınlardan tasarruf talebinde bulunması ise normal olmayan bir davranıştır.

Osmanlı seyahatinden edindiği tecrübeler ile bu ülkeden oldukça memnun ayrılan Lady Montegu, yazdığı mektupları ile hem 18. yüzyıl Osmanlı kadın dünyasıyla bağ kurmuş hem de Türk kadınına olan önyargıları yıkarak onları bir Lady gözüyle dünyaya tanıtmıştır.

Türklerin çok eskiden beri yapmakta oldukları “çiçek aşısını” Batı dünyasına tanıtan kişi de Lady Mary Montagu idi. Çocukken geçirdiği çiçek hastalığının izlerini yüzünde taşıyan ve bu hastalığa yakalananlara karşı özel bir ilgi gösteren Lady Mary, çiçek aşısını ilk kez İstanbul’da oğlunda, daha sonra Londrada Kraliyet Ailesinin gözü önünde kızına uygulayarak İngiltere’ye çiçek aşısını tanıtmıştır.

“Çocuklar aşılama olayından sonra oyunlarına devam edebiliyorlar. Biraz ateş yapıyor, bir iki gün yataktan çıkamıyorsunuz o kadar. Hele bir hafta geçtikten sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi dipdiri ayağa kalkıyorsunuz. Hasta yattığınız süre içinde, iğnenin batırıldığı yerde bir küçük yara meydana geliyor ve akıntı yapıyor. Binlerce kişi bu şekilde aşı yaptırarak bu korkunç hastalıktan korunuyorlar. Fransız Elçisi, bu insanların, tıpkı bizde kaplıcaya gider gibi çiçek aşısı yaptırdıklarını söyledi ki çok doğru. Aşı yaptırıp da ölen hiç yok. Bu ameliyatın tehlikesiz olduğuna sizi inandırmak için şu kadarını söyleyeyim ki, küçük oğlumu aşılattım. Çiçek aşısını bizde, İngiltere’de yaymak için çalışmanın çok vatanseverce bir hareket olduğu inancındayım.”

Teşekkürler Lady Mary Wortley Montagu…

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3060/bir-ingiliz-ladysinin-turkiye-mektuplari.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar