Devletler de Ölür!

Devletler de tıpkı insanlar gibi ölür. Evet, yanlış duymadınız! Devletlerin yaşamı da insanlara benzer. Nasıl ki insan, çocukluk, gençlik, olgunluk, yaşlılık ve ölüm evrelerini yaşarsa, devletler de böyledir. Bu düşünce 1332-1406 yılları arasında yaşayan Tunus’lu büyük tarihçi, toplum bilimci İbn-i Haldun’a aittir. Arap, Endülüs coğrafyasındaki devletleri, gelenek ve görenekleri inceleyen İbn-i Haldun bugünkü sosyolojinin de babasıdır. Bize bıraktığı en büyük eseri Mukaddime’dir. İbn-i Haldun’a göre tarih, hükümdarların hayat hikâyelerinden ibaret olmamalıdır. Önemli olan olayların doğuşuna ve gelişmesine etki eden nedenlerdir. Bunu araştırırken de, sonuca ulaşmak için tarihi kaynakları eleştirerek olaylar arasında sebep-sonuç ilişkisi kurmaya çalışır. Ona göre tarihin bize faydası, yaşanmış olaylarla yaşadığımız zamanı yönlendirmesidir. Bugün ortaya çıkan bir olay, bağlı olduğu tarihteki olaydan ayrılamaz. Araştırmalarında vardığı sonuç şudur: Tarihte benzer olayları benzer şartlar veya benzer şartları benzer olaylar oluşturur. İnsanlar diğer canlılar gibi birbirlerinden ayrı yaşayamazlar, ancak birlikte yaşayabilmeleri için de onları bir arada tutabilecek bir bağın olması gerekir. Bu bağ nesep asabiyeti (aynı soya mensup olmak) veya sebep asabiyeti (aynı kültüre, ideale, geçmişe ait olmak) olarak iki tanedir. Bu bağı oluşturan insanlar bir araya gelip bir devlet kurarlar. Toplumsal kuralların belirlendiği, tüm kurumlarıyla düzgün çalışan adaletli bir devlet. Devlet içinde düzen sağlanmaz, yurttaşların hak ve görevleri tespit edilmez ve bunlara uyumu sağlayan organlar bulunmazsa toplumsal hayat devam edemez. Kur’an, Fıkıh, Kelam ile birlikte Matematik, Mantık bilimlerinin eğitimini de alan İbn-i Haldun Mısır’da 23 yıl kadılık yapmış, 1374 yılında küçük bir kasabaya çekilip o meşhur Mukaddime’sini yazmıştır. Ona göre bir devletin oluş ve yok oluş süreci beş aşamada gerçekleşir.

Birinci aşama: Kuruluş devri.

 Devletin ilk aşamasıdır. Devlet halkın mücadelesiyle ortaya çıkar. Bu dönemde herkes son derece fedakârdır. Bir devlete, bir bayrağa sahip olmanın büyük bir heyecanı vardır. Açlık, yokluk, hastalık gibi birçok sorunla hep birlikte mücadele edilir.

İkinci aşama: Devletin oluşması.

Bu aşamada devlet kurulur. Devlet içindeki olası tehlikeler bertaraf edilir. Devletin kurumları oluşur ve toplumsal düzen sağlanır. Devlet kendisini ortaya çıkarır.

Üçüncü aşama: Bürokrasinin doğuşu.

Bu dönem, iktidar yakınlarının imkânlardan faydalanma dönemidir. Kendisini tehdit eden/edebilecek olan unsurları ortadan kaldıran iktidar, bayındırlık işlerine özellikle önem verir. Sağlanan siyasi istikrar sayesinde iktisadi zenginlikler oluşur. İktidar sahipleri kendi yakınlarını önemli kademelere getirirler. İbn-i Haldun’a göre bu olay varlığın kemale ermesidir. Ancak aynı zamanda bu olay; devletin, çöküşe ve yok oluşa da yönelmesi demektir. Çünkü devleti kuran heyecan ortadan kalkmıştır.

Dördüncü aşama: Sadece istikrar(!) (Duraklama)

Bu aşamada devletin tek amacı vardır: Mevcudu muhafaza edebilmek. Bu yüzden geçmişte yapılanlarla övünülür. Bol bol halkın atalarının ne kadar kahramanlık gösterdikleri vurgulanır. Devletin arzusu, çatışmalardan uzak, barış içinde yaşamak şeklinde şekillenir. Bu dönemde insanlar lüks bir yaşama alışırlar.

Beşinci aşama: kaçınılmaz son!

Bu dönemde iktidar sahipleri devleti keyfi bir şekilde kullanırlar. Devlet kaçınılmaz sona doğru adım adım gitmektedir. Şatafatlı yaşamları sürerken, iktidarı ayakta tutan halka kulaklarını tıkarlar. Böylece iktidarı sağlayan (güç) halk etkisiz hale gelir. Bu yozlaşmasın sonucunda herkes kendini düşünmeye başlar. Bireysellik çok belirgindir. Ayrıca insanlar daha önceleri rahat bir yaşama alıştıklarından, ekonomik zorluklara da dayanıksızdırlar. Bu dönemde, başlangıçta hedef olan ekonomik refah şimdi devleti kemiren ve sonunu hazırlayan bir unsur haline geliverir.

Ve sonuç olarak; Devletler de ölür!

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3043/devletler-de-olur.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar