Ramazan mı Değişti Yoksa Bizler mi Değiştik?

Eklenme Tarihi: 18.05.2019 08:20:00 - Güncellenme Tarihi: 18.05.2019 08:20:00

Her Ramazan geldiğinde herkesin dilinden muhakkak şu cümle dökülür: ?Nerde o eski Ramazanlar!?

Sahi nerde kalmıştı o eski Ramazanlar?

Ramazan mı eskimişti yoksa bizler mi eskimiştik?

Ramazan mı bizleri unutmuştu, biz mi onu unutmuştuk?

Ramazan mı bizi bırakmıştı, biz mi onu bırakmıştık?

Yoksa biz 600 yıl boyunca koca cihana hükmeden Osmanlı?nın torunları değil miydik?

Sahi ecdat nasıl karşılardı On Bir Ayın Sultanı Ramazan?ı? Yılın en önemli misafiri gelmeden nasıl hazırlık yapılır, o mübarek misafir bir ay boyunca nasıl ağırlanırdı?

Yaz tatili üç aylarda başlardı

Osmanlı?da Ramazan hazırlığı üç aylarda başlıyordu. Üç aylar girince Müslümanları tatlı bir Ramazan telaşı alıyordu. Sadece evler değil, okullarda yani o günkü anlamda medreselerde de Ramazan hazırlığı vardı.

Medreselerde şimdiki anlamda ?yaz tatili? üç aylarda veriliyordu. Bu tatillerde öğrenciler hem bilgilerini pekiştirmek hem de halkı bilgilendirmek için imparatorluğun dört bir köşesine gönderiliyordu. Bu olaya ?cerre çıkmak? denirdi. Yani öğrenciler günümüz Türkçesiyle bir nevi ?staj? yapıyorlardı. 

Hilali ilk görene 150?şer kuruş bahşiş

Devlet-i Aliyye, mübarek ay o kadar büyük bir heyecanla beklenirdi. Ramazan?ın habercisi hilali müjdeleyenlere 150?şer kuruş bahşiş verilirdi.

Zam yok!

Günümüzde ?Ramazan geldi!? diye gıda fiyatları artarken, Osmanlı'da ise Ramazan ayında yiyecek ve eşya fiyatlarının zamlanması devlet tarafındankatiyyen yasaklanmıştı.

Osmanlı yöneticileri bu konuda o kadar hassastı ki; ürünler devlet görevlileri tarafından bizzat kontrol ediliyor ve Ramazan ayı boyunca daha ucuza satılması sağlanıyordu.

Tembihnameler yayınlanırdı

Osmanlı, bu ayda o kadar hassastı ki; Ramazan?da nasıl davranılması gerektiği ?tembihname? denilen ferman tarzı yazılarda anlatılırdı.

Tembihname; dikkat edilmesi gereken hususları bildirmek üzere yetkililer tarafından çıkarılan yazı, bir nevi tâlîmatnâme anlamına gelmektedir.

Tembihnamelerde; Müslümanların beş vakit namazı camide cemaatle birlikte kılması, mazereti olmayan tüm Müslümanların oruç tutmaları gerektiği yazılırdı. Gayri Müslimlerin gündüzleri açık alanlarda yemek yememeleri, su, sigara içmeleri tembihname doğrultusunda yasaklanırdı.

1276 Ramazanına (23 Mart-21 Nisan 1860) ait olan tembihnamenin bir bölümünde şöyle deniliyor:

?Ramazan dolayısıyla cümlenin her vakitten daha ziyade Allah?ın hoşnnutluğunu kazanmaya çalışması ve edepli harekete dikkat etmesi gerektiğinden bu yolda bazı hususların hatırlatılması gerekmektedir.

1) Padişahın ziyaretleri sırasında herkesin uygun davranışlarda bulunması gerekir.

2)Herkes camilerde ve diğer yerlerde vakit geçirmekte serbest olmakla birlikte, gün boyu Çarşı içinde, Sultan Bayezid ve Şehzadebaşı?na doğru yol üzerindeki dükkanlarda ve özellikle buralardaki kahvehanelerle çaycı dükkanlarında oturmak memnundur.

3)Geceleri halkın geçişine mani olacak şekilde yol ortalarında oturmak yasaktır. Kadınların arabaları Bayezid ve Şehzadebaşı?ndasokak ortalarında durmayacakları gibi, erkekler de arabaların aralarında gezip kadınları rahatsız etmeyeceklerdir??

?Diş kirası? adında yoksullara altın verilirdi

Ramazan ayında sadece gönüller değil, evlerin kapıları da sonuna kadar açılır, iftar saati kapıyı kim çalmışsa kesinlikle geri çevrilmezdi.

Özellikle büyük konaklarda hem zenginler için hem de ihtiyaç sahipleri için sofralar kurulur, yapılan iftarın ardından ev sahibi, yemeğe gelen misafirlerine ?diş kirası? adı altında hediyeler sunardı. Zenginlere verilen diş kirası sembolik hediyeler olurken; durumu iyi olmayan yoksul konuklara ise altın ve gümüş akçeler verilirdi.

?Silin borçlarını? Allah kabul etsin?

Sosyal yardımlaşmanın ve paylaşmanın zirveye çıkıldığı bu ayda Müslüman, Hristiyan ya da milliyetine bakılmaksızın, varlıklı olanlar ihtiyaç sahibi kimselere kimliklerini belli etmeden yardım etmeye çalışıyordu.

Hatta varlıklı bireyler, hiç tanımadıkları semtlerdeki bakkal, manav ve fırınlara girip Zinem Defteri yani veresiye defterini alıp içinden rastgele bir sayfayı açıp, ?Silin borçlarını? Allah kabul etsin? der ve o sayfada yazılan borçları tamamen öderdi. Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu; borcu sildiren ise, kendisini kimin borçtan kurtardığını asla bilmezdi.

Çadırlarda sadece yemek dağıtılmaz!

Günümüzde kurulan iftar çadırları geleneği Osmanlı döneminden kalma bir gelenek. Fakat bir farkla! Devlet, burada sadece yemek vermiyordu, ihtiyaç sahibi vatandaşların birçok maddi ihtiyacı da burada karşılıyordu.

Gündüz yaşam duruyor, gece başlıyor!

Ramazan ayında gündüzleri yollarda kimse görülmez, neredeyse sokaklar tamamen boşalırdı. Gündüz uyuyarak geçiren halk, akşam olduğunda ise hem çalışır hem de eğlenirdi.

İftar ile sahur arasında oynanan ortaoyunu, meddah, karagöz gibi oyunlara sadece çocuklar değil, büyüklerin de ilgisi oldukça yoğundu.

Hırka-i Saadet merasimi

Ramazan ayının 12. günü geldiğinde ise; Kutsal emanetlerin bulunduğu Has Oda, iyice temizlendikten sonra gül suyu ile bir güzel yıkanırdı. Ardından da odada öd ağacı ve amber yakılırdı.

Devletin ileri gelenlerinin hazır bulunduğu bu törende, Padişah tarafından gümüş sandukanın içinden hırka-i saadet büyük bir hürmetle çıkartılırdı.

İşte ecdadımız böyle güzel ağırlardı 11 Ayın Sultanı Ramazan?ını?

Şimdi sormak lazım kendimize Ramazanlar mı değişti yoksa bizler mi değiştik?

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3042/ramazan-mi-degisti-yoksa-bizler-mi-degistik

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar