İstanbul Seçimi Üzerinden Büyük Kuşatmayı Görmek

Siyasi gündemimiz 23 Haziranda yenilenecek İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Seçimi üzerinden açığa çıkan tartışmalara kilitlendi. Tartışma Türkiye’nin içine sürüklenmek istendiği emperyalist kuşatmayı daha bir belirgin kılacak niteliktedir.

Meselenin sadece belediye başkanlığı seçimi olmadığı, İstanbul’un temsil ettiği, tarihi, kültürel, dini, siyasi kimlik üzerinden bir tartışma hatta çatışma yürütüldüğü kesin. Bu çatışmanın mahiyeti, istiklâl ve istikbalini imanla kaynaştırarak hiçbir güce boyun eğmemiş aziz milletimizin, şu sıralar 100. yılı idrak edilen Anadolu Kurtuluş savaşı ruhunun tekrar canlandığı bir dönemde iyi analiz edilmelidir. Başta devletin siyasi aklı, içinde erkân-ı harp ve istihbaratın da olduğu mesul kurum ve kişiler, bu analizi ayrıntılarıyla yapıyordur. Yapıyor olduklarını Suriye’de, Doğu Akdeniz’de ve genel anlamda bütün coğrafyamızda izlenen siyasetten anlıyoruz.

Türkiye şu an gerçekten bir beka savaşı vermektedir. Hiçbir gelişme, diğerinden bağımsız, bağlantısız değildir. İşin özeti keskin bir saplantıyla İsrail’in daha doğrusu Siyonizmin güvenliğini sağlamaya odaklanmış güçler, amaçlarını gerçekleştirmek için gerekirse bölgeyi cehenneme çevirmekten kaçınmıyorlar, kaçınmayacaklar. Esasen terör aracılığı ile Irak ve Suriye’de, Filistin’de yaptıkları kıyım ve yıkım, büyük oyunun sahnelenmeye başlamasından başkası değildir. Mısır, BAE, S. Arabistan, Yemen, Sudan ve Libya’da ümmetin aleyhine kurgulanan darbe, terör, çatışma, soykırım ve ambargolar büyük harekâta hazırlığın ön aşamalarıdır.

İran’a ambargo ve blokajı, Türkiye’ye Doğu Akdeniz’de uygulanan baskı ve kuşatma ile birlikte düşünmek gerekir. ABD’nin hedef şaşırttığını düşünüyorum. Bana sorarsanız asıl hedef İran değil, Türkiye. Güney Kıbrıs’ın daveti üzerine bütün emperyalist ülkeler ve onların işbirlikçileri güneye yerleşiyorlar. Diğer yandan Sudan’da Ömer el Beşir’e yapılan darbe sonrasında Sevakin Adasındaki varlığımız sonlandırılmak isteniyor. Türkiye’nin Rusya ile S-400 Hava Savunma Sistemi alımı anlaşması, önceden gördüğü bütün bu saldırgan niyetlere karşı etkili bir hamledir.

Biz, üstelik yerli ve millî imkânlarla alçak ve orta irtifa hava savunma sistemlerimizi üretiyoruz. Hem de bu yeni nesil savunma sistemlerimiz, muadillerinden çok daha isabetli ve etkili. Ancak S-400’ler yüksek irtifa savunma sistemleri. Bu sisteme sahip olmak isteyişimiz, büyük bir tehdit algılandığı anlamına gelir. Evelemeye gevelemeye gerek yok ki, tehdit ABD öncülüğünde yeni emperyalist ittifaktır. Türkiye, bütün amacı ve boyutlarıyla tehdidi gördüğünü ve arzu edilmeyen bir durum olduğu takdirde, çok kararlı cevap vereceğini ilan etmiştir.

Şu sıralar ordumuzun savaşma imkân ve hareket kabiliyetini göstermesi itibariyle üç denizde birden icra edilen Denizkurdu tatbikatının caydırıcı olması umulur. Değilse umarız Türkleri ve Türkiye’yi başka ülke ve milletlerle karıştırmazlar. Bir ateşin fitili ateşlenebilir belki ancak bu kendiniz için bir kıyamet hazırlamaktan başka bir sonuç vermez. Bulunduğunuz her yer size cehennem olur. Bunu en iyi bir Yunanlı diplomat anladı. “Yarın bütün bu bize dost gözükenler çekip gidince bizi Türklerden kim koruyacak?” diye sordu. Haksız değil. Umarız kendilerini dolduruşa getiren oradaki enerji kaynaklarını işgal ve talan etmek için gerekçeler üretenler de bu haklılığın gereğini yapar da kendileri için sonu ölüme çıkacak bir maceraya heveslenmezler.  

Ayrıca S-400 anlaşması ile Türkiye, Rusya’yı yanına alarak bir denge kurmak istiyor. Rusya’nın sağduyulu ve ileri görüşlü olması beklenen siyasi aklının bu işbirliği zeminini bozmaması evvelâ kendi çıkarına olur. Bu arada kendi uzun menzilli hava savunma sistemimiz için zaman kazanmaya çalışıyoruz. Daha da açık söyleyişle kimi odakların ısrarla şartlarını hazırlamaya çalıştıkları savaşı uzaklaştırmak istiyoruz. Kazanılan süre içinde yerli ve millî olarak geliştirilen son derece akıllı, çevik ve sofistike yeni nesil silahların seri üretim aşamasına geçilmesi önemlidir. Doğru yapıyoruz.

Ne var ki şu sıra ABD ile Rusya’nın sürdürdüğü gizli diplomasi, hayra alamet değil. Görüşmelerde nelerin konuşulduğu, ne tür anlaşma veya sözleşmelerin yapıldığı bilinmiyor. Ancak ABD’nin Rusya’dan Türkiye’ye uzak durmasını talep ettiğini bilmemek için zır cahil olmak gerekir. Bunun ilk işaretlerini İdlib’e yönelik Rus saldırılarından çıkarmak mümkün. Rusya kendisine talimat veren daha üst veya güçlü bir otoriteye boyun bükmüş olabilir. Dışişlerimiz, Rusya’yı, kendine yapılan vaatlerin ham hayaller ve büyük bir aldatmaca olduğu hususunda uyarmalı, aydınlatmalıdır. Bu süreçte Karadeniz’in ve Kuzey hattımızın hiç olmazsa güvenli kılınması hayati önemdedir.

Sonuç itibariyle gün kenetlenme günüdür. Cumhurbaşkanı ‘Türkiye İttifakı’ derken arka planda bu duyarlığa vurgu yaptı. Karşı cephe ise İstanbul seçimi üzerinden planlar yapıyor. Çünkü İstanbul, sıradan bir şehir değil, Türkiye’nin kalbi, derinliği, ruhudur. Şu sıralar tezgâhlanma çalışmaları yürütülen gezi olayları benzeri provokasyonların nihai amacı, millî varlığımızı zayıflatmaktır. Onun için doğrudur; bu bir beka ve elbette zekâ meselesidir. Feraset, basiret, cesaret meselesidir.

Oyunu görüyoruz, oyunu başlarına geçireceğiz.

http://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3039/istanbul-secimi-uzerinden-buyuk-kusatmayi-gormek.html

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

Diğer Yazılar